ALS Terimleri
Sözlüğü
Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS) ve motor nöron hastalıkları ile ilgili tıbbi terimleri, semptomları, tanı yöntemlerini ve tedavi kavramlarını kolayca inceleyin.
18 kDa translatör protein (TSPO)
Mikroglial aktivasyonla ilişkili, PET görüntülemede hedef alınan bir protein belirteci.
18F-FDG-PET
Beyindeki glikoz metabolizmasını ölçerek nöronal aktiviteyi ve hücre hasarını (nörodejenerasyon) gösteren nükleer tıp görüntüleme yöntemi.
2-Araşidonoilgliserol (2-AG)
Endokannabinoid sistemde yer alan, nöronal sağkalım ve nöroimmün iletişimi modüle eden koruyucu nitelikteki bir endokannabinoid.
2A protease
Enterovirüs D68 tarafından üretilen ve hücre içindeki proteinleri kesme yeteneğine sahip bir enzim.
3-nitro-tyrosine (nitroTyr)
Oksidatif stres sırasında tirozin amino asidine bir nitro grubunun eklenmesiyle oluşan, ALS gibi hastalıklarda sıkça görülen bir protein modifikasyonu.
5-Azaindol
İlaç tasarımında kullanılan, azot atomları içeren halkalı bir kimyasal yapı iskeleti.
5-HT2A
Beynde yaygın olarak bulunan ve çalışmada ağ ayrışması ile uzaysal korelasyon gösteren bir serotonin reseptör alt tipi.
5-Hydroxytryptamine (5-HT)
5-Hidroksitriptamin (5-HT), genellikle serotonin olarak bilinen, ruh hali, uyku, iştah ve iştah gibi birçok fizyolojik süreçte rol oynayan bir monoamin nörotransmiterdir.
504 Planı
Engelli öğrencilerin eğitim ortamına eşit erişimini sağlamak için gerekli düzenlemeleri ve değişiklikleri belirleyen bir plan.
6 Dakikalık Yürüme Testi (6MWT)
Bireyin fonksiyonel egzersiz kapasitesini ve dayanıklılığını ölçmek için kullanılan klinik bir değerlendirme testi.
7 Tesla fMRI
Standart MR cihazlarından çok daha yüksek manyetik alan gücüne sahip, beyin dokusunu ve fonksiyonlarını çok yüksek çözünürlükte görüntüleyen fonksiyonel manyetik rezonans tekniği.
7T Manyetik Rezonans Görüntüleme (7T MRG)
7 Tesla gücünde manyetik alan kullanan, yüksek çözünürlüklü görüntüleme sağlayan tıbbi görüntüleme teknolojisi.
8-oxodG (8-oxo-2'-deoxyguanosine)
Oksidatif stres nedeniyle DNA'da meydana gelen hasarın derecesini gösteren kritik bir modifiye nükleozid ve biyobelirteç.
AAA+ ATPase
Hücresel süreçlerde kimyasal enerjiyi (ATP) mekanik işe dönüştürerek proteinlerin yapısını değiştiren veya onları ayrıştıran geniş bir enzim ailesi.
AAV-aracılı (AAV-mediated)
Gen tedavisinde, hedef genetik materyali hücre içine taşımak için hastalık yapıcı özellikleri temizlenmiş Adeno-İlişkili Virüslerin (Adeno-Associated Virus) taşıyıcı (vektör) olarak kullanılması.
AAV-hTDP43
TDP-43 patolojisini incelemek için kullanılan bir hastalık modeli.
Abatacept (Orencia)
T-hücrelerinin tam olarak aktive olmasını engelleyen ve bağışıklık sistemini modüle eden biyolojik bir ilaç.
Abduction-Adduction (Ab-Ad)
El bileğinin yanlara doğru dışa (abdüksiyon) ve içe (addüksiyon) doğru gerçekleştirdiği eksenel hareket.
Aberan RNA
Hatalı sentezlenmiş, yapısı bozulmuş veya hücre için toksik olabilecek işlevsiz RNA molekülleri.
Accelerometer
Hareketin ivmesini ölçerek fiziksel aktivite, hareketlilik ve adım sayısı gibi verileri kaydeden araştırma sınıfı cihaz.
Accelerometry
Hızlanmayı ölçen bir yöntem veya cihaz. Bu bağlamda, fiziksel aktivite ve hareketin izlenmesi için kullanılır.
Acceptability
Bir tedavinin veya sağlık müdahalesinin hastalar ve bakım verenler tarafından ne ölçüde uygun ve tatmin edici bulunduğu.
AChR (Asetilkolin Reseptörü) Antikoru
Sinir-kas kavşağındaki reseptörleri bloke ederek kas kasılmasını engelleyen ve Miyasteni Gravis hastalarının çoğunda pozitif çıkan otoantikor.
Açilkarnitin
Yağ asidi metabolizmasında rol oynayan ve kramp şiddetiyle ilişkili olduğu gözlemlenen bir bileşik grubu.
Açık etiketli
Hem araştırmacıların hem de katılımcıların hangi tedavinin uygulandığını bildiği klinik çalışma tasarımı.
Açık Etiketli Uzatma (Open Label Extension)
Kontrollü çalışma bittikten sonra hem doktorun hem de hastanın ilacı bildiği ve tüm katılımcıların aktif ilacı alabildiği süreç.
Açık Etiketli Uzatma Evresi (Open-Label Extension)
Klinik araştırmanın ana bölümü bittikten sonra, plasebo grubu da dahil olmak üzere tüm katılımcılara deneme ilacının açıkça verildiği çalışma süreci.
Açık Etiketli Uzatma Fazı (OLE)
Bir klinik çalışmanın ilk fazını tamamlayan tüm katılımcıların, genellikle aktif ilacı alarak, çalışmaya devam etmelerine olanak tanıyan ek bir dönemdir.
Açık Kaynak (Open-Source)
Yazılım, veri veya diğer içeriklerin herkes tarafından erişilebilir, kullanılabilir, değiştirilebilir ve dağıtılabilir olmasını ifade eden bir model.
ACKR3
CXCL12 seviyelerini dengeleyen, sinyal iletimini modüle eden ve 'çöpçü reseptör' olarak görev yapan atipik bir kemokin reseptörü.
Acoustic-Biomechanical (Akustik-Biyomekanik)
Ses dalgalarının fiziksel özellikleri (akustik) ile ses üretimi sırasında ses telleri ve çevre dokuların mekanik hareketlerinin (biyomekanik) birlikte incelenmesi.
ACSL4 (Acyl-CoA Synthetase Long Chain Family Member 4)
Çoklu doymamış yağ asitlerinin hücre zarına yerleşmesini sağlayarak hücreyi ferroptozise (hücre ölümüne) duyarlı hale getiren bir enzim.
ACT for ALS
Amerika Birleşik Devletleri'nde ALS hastaları için araştırma, tedavi geliştirme ve destek mekanizmalarını hızlandırmayı amaçlayan bir yasa.
Action Research Arm Test (ARAT)
Üst ekstremitedeki motor işlevleri, kavrama, tutma ve ince motor becerilerini ölçen klinik değerlendirme testi.
Active-placebo (Aktif Plasebo)
İncelenen ilacın bazı yan etkilerini taklit eden ancak tedavi edici ana maddeyi içermeyen, klinik çalışmalarda körleme işleminin kalitesini artırmak için kullanılan kontrol maddesi.
Activities of Daily Living (ADLs)
Bireylerin bağımsız yaşamlarını sürdürmek için gerçekleştirdikleri içme ve kaşınma gibi temel günlük yaşam aktiviteleri.
Acute Flaccid Myelitis (AFM)
Omurilikteki motor nöronları etkileyen, ani kas zayıflığı ve felç ile karakterize nadir bir nörolojik durum.
Acute Intermittent Hypoxia (AIH)
Kısa süreli ve tekrarlayan düşük oksijen seviyelerine maruz kalma durumu; solunumsal plastisiteyi tetiklemek için kullanılır.
Adaptif Deneme Platformları (Adaptive Trial Platforms)
Klinik araştırma devam ederken elde edilen verilere dayanarak, çalışmanın tasarımında (örneğin hasta sayısı veya dozaj) önceden belirlenmiş kurallar dahilinde değişiklik yapılmasına izin veren esnek araştırma yöntemleri.
Adaptif Moda (Adaptive Fashion)
Fiziksel engelleri, hareket kısıtlılıkları veya tıbbi cihaz kullanımı olan bireylerin giyinme sürecini kolaylaştırmak amacıyla özel olarak tasarlanmış işlevsel giysiler.
Adaptif Rezerv (Adaptive Reserve)
Nöral, glial, vasküler, immün, metabolik, endokrin ve gen-düzenleyici sistemlerin stres altında yararlı yeniden yapılanmayı destekleme konusundaki bütünleşik kapasitesi.
Adaptive immunity (Adaptif / Edinsel bağışıklık)
Antijene özgü, öğrenilmiş ve hafıza özelliği olan, vücudun sonradan kazandığı gelişmiş bağışıklık yanıtı sistemi.
ADAR2 (Adenosine deaminase acting on RNA 2)
RNA molekülleri üzerinde adenozin bazlarını inozine (A-to-I) dönüştürerek RNA düzenlemesini gerçekleştiren bir enzim.
Adeno-associated virus (AAV)
Gen tedavisinde hedef hücrelere genetik materyal taşımak amacıyla yaygın olarak kullanılan, hastalık yapıcı özelliği olmayan küçük bir virüs vektörü sınıfı.
Adiponectin
Yağ dokusu tarafından salgılanan, anti-inflamatuar, insülin duyarlılığını artıran ve nöroprotektif özelliklere sahip bir hormon (adipokin).
Adiponektin
Yağ dokusu tarafından salgılanan, glukoz seviyelerini ve yağ asidi parçalanmasını düzenleyen, aynı zamanda anti-inflamatuar (yangı önleyici) özelliklere sahip bir protein hormonu.
Adipoz kaynaklı kök hücre (ADSC)
Yağ dokusundan elde edilen ve tedavi edici potansiyeli araştırılan kök hücreler.
Adjusted Rand Index (ARI)
Kümeleme sonuçlarının istikrarını ve tutarlılığını değerlendirmek için kullanılan bir ölçüt.
Adjustment Disorder (Uyum Bozukluğu)
Belirgin bir stres kaynağına (örneğin ciddi bir hastalık teşhisi) yanıt olarak gelişen, kişinin sosyal veya mesleki işlevselliğini bozan duygusal ve davranışsal tepkiler bütünü.
ADMET
Bir ilaç adayının vücuttaki Emilim, Dağılım, Metabolizma, Atılım ve Toksisite özelliklerini tanımlayan farmakokinetik kriterler.
ADMET Profili
Bir ilacın veya bileşiğin Vücuda Alınımı (Absorption), Dağılımı (Distribution), Metabolizması (Metabolism), Atılımı (Excretion) ve Toksisitesi (Toxicity) özelliklerinin değerlendirilmesi.
Admixture
Genetik olarak birbirinden farklılaşmış iki veya daha fazla popülasyonun karışması sonucu oluşan yeni genetik kompozisyon.
Advers Event (AE)
Bir klinik araştırma sırasında hastada ortaya çıkan, araştırma ilacıyla nedensel bir ilişkisi olması şart olmayan, istenmeyen her türlü tıbbi/klinik gelişme.
Advers Olay (Adverse Event)
Klinik bir çalışma sırasında katılımcıda görülen, tedaviyle ilişkili olması zorunlu olmayan her türlü istenmeyen tıbbi belirti veya semptom.
Adverse events (AEs)
Advers olaylar; bir tedavi veya tıbbi müdahale sırasında ortaya çıkan, tedaviyle doğrudan ilişkili olması şart olmayan istenmeyen veya olumsuz tıbbi gelişmeler.
AFM-IR (Atomic force microscopy-infrared spectroscopy)
Tekil protein agregatlarının morfolojisini ve ikincil yapısını nanoboyutta çözebilen, atomik kuvvet mikroskobu ile kızılötesi spektroskopiyi birleştiren yenilikçi teknik.
AFO (Ayak-Bilek Ortezi)
Ayak bileğini desteklemek, düşük ayağı kontrol altına almak ve yürüyüşü stabilize etmek için kullanılan medikal cihaz.
Ağ Farmakolojisi (Network Pharmacology)
Bileşiklerin ve hastalıkların çoklu moleküler hedefler ve biyolojik ağlar üzerindeki etkilerini bütüncül olarak inceleyen bilgisayar tabanlı yöntem.
Ağ homeostazisi
Bir nöral ağ içindeki kararlı fonksiyonel özelliklerin sürdürülmesi.
Ağ Meta-Analizi (Network Meta-Analysis)
Birden fazla tedaviyi hem doğrudan hem de dolaylı kanıtlar kullanarak aynı anda karşılaştıran, tedaviler arasında bir etkinlik sıralaması yapılmasına olanak tanıyan ileri düzey istatistiksel yöntem.
Ağ Toksikolojisi (Network Toxicology)
Kimyasalların biyolojik sistemler üzerindeki toksik etkilerini ve moleküler ağlar arasındaki etkileşimleri inceleyen bilgisayar tabanlı yöntem.
Age of onset
Başlangıç yaşı, bir hastalığın ilk semptomlarının ortaya çıktığı yaştır.
Agency (Eylemlilik)
Bireyin kendi kararlarını verme, eylemlerini kontrol etme ve çevresi üzerinde etki yaratma kapasitesi.
aggregation
Moleküllerin bir araya gelerek küme veya topaklar oluşturması süreci.
Aggregation propensity
Bir proteinin kümelenme veya topaklanma eğilimi.
Agonistic Antibody (Agonist Antikor)
Belirli bir reseptöre bağlanarak onu aktive eden ve vücudun doğal moleküllerinin etkisini taklit eden yapay antikor.
Agregasyon
Proteinlerin normal çözünürlüklerini kaybederek hücre içinde işlevsiz ve zararlı yığınlar oluşturması süreci.
Agrezom
Hücre içinde hatalı katlanmış proteinlerin birikmesiyle oluşan ve hücre savunmasında rol oynayan yapılar.
Ahlaki sıkıntı (Moral distress)
Sağlık profesyonellerinin doğru olduğunu bildikleri eylemi yapmalarını engelleyen kısıtlamalar nedeniyle yaşadıkları psikolojik rahatsızlık.
Akamprosat
Normalde alkol bağımlılığı tedavisinde kullanılan, ancak bu çalışmada nöroprotektif etkileri araştırılan bir ilaç.
Akciğer-beyin ekseni
Akciğer patolojisi ve çevresel maruziyetlerin nörolojik sağlığı etkileyebileceği bir iletişim yolu veya bağlantı sistemi.
Akış Sitometrisi (Flow Cytometry)
Sıvı bir akışkan içinde asılı haldeki hücrelerin veya mikropartiküllerin fiziksel ve kimyasal özelliklerini, lazer ışığı kullanarak yüksek hızda tek tek analiz eden cihaz ve yöntem.
Akraba evliliği
Genetik olarak yakın akraba olan bireyler arasındaki evlilik (genetik hastalık riskini artırır).
Aksiyon Potansiyeli
Bir sinir hücresinin zarı boyunca elektriksel sinyallerin iletilmesini sağlayan hızlı ve geçici voltaj değişimi.
Akson
Sinir hücrelerinin diğer hücrelere sinyal iletmesini sağlayan ve oligodendrositler tarafından miyelin kılıfıyla desteklenen uzun uzantısı.
Akson bütünlüğü
Sinir hücrelerinin uyarıları diğer hücrelere ileten uzun uzantıları olan aksonların yapısal ve işlevsel olarak sağlıklı ve kesintisiz kalma durumu.
Akson Dejenerasyonu
Aksonların ilerleyici olarak hasar görmesi ve kaybı.
Akson uzaması
Sinir hücrelerinin (nöronların) akson adı verilen uzantılarının büyüme ve uzama süreci.
Aksonal projeksiyon
Sinir hücrelerinin (nöronların) diğer hücrelerle iletişim kurmak için uzattığı akson adı verilen uzantıların oluşturduğu bağlantı yolları.
Aksonal rejenerasyon
Hasar görmüş sinir liflerinin (aksonların) yeniden büyüme ve onarılma süreci.
Akt Sinyal Yolu
Hücrelerin sağkalımını, büyümesini, sinir hücrelerinin korunmasını ve iltihabi süreçleri düzenleyen hücresel iletim mekanizması.
Akustik tabanlı çerçeve
Ses sinyallerinin analizi ve işlenmesine dayanan bir sistem veya metodolojidir; bu bağlamda konuşma seslerinin özelliklerini inceleyerek bilgi çıkarmayı ifade eder.
Akut Başlangıç (Non-elective / Acute Initiation)
Solunum cihazı tedavisine planlı bir hazırlık süreci olmadan, acil veya ansızın gelişen klinik durumlar nedeniyle başlanması.
Alanine aminotransferase (ALT)
Karaciğer hücrelerinde bulunan ve karaciğer hasarını veya fonksiyonunu değerlendirmek için kanda ölçülen bir enzim.
Alfa-interneksin (Alpha-internexin)
Erken nöronal gelişim ve merkezi sinir sistemi olgunlaşması sırasında yoğun olarak eksprese edilen bir tip IV ara filaman proteini.
Alfa-motor nöronlar
Omurilikte bulunan ve doğrudan iskelet kaslarını uyararak isteğe bağlı hareketleri başlatan büyük motor sinir hücreleri.
Alfa-sinüklein (α-synuclein)
Özellikle Parkinson hastalığında beyinde anormal şekilde katlanıp birikerek Lewy cisimcikleri oluşturan ve nörotoksisiteye yol açan bir protein.
Allosteric modulation (Allosterik modülasyon)
Bir ligandın, proteinin aktif (ortosterik) bölgesi dışındaki bir alana bağlanarak proteinin fonksiyonunu veya şeklini değiştirme süreci.
Allosterik Destabilizasyon
Bir molekülün bir bölgesine bağlanmanın, molekülün başka bir bölgesindeki yapısal kararlılığı veya düzeni değiştirmesi durumu.
alpha motor neurons
Kas kasılmasını sağlayan, omurilikteki büyük motor nöronlar.
AlphaFold (AF)
Yapay zeka kullanarak proteinlerin üç boyutlu yapılarını amino asit dizilimlerinden tahmin eden bir sistem.
ALPS indeksi (Analysis along the perivascular space)
Perivasküler alan boyunca difüzyon analizine dayanan ve glimfatik sistem fonksiyonunu değerlendiren bir görüntüleme metriği.
ALS
Klinik TerimBeyin ve omurilikteki motor sinir hücrelerinin kaybıyla karakterize, kas erimesi ve güç kaybına yol açan ilerleyici bir nörodejeneratif hastalık.
ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz)
Beyin ve omurilikteki motor sinir hücrelerinin kaybıyla karakterize, kas erimesi ve güç kaybına yol açan ilerleyici bir nörodejeneratif hastalık.
ALS (Amyotrophic Lateral Sclerosis) / Amiyotrofik Lateral Skleroz
Beyin ve omurilikteki motor nöronların (hareket sağlayan sinir hücrelerinin) harabiyetiyle seyreden, kas erimesi, güçsüzlük ve yutma/solunum yetmezliğine yol açan ilerleyici nörodejeneratif bir hastalık.
ALS Depresyon Envanteri-12 (ADI-12)
ALS hastalarında depresyon semptomlarını ve şiddetini değerlendirmek için kullanılan 12 maddelik özel ölçek.
ALS Functional Rating Scale-Revised (ALSFRS-R)
ALS hastalarının fonksiyonel durumunu değerlendirmek için yaygın olarak kullanılan bir ölçektir.
ALS genetic risk variants
Amiloid Lateral Skleroz (ALS) geliştirme riskini artıran genetik farklılıklar.
ALS mimics
Klinik belirtileri yönünden ALS hastalığını taklit eden ancak farklı (ve genellikle tedavi edilebilir) nedenlerden kaynaklanan nörolojik durumlar.
ALS-FTD
Amyotrofik Lateral Skleroz ile Frontotemporal Demansın (kişilik ve dil bozukluğu ile giden bunama türü) aynı hastada bir arada görülmesi durumu.
ALS-FTDSD
Amyotrofik Lateral Skleroz ve Frontotemporal Demansın bir arada görüldüğü, hem motor sinirlerin hem de bilişsel fonksiyonların etkilendiği hastalık spektrumu.
ALS-FTSD (frontotemporal spectrum disorders of ALS)
ALS ve FTD'nin klinik ve genetik özelliklerini bir arada gösteren bir hastalık spektrumu.
ALS-TDP pathology
ALS'de motor nöronlarda görülen, TDP-43 proteininin anormal birikimi ile karakterize patolojik değişiklikler.
ALS/FTD Spektrumu
Amyotrofik Lateral Skleroz ve Frontotemporal Demans hastalıklarının benzer genetik ve patolojik mekanizmaları paylaştığını ifade eden hastalık grubu.
ALS9 (Amyotrophic Lateral Sclerosis 9)
ANG (Anjiyogenin) genindeki mutasyonlar sonucu gelişen, motor nöron kaybı ile seyreden nörodejeneratif bir hastalık alt tipi.
ALSAQ-40 (ALS Assessment Questionnaire)
ALS hastalarına özgü, fiziksel hareketlilik, günlük yaşam aktiviteleri, yeme, iletişim ve duygusal durum gibi alanları kapsayan 40 maddelik yaşam kalitesi anketi.
ALScbn / ALSci / ALSbi / ALScbi
ALS hastalarının bilişsel ve davranışsal durumlarına göre sınıflandırılması: ALScbn (normal), ALSci (bilişsel etkilenmiş), ALSbi (davranışsal etkilenmiş), ALScbi (hem bilişsel hem davranışsal etkilenmiş).
ALSFRS-R (Amyotrophic Lateral Sclerosis Functional Rating Scale-Revised)
ALS hastalarının konuşma, yutma, el yazısı ve solunum gibi günlük yaşam aktivitelerindeki fonksiyonel durumunu ölçen revize edilmiş derecelendirme ölçeği.
Alt Motor Nöron (LMN)
Beyin sapı ve omurilikte bulunan, kaslara doğrudan sinyal göndererek kasılmayı sağlayan sinir hücreleri.
Alt motor nöronlar (LMN'ler)
ALS'de ilerleyici kaybı görülen sinir hücreleri.
Alt Tip ve Evre Çıkarımı (SuStaIn)
Hastalıkların heterojenliğini modellemek ve bireysel hastalar için alt tipleri ve hastalık evrelerini belirlemek için kullanılan bir hesaplama modeli.
Alternatif Ekleme (Splicing)
Pre-mRNA'dan intronların çıkarılıp ekzonların birleştirilmesi süreci; bu süreçteki hatalar farklı protein izoformlarının oluşmasına veya fonksiyon kaybına yol açabilir.
Ambulation (Ambulasyon)
Yürüme veya bir yerden bir yere hareket edebilme yeteneği.
Amiloid
Alzheimer hastalığında beyin hücreleri arasında plaklar oluşturarak sinir iletişimini bozan protein parçacıkları.
Amiloid Beta Oligomerleri
Alzheimer hastalığının gelişiminde kritik rol oynayan, nöronlar için toksik olan küçük protein kümeleri.
Amiloid Fibril
Hatalı katlanmış proteinlerin bir araya gelerek oluşturduğu, çözünmeyen ve dokularda birikerek hasara yol açan lifli yapılar.
Amiloid-β ve Tau
Nörodejeneratif hastalıklarda beyinde biriken ve patolojik süreçlerde rol oynayan protein yapıları.
Amlodipin
Yüksek tansiyon (hipertansiyon) ve anjina pektoris (göğüs ağrısı) tedavisinde kullanılan, kalsiyum kanal blokeri sınıfına ait bir ilaç etken maddesidir.
AMPAR (alfa-amino-3-hidroksi-5-metil-4-izoksazolpropiyonik asit Reseptörü)
Merkezi sinir sisteminde hızlı sinaptik iletimi sağlayan ana glutamat reseptörlerinden biri.
AMPK/SIRT1/PGC-1α yolu
Hücre metabolizması, enerji üretimi ve mitokondriyal biyogenezde rol oynayan bir sinyal iletim yolu.
Amyloid Aggregates (Amiloid Agregatları)
Nörodejeneratif hastalıklarda görülen, yanlış katlanmış ve kümelenerek dokularda biriken patolojik protein yapıları.
Amyloid aggregation
Proteinlerin anormal şekilde yanlış katlanarak çözünmez lifler veya kümeler oluşturması süreci.
Amyloid Fibrils (Amiloid Fibriller)
Proteinlerin hatalı katlanarak oluşturduğu, çözünmeyen ve nörodejeneratif hastalıklarda hücre ölümüne yol açan ipliksi patolojik yapılar.
Amyloid-beta agregasyonu
Alzheimer hastalığında görülen, protein parçacıklarının beyinde birikerek kümelenmesi ve plak oluşturması süreci.
Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS)
Klinik TerimAmyotrofik lateral skleroz (ALS), beyin ve omurilikteki motor sinir hücrelerinin (nöronlar) kaybı sonucu gelişen, kaslarda güçsüzlük, erime (atrofi) ve istemli hareket kaybına yol açan ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır.
Amyotrophic lateral sclerosis type 8 (ALS8)
VAPB genindeki p.Pro56Ser mutasyonu ile ilişkili, genellikle yavaş ilerleyici özellik gösteren nadir bir kalıtsal motor nöron hastalığı alt tipi.
Anaesthetist
Anestezi uzmanı; cerrahi işlemler sırasında hastanın ağrı duymasını engelleyen, hayati fonksiyonlarını izleyen ve yöneten uzman hekim.
Ancestral heterogeneity
Bir popülasyonun genetik yapısında farklı coğrafi ve etnik kökenlerden gelen genetik çeşitliliklerin bulunması durumu.
Android-to-gynoid ratio
Vücuttaki yağ dağılımının (karın bölgesi ile kalça bölgesi arasındaki) oranını ifade eden ölçüm.
Anlamsız (nonsense) mutasyon
DNA dizisinde proteinin erken sonlanmasına yol açan ve genellikle işlevsiz veya kısaltılmış protein üretimiyle sonuçlanan mutasyon tipi.
Anneksin (Annexin)
Membran hasarı durumunda hemen hasar bölgesine yönelen ve orada geçirgenliği kısıtlayan bir tıkaç oluşturan protein ailesi.
Annotation-free setting
Verilerin manuel olarak etiketlenmesine veya açıklanmasına gerek kalmadan bir modelin eğitildiği veya uygulandığı bir ortam.
Anonymized (Anonimleştirilmiş)
Kişisel verilerin, veri sahibi olan kişinin kimliğini doğrudan veya dolaylı olarak tanımlanamayacak hale getirilmesi işlemi.
Antagonistic pleiotropy (Antagonistik pleiotropi)
Bir genin yaşamın erken dönemlerinde hayatta kalma ve üreme üzerinde olumlu etkiler gösterirken, yaşlılık döneminde organizmaya zarar veren (nörodejenerasyon gibi) etkiler ortaya çıkarması teorisi.
Anterior Belly of the Digastric Muscle (ABDM)
Çene altında yer alan ve trigeminal sinir (beşinci kafa çifti) tarafından uyarılan digastrik kasın ön karnı.
Anterograd 'ölerek ilerleme' süreci
UMN patolojisinin LMN dejenerasyonunu tetiklediği bir mekanizma.
Anti-angiogenic
Yeni kan damarlarının oluşumunu (anjiyogenezi) engelleyici veya durdurucu özellik.
Anti-glikolipid antikorlar
Glikolipid yapılarına karşı bağışıklık sistemi tarafından üretilen proteinler (IgG ve IgM).
Anti-NRIP autoantibody
Anti-NRIP otoantikoru; bağışıklık sisteminin vücudun kendi NRIP proteinine karşı geliştirdiği hedefleyici antikor.
Anti-VEGF
Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü'nün (VEGF) etkisini bloke ederek anormal kan damarı büyümesini azaltmayı hedefleyen tedavi yaklaşımı.
Antibiotic conditioning
Nakil yapılacak yeni mikrobiyomun yerleşmesini kolaylaştırmak için mevcut bağırsak bakterilerini antibiyotiklerle temizleme işlemi.
Anticholinergic (Antikolinerjik)
Asetilkolin adlı nörotransmitterin etkisini bloke ederek tükürük salgısı gibi vücut salgılarını azaltan ilaç sınıfı.
Anticholinergic burden (Antikolinerjik yük)
Bir hastanın kullandığı birden fazla antikolinerjik ilacın vücuttaki birikimli ve birleşik etkisi.
Antigen presentation
Bağışıklık hücrelerinin, yabancı veya zararlı maddeleri (antijenleri) T hücrelerine tanıyabilmeleri için sunma işlemi.
Antikor (Antibody)
Vücudun yabancı maddelere karşı ürettiği, ilacın etkisini azaltabilecek veya yan etkilere yol açabilecek savunma proteinleri.
Antipsikotik
Şizofreni, bipolar bozukluk ve diğer psikotik tabloların tedavisinde kullanılan, genellikle beyindeki dopamin ve serotonin reseptörleri üzerinden etki gösteren ilaç grubu.
Antisens Oligonükleotid (ASO)
Belirli bir RNA dizisine bağlanarak gen ifadesini değiştirmek veya protein üretimini durdurmak için tasarlanmış kısa, sentetik nükleik asit dizileri.
Antisens Oligonükleotidler (ASO'lar)
Belirli bir mRNA'yı hedefleyerek protein üretimini engelleyen sentetik nükleik asit molekülleridir.
Antisens Oligonükleotit (ASO)
Belirli bir RNA molekülüne bağlanarak gen ekspresyonunu değiştiren sentetik bir DNA veya RNA dizisidir.
Antisens Oligonükleotitler (ASO'lar)
Gen ifadesini değiştirmek veya belirli proteinlerin üretimini engellemek amacıyla kullanılan kısa, sentetik DNA veya RNA parçacıkları.
Antisense Oligonucleotide (ASO)
Belirli bir genin ifadesini değiştirmek, protein üretimini durdurmak veya hatalı proteinleri düzeltmek için tasarlanmış kısa, sentetik nükleik asit dizileri.
Antisense Oligonucleotides (Antisens Oligonükleotidler - ASO)
Hedef RNA dizilerine bağlanarak gen ifadesini değiştirebilen, tedavi amaçlı kullanılan kısa, tek zincirli sentetik nükleik asit dizileri.
Antisense oligonükleotid (ASO)
Hücre içindeki RNA'ya bağlanarak protein üretimini düzenleyen veya durduran, genetik hastalıkların tedavisinde kullanılan kısa nükleotit dizileri.
Antisense Oligonükleotidler (ASO)
Hücre içine girerek hatalı mRNA dizilerine bağlanan ve protein üretim sürecini değiştiren kısa, sentetik RNA dizileri.
Antisense Oligonükleotit
Belirli bir mRNA'ya bağlanan ve protein üretimini engelleyen kısa bir tek sarmallı DNA veya RNA parçasıdır. Gen ifadesini modüle etmek için kullanılır.
ANXA11 (Annexin A11)
Plazma membranı onarımında görev alan ve mutasyonları ALS ile FTD patolojilerine katkıda bulunabilen bir anneksin proteini.
Apathy
Apati; bireyin duygusal tepkisizlik, motivasyon kaybı ve çevresindeki olaylara karşı belirgin bir ilgisizlik göstermesi durumu.
Apati
İlgi, duygu veya motivasyon eksikliği ile karakterize davranışsal bozukluk.
APOE ε4 Alleli
Apolipoprotein E (APOE) geninin belirli bir varyantı veya formudur. APOE, vücutta yağların taşınmasında rol oynayan bir proteindir ve özellikle beyin sağlığı ile ilişkilendirilmiştir. ε4 alleli, Alzheimer hastalığı gibi nörodejeneratif hastalıklara yatkınlığı artırabilen bir risk faktörü olarak bilinir.
APOE4 Genotype (APOE4 Genotipi)
Apolipoprotein E geninin, özellikle Alzheimer hastalığına yakalanma riskini önemli ölçüde artıran belirli bir genetik varyantı.
Apolipoprotein B (ApoB)
Kanda kolesterol taşıyan lipoproteinlerin yapısında bulunan ve lipid metabolizmasında anahtar rol oynayan bir protein.
Apolipoprotein E (APOE) ε4
Lipid metabolizmasında rol oynayan bir genin alelik varyantıdır. Özellikle Alzheimer hastalığı için en güçlü genetik risk faktörü olarak bilinir, ancak diğer nörodejeneratif hastalıklardaki rolü de araştırılmaktadır.
Apoptosis (Apoptoz)
Hücrenin genetik olarak programlanmış bir şekilde kendi kendini imha etmesi süreci.
Apoptotic neurons (Apoptotik nöronlar)
Programlı hücre ölümü (apoptoz) sürecine girmiş olan sinir hücreleri.
Apoptotik Kararlılık (Apoptotic commitment)
Hücrenin stres yanıtı sonucunda geri dönüşsüz olarak programlanmış hücre ölümüne (apoptoza) sürüklenmesi süreci.
Apoptoz
Hücrenin genetik olarak programlanmış bir şekilde kendi kendini yok etmesi; ALS'de motor nöron kaybının ana mekanizmalarından biridir.
Appendicular Skeletal Muscle Mass Index (ASMMI)
Kollar ve bacaklardaki toplam iskelet kası kütlesinin, boyun karesine bölünmesiyle hesaplanan bir vücut kompozisyonu göstergesi.
Aquaporin-4 (AQP4)
Astrositler tarafından ifade edilen ve glymphatic fonksiyon için kritik olan bir su kanalı.
Aralıklı Tedavi (Intermittent Therapy)
İlacın sürekli veya her gün yerine, belirli periyotlar ve ara verme dönemleri ile uygulanması yöntemi.
Araşidonik Asit Metabolizması
Hücre zarı lipidlerinden türeyen ve inflamasyon (iltihaplanma) süreçlerinde önemli rol oynayan bir yağ asidinin metabolik yolakları.
Araştırma ürünü
Klinik çalışmalarda test edilen, henüz onaylanmamış veya yeni bir endikasyon için değerlendirilen tıbbi ürün.
Arginase (Arginaz)
Arjinin amino asidini ornitin ve üreye dönüştüren, azot metabolizmasında ve hücresel dengede kritik rol oynayan bir enzim.
Arimoklomol
Hücrelerin stresle başa çıkmasına yardımcı olan ısı şoku proteinlerinin (HSP) üretimini destekleyen bir ko-indükleyici bileşik.
Arka Kök Gangliyonu (DRG)
Omurilik arka köklerinde bulunan ve çevre dokulardan merkeze duyu taşıyan nöronların hücre gövdelerini içeren yapı.
Arterial blood gas (ABG)
Atardamardan alınan kan örneğinde oksijen, karbondioksit ve bikarbonat gibi gazların ve pH seviyesinin ölçüldüğü bir test.
Articulation rate
Konuşma sırasında seslerin veya hecelerin net bir şekilde çıkarılma hızı.
ASAP1 (AMAP1/DDEF1/Centaurin β4)
Hücre içi taşıma ve iskelet düzenlenmesinde rol oynayan, ALS hastalarının motor korteksinde artış gösterdiği saptanan bir ARF-GAP proteini.
Ascending dose
Güvenli doz aralığını belirlemek amacıyla, katılımcı gruplarına kademeli olarak artan dozlarda ilaç verilmesi stratejisi.
Asetilasyon (Acetylation)
Bir moleküle asetil grubunun eklenmesiyle gerçekleşen; proteinlerin işlevini, yapısını, stabilitesini ve hücre içindeki konumunu değiştirebilen post-translasyonel modifikasyon.
ASF1A
DNA'nın paketlenmesi ve tamiri sırasında histon proteinlerini taşıyan, CHK1 ile birlikte çalışan bir moleküler şaperon.
Asimetrik Rijidite
Vücudun bir tarafında diğerine göre daha belirgin olan, kasların istemsiz ve sürekli sertleşmesi/gerilmesi durumu.
Aşı Tereddüdü
Aşıların mevcudiyetine rağmen aşılamayı geciktirme veya reddetme davranışı.
Aspirasyon
Yiyecek, içecek veya yabancı maddelerin soluk borusuna ve akciğerlere kaçması durumu.
Aspirasyon pnömonisi
Yiyecek, sıvı veya kusmuğun solunum yollarına kaçması sonucu oluşan akciğer enfeksiyonu.
Assistive Devices
Hareket kısıtlılığı olan bireylerin günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmelerine ve bağımsızlıklarını artırmalarına yardımcı olan teknolojik araçlar.
Assistive robotics (Yardımcı robotik)
Engelli veya hareket kısıtlılığı olan bireylerin günlük yaşam aktivitelerini bağımsız olarak gerçekleştirmelerine yardımcı olmak amacıyla tasarlanmış robotik teknolojiler.
Asthenia
Genel halsizlik veya yorgunluk hissi.
Astrocyte ramification
Merkezi sinir sistemindeki destek hücreleri olan astrositlerin dallanarak daha karmaşık bir yapı alması.
Astrocytes (Astrositler)
Merkezi sinir sisteminde glutamat geri alımı dahil olmak üzere homeostaziyi sağlayan ve nöronları destekleyen yıldız şeklindeki glial hücreler.
Astroglia (Astrositler)
Merkezi sinir sisteminde nöronlara yapısal ve metabolik destek sağlayan, kan-beyin bariyerini koruyan yıldız şekilli hücreler.
Astrogliyozi
Beyindeki astrosit adı verilen yıldız şeklindeki hücrelerin, hasar veya hastalık durumunda reaktif hale gelerek iltihaplanma ve skarlaşma ile karakterize edilen tepkisi.
Astrogliyozis
Merkezi sinir sistemindeki hasara veya hastalığa yanıt olarak astrosit hücrelerinin sayısının artması ve yapısal değişikliğe uğraması; genellikle nöroinflamasyonun bir işaretidir.
Astrosit
Merkezi sinir sisteminde nöronlara yapısal ve metabolik destek sağlayan, kan-beyin bariyerinin korunmasında rol oynayan yıldız şekilli hücreler.
Astrosit reaktivite belirteçleri
Beyindeki destek hücreleri olan astrositlerin bir uyarana veya hasara tepki verdiğini gösteren moleküler işaretleyiciler.
Astrositik (Astrosit kaynaklı)
Merkezi sinir sisteminde nöronları destekleyen, besleyen ve sinaptik çevreyi düzenleyen yıldız şeklindeki hücreler (astrositler) ile ilgili olan.
Astrositik disfonksiyon
Nöronları destekleyen glial hücreler olan astrositlerin işlev bozukluğu.
Astrositoz
Astrosit adı verilen glial hücrelerin aktivasyonunun bir göstergesi olan artışı.
Asymptomatic
Bir hastalığa veya genetik mutasyona sahip olmasına rağmen henüz klinik belirti göstermeyen kişi.
Asymptomatic carrier
Hastalık yapıcı genetik varyantı taşıyan ancak henüz klinik belirti veya semptom göstermeyen birey.
Ataksi-telenjiektazi
cGAS-STING yolağının patogenezinde rol oynadığı belirtilen, merkezi sinir sistemini etkileyen bir hastalık.
Atalante
Özellikle nörolojik rehabilitasyon için geliştirilmiş, hastanın ellerini serbest bırakarak dengede kalmasını ve yürümesini sağlayan gelişmiş bir robotik dış iskelet modeli.
Ataletsel sensörler
Hareket ve yönelim verilerini ölçmek için kullanılan sensör teknolojisi.
Ataxin-2 (ATXN2)
RNA işlenmesi ve stres granülü dinamiklerinde rol oynayan, mutasyonları ALS riskini artıran bir protein.
ATCV-1 (Acanthocystis turfacea chlorella virus 1)
İnsan oral mikroviyromunun bir parçası olan dev bir virüs türü.
ATF4 (Activating Transcription Factor 4)
Hücresel stres yanıtlarında, amino asit metabolizmasında ve inflamasyon süreçlerinde rol oynayan bir transkripsiyon faktörü.
ATG8ylation (ATG8ilasyon)
ATG8 ailesi proteinlerinin, hedef membranlardaki lipidlere (özellikle fosfatidiletanolamin) kovalent olarak bağlanması süreci.
Atomik Kuvvet Mikroskopisi (AFM)
Yüzeylerin nanometre ölçeğinde topografyasını, morfolojisini ve mekanik özelliklerini incelemek için kullanılan bir mikroskopi tekniği.
ATP üretimi
Hücrelerin temel enerji birimi olan adenozin trifosfatın sentezi.
Atrofi
Hücre veya dokuların hacimce küçülmesi; bu metinde kas erimesi anlamında kullanılmıştır.
Atrophy
Atrofi; bir organın veya dokunun hücre boyutunda veya sayısında azalma nedeniyle küçülmesi, erimesi.
AUC (Area Under the Curve)
Bir tanı testinin veya modelin doğruluğunu gösteren istatistiksel ölçüm; 1.0 mükemmel ayrımı ifade eder.
Auditory brainstem responses (ABR)
İşitsel sinir yollarının ve beyin sapının işitsel uyarana verdiği elektriksel yanıtları değerlendiren bir test.
AUROC (Area Under the Receiver Operating Characteristic)
Sınıflandırma modellerinin performansını ve ayırt etme gücünü ölçmek için kullanılan istatistiksel bir metrik.
Autoantibody (Otoantikor)
Bağışıklık sisteminin yanlışlıkla vücudun kendi hücre, doku veya organlarına karşı ürettiği antikor türü.
Autologous (Otolog)
Tıbbi bir işlemde kullanılan hücre veya dokunun, hastanın kendisinden elde edilmiş olması durumu.
Autonomic burden (Otonom yük)
Otonom sinir sistemi üzerindeki stres veya zorlanma derecesi.
Autonomic Dysfunction
Kalp atış hızı, kan basıncı, sindirim ve terleme gibi istemsiz vücut fonksiyonlarını düzenleyen otonom sinir sisteminin işlev bozukluğu.
Autonomic Nervous System (Otonom Sinir Sistemi)
İç organların çalışması, kalp hızı ve terleme gibi istemsiz vücut fonksiyonlarını kontrol eden sinir sistemi bölümü.
Autophagic clearance (Otofajik temizlenme)
Hücrenin kendi içindeki hasarlı veya patojenik proteinleri ve bileşenleri sindirerek ortadan kaldırması süreci.
Autophagic flux
Otofaji sürecinin başlangıcından sonuna kadar olan akış hızı ve etkinliği.
Autophagy (Otofaji)
Hücrenin hasarlı bileşenlerini ve atık proteinlerini parçalayarak geri dönüştürdüğü hücresel temizlik ve yenilenme mekanizması.
Autophagy induction (Otofaji indüksiyonu)
Hücrenin kendi içindeki hasarlı veya gereksiz bileşenleri sindirerek temizlemesi sürecinin tetiklenmesi.
Autosomal dominant
Tek bir mutasyonlu gen kopyasının hastalık belirtilerinin ortaya çıkması için yeterli olduğu kalıtım modeli.
Autosomal-dominant inheritance
Tek bir mutasyonlu gen kopyasının hastalığın ortaya çıkması için yeterli olduğu ve her çocukta %50 oranında geçiş riski taşıyan kalıtım modeli.
Awaji criteria
ALS tanısında klinik bulgular ile elektrofizyolojik (EMG) bulguları eşdeğer kabul ederek tanısal hassasiyeti artırmayı amaçlayan kriterler.
Awaji-Shima framework
ALS tanısında klinik ve elektrofizyolojik bulguları birleştiren uluslararası tanı kriterleri sistemi.
Axial Rotation
Bir yapının kendi uzun ekseni etrafında dönmesi (boyun için başı sağa veya sola çevirme hareketi).
Axon
Sinir hücresinin (nöron), elektriksel sinyalleri diğer hücrelere veya kaslara ileten uzun uzantısı.
Axon initial segment (AIS)
Akson başlangıç segmenti; nöronlarda aksiyon potansiyelinin (elektriksel sinyalin) tetiklendiği aksonun en başlangıç bölgesi.
Axonal Dying Back
Bir nöronun aksonunun (uzantısının) distal ucundan başlayarak geriye doğru dejenere olması süreci.
Axonal dysfunction
Sinir hücrelerinin akson adı verilen uzun uzantılarının işlev bozukluğu.
Axonal Homeostasis
Sinir hücrelerinin uzantıları olan aksonların yapısal ve işlevsel bütünlüğünün korunması durumu.
Axonal instability (Aksonal instabilite)
Sinir hücrelerinin uyarıları ileten uzun uzantıları olan aksonların yapısal bütünlüğünün ve kararlılığının bozulması durumu.
Axonal Transport (Aksonal Transport)
Nöronun gövdesi ile akson uçları arasında protein, organel ve diğer maddelerin taşınmasını sağlayan hücresel süreç.
Ayak Düşüklüğü
Ayak bileğini ve parmakları yukarı kaldırmakta zorlanma veya yetersizlik durumu, genellikle sinir hasarından kaynaklanır.
Ayırıcı tanı
Benzer semptomlara sahip olabilecek farklı hastalıklar arasında doğru teşhisi koymak için yapılan karşılaştırmalı değerlendirme süreci.
Azalmış penetrans
Patojenik bir genotipe sahip bazı bireylerin, ilişkili fenotipi (hastalığı) göstermemesi durumudur.
Azot Dioksit (NO2)
Genellikle trafik ve sanayi kaynaklı yanma süreçlerinden açığa çıkan, hava kirliliğinin temel bileşenlerinden biri olan gaz.
BAC (Bacterial Artificial Chromosome)
Büyük DNA dizilerini taşımak ve organizmalara aktarmak için kullanılan yapay bir kromozom vektörü.
Bağırsak-Beyin Aksı (Gut-Brain Axis)
Sindirim sistemi ile merkezi sinir sistemi arasındaki çift yönlü biyokimyasal iletişim yolu.
Bağırsak-beyin ekseni
Bağırsak ve beyin arasındaki iki yönlü, karmaşık iletişim sistemi.
Bakıcı
Hastalığı veya engeli nedeniyle başkasına bağımlı olan bir kişiye fiziksel, duygusal veya pratik destek sağlayan kişi.
Bakıcı Tükenmişliği (Caregiver Burnout)
Uzun süreli bakım verme sürecinin getirdiği fiziksel, duygusal ve zihinsel yıpranma ve tükenme durumu.
Bakım Hizmetleri (Care Services)
Kronik veya ilerleyici hastalığı olan bireylerin yaşam kalitesini artırmak, semptomları yönetmek ve destek sağlamak amacıyla sunulan tıbbi ve sosyal hizmetler bütünü.
Bakım Koordinasyonu
Hastaların sağlık hizmetleri sisteminde doğru tedaviye ve desteğe ulaşmasını sağlamak amacıyla farklı sağlık profesyonelleri, hizmetler ve kaynaklar arasında iletişimi ve işbirliğini düzenleme süreci.
Bakım Veren (Caregiver)
Kronik hastalık, yaşlılık veya engellilik durumlarında bireyin günlük yaşam aktivitelerine ve tıbbi ihtiyaçlarına destek sağlayan kişi.
Bakır Dishomeostazı (Copper dyshomeostasis)
Hücre içi veya hücresel düzeyde bakır dengesinin ve bakır metabolizmasının bozulması durumu.
Baroreflex sensitivity (Barorefleks duyarlılığı)
Kan basıncındaki değişikliklere yanıt olarak kalp atış hızını veya kan damarı tonusunu ayarlama yeteneği; kan basıncı regülasyonunun bir göstergesi.
Basket trial (Sepet çalışması)
Farklı hastalık gruplarının, ortak bir klinik veya genetik özellik (biyobelirteç gibi) temel alınarak aynı ilaçla tedavi edildiği klinik araştırma tasarımı.
Başlatma apatisi (Initiation apathy)
Çalışmada apati skorlarının alt alanlarından biri olarak geçen, eylemleri kendi kendine başlatma eksikliği ile ilgili apati boyutu.
Batch Effect (Parti Etkisi)
Deneylerin farklı zamanlarda, farklı laboratuvarlarda veya farklı cihazlarda yapılması sonucu verilerde oluşan, biyolojik olmayan teknik varyasyonlar.
Bayes istatistikleri
Yeni veriler elde edildikçe bir hipotezin olasılığını güncelleyen, klinik araştırmalarda esneklik sağlayan istatistiksel bir yaklaşım.
Bayesian interval-censored mixed-effects models
Belirli zaman aralıklarında gözlemlenen ve kesin gerçekleşme zamanı tam olarak bilinmeyen (sansürlenmiş) verileri analiz etmek için Bayesyen istatistiksel yöntemleri kullanan gelişmiş bir karma etkiler modelleme yöntemi.
Bayesian logistic regression (Bayesyen lojistik regresyon)
Olasılık teorisine dayalı olarak değişkenler arasındaki ilişkileri ve sonuç olasılıklarını tahmin etmek için kullanılan istatistiksel yöntem.
Bayesyen yaklaşım
Bu çalışmada asemptomatik akrabalar için mutasyon taşıma ve hastalık geliştirme olasılıklarını hesaplamak için kullanılan istatistiksel bir yöntem.
Baz Eksizyon Onarımı (BER)
DNA üzerindeki küçük, sarmal yapıyı bozmayan baz hasarlarının tamir edildiği hücresel mekanizma.
BCI (Beyin-Bilgisayar Arayüzü)
Beyin sinyallerini doğrudan bilgisayar komutlarına veya harici cihaz kontrollerine dönüştüren teknolojik sistem.
BDNF (Brain-Derived Neurotrophic Factor)
Beyin türevli nörotropik faktör; sinir hücrelerinin büyümesini, hayatta kalmasını ve yeni bağlantılar kurmasını destekleyen bir protein.
Beck Anksiyete Envanteri (BAI)
Bireylerdeki anksiyete (kaygı) semptomlarının şiddetini ölçmek amacıyla kullanılan klinik değerlendirme ölçeği.
Behavioral variant frontotemporal dementia (bvFTD)
FTD'nin öncelikle davranışsal ve kişilik değişiklikleriyle karakterize olan alt tipi.
Behavioural impairment
Davranışsal bozukluk, kişinin sosyal etkileşimlerini, duygusal tepkilerini ve günlük yaşam aktivitelerini etkileyen davranış kalıplarındaki değişiklikleri ifade eder.
Benign Fasikülasyon Sendromu (BFS)
Ciddi bir nörolojik hastalıkla ilişkili olmayan, iyi huylu kas seğirmeleri durumu.
Berberine (Berberin)
Mitokondriyal fonksiyonları destekleyen, enerji üretimini artıran ve enflamasyonu önleyici etkilere sahip biyolojik olarak aktif bir bitki alkaloidi.
Beşeri Tıbbi Ürün
İnsanlardaki hastalıkları tedavi etmek, önlemek, teşhis etmek veya fizyolojik fonksiyonları düzeltmek amacıyla uygulanan her türlü madde veya maddeler kombinasyonu.
Beslenme tedavisi
Hastanın beslenme durumunu iyileştirmeyi veya sürdürmeyi amaçlayan tıbbi müdahale.
Beta-amyloid pathology
Alzheimer hastalığında beyin hücreleri arasında birikerek plaklar oluşturan ve sinir iletimini bozan protein bozukluğu.
Beta-sheet elemanları
Proteinlerin ikincil yapısında bulunan, amiloid benzeri agregasyonlarda sıkça görülen bir katlanma şekli.
Beta-Tabakası (β-sheet)
Proteinlerin ikincil yapılarından biri olan ve anormal agregasyonda (kümelenmede) artış gösteren katlanma biçimi.
Beta2-mikroglobulin (β2m)
MHC sınıf I moleküllerinin hafif zincirini oluşturan ve hücre yüzeyinde antijen sunumunda görev alan bir protein.
Betasiyaninler
Kırmızı ejder meyvesi ve pancar gibi bitkilerde bulunan, güçlü antioksidan ve iltihap önleyici özelliklere sahip doğal pigmentler.
Beyaz Cevher (White Matter)
Beyinde sinir liflerinden oluşan ve sinyallerin iletiminden sorumlu olan doku bölgesi.
Beyaz Madde (White Matter - WM)
Beyinde sinir liflerinin (aksonların) bulunduğu ve yoğunluğu bu çalışmada morfometrik olarak ölçülen doku.
Beyin Omurilik Sıvısı (CSF/BOS)
Beyin ve omuriliği çevreleyen, merkezi sinir sistemindeki biyokimyasal değişiklikleri yansıtan berrak sıvı.
Beyin Organoidi (Brain Organoid)
Kök hücrelerden türetilen ve insan beyninin gelişimsel, yapısal ve hücresel özelliklerini laboratuvar ortamında taklit eden üç boyutlu yapay doku modelleri.
Beyin Plastisitesi (Brain Plasticity)
Sinir sisteminin gelişime, deneyime, yaralanmaya, hastalığa veya tedaviye yanıt olarak değişme kapasitesi.
Beyin Sapı (Brainstem)
Beyni omuriliğe bağlayan ve hayati fonksiyonları (nefes alma, yutma vb.) kontrol eden bölge.
Beyin-Bilgisayar Arayüzü (BCI)
Beyin sinyallerini alıp bilgisayar veya protez gibi harici cihazları kontrol etmek için komutlara dönüştüren teknoloji.
Bi-allelic excision
Bi-allelik eksizyon; bir genin her iki kopyasından (allellerinden) birden hedeflenen DNA dizisinin kesilerek çıkarılması işlemi.
Biallelic loss-of-function variants
Bir genin hem anneden hem de babadan gelen her iki kopyasında birden meydana gelen ve genin işlevini tamamen veya büyük oranda kaybetmesine yol açan mutasyonlar.
Biallelik VRK1 varyantları
VRK1 geninin hem anneden hem de babadan gelen kopyalarında bulunan genetik değişiklikler.
Biceps brachii
Kolun ön kısmında yer alan ve dirseğin bükülmesini sağlayan iki başlı kol kası.
Bilişsel Alanlar (Cognitive Domains)
Bellek, dikkat, dil yeteneği, karar verme ve yürütücü işlevler gibi zihinsel süreçlerin her bir alt kategorisi.
Bilişsel Değerlendirme (Cognitive Assessment)
Zihinsel işlevlerin, hafızanın, dikkat ve problem çözme yeteneklerinin standart testler aracılığıyla ölçülmesi süreci.
Bilişsel Gerileme
Zihinsel süreçlerde (hafıza, düşünme, akıl yürütme vb.) kademeli olarak kötüleşmedir.
Bilişsel İşlev (Cognitive Function)
Beynin bilgi edinme, işleme, bellek, dikkat, problem çözme, algılama ve karar verme gibi zihinsel süreçlerinin tamamı.
Bio-corona formation
Nanopartiküllerin biyolojik sıvılarla temas ettiğinde yüzeylerinde proteinlerin ve diğer biyomoleküllerin adsorpsiyonuyla oluşan tabaka.
Bioavailability (Biyoyararlanım)
Bir ilacın veya bileşiğin değişime uğramadan sistemik dolaşıma ulaşan ve etki bölgesinde kullanılabilir olan oranı.
Bioelectrical Impedance Analysis (BIA)
Vücut dokularının elektrik akımına karşı gösterdiği direnci ölçerek vücut yağ, kas ve su oranını belirleyen yöntem.
Bioenergetics (Biyoenerji)
Canlı organizmalardaki ve hücrelerdeki enerji akışını ve dönüşümünü inceleyen biyokimya alanı.
BioID-MS
Belirli bir proteinin yakın çevresindeki diğer proteinleri tespit etmek için kullanılan, yakınlığa bağlı biyotin etiketleme yöntemi ile kütle spektrometrisinin birleşimi olan analitik teknik.
Bioinformatic pipeline
Biyolojik verileri analiz etmek ve yorumlamak için kullanılan bir dizi hesaplama aracı ve algoritması.
Biological markers
Bir hastalığın varlığını, seyrini, riskini veya tedaviye yanıtını gösteren, vücutta ölçülebilen moleküller veya diğer göstergeler.
Biomarker (Biyobelirteç)
Bir hastalığın varlığını, evresini veya tedaviye yanıtını ölçmek için kullanılan biyolojik ölçüt veya molekül.
Biomarker-driven
Biyolojik süreçleri, hastalık durumlarını veya tedavi yanıtlarını objektif olarak ölçen göstergelere (biyobelirteçlere) dayalı olarak yürütülen.
Biomarkers (Biyobelirteçler)
Bir biyolojik durumu, hastalığı veya tedaviye verilen yanıtı objektif olarak ölçmek ve değerlendirmek için kullanılan biyolojik göstergeler.
Biospecimen (Biyolojik Örnek)
Laboratuvar analizlerinde kullanılmak üzere canlı bir organizmadan alınan hücre, doku veya sıvı gibi biyolojik materyaller.
BiPAP (Bilevel Positive Airway Pressure)
Solunum yetmezliği çeken hastaların nefes almasını kolaylaştırmak amacıyla, iki seviyeli pozitif havayolu basıncı uygulayan invaziv olmayan bir solunum destek cihazı.
BiPAP Cihazı (Bilevel Positive Airway Pressure)
Solunum yetmezliği çeken hastaların geceleri daha rahat nefes almasını sağlamak amacıyla iki seviyeli pozitif hava basıncı uygulayan solunum destek cihazı.
Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı (BEP)
Engelli öğrencilerin özel eğitim ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanmış, yasal olarak bağlayıcı bir eğitim planı.
Birincil hedef (Primary objective)
Bir klinik çalışmanın en önemli ve temel amacı; çalışmanın tasarlanma nedeni ve sonuçlarının değerlendirileceği ana kriter.
Biyoaktif Bileşenler
Canlı doku üzerinde belirli bir biyolojik etki veya yanıt oluşturan kimyasal maddeler.
Biyoaktif Metabolitler
Vücuttaki biyolojik süreçleri etkileyebilen, mikroorganizmalar veya hücreler tarafından üretilen aktif kimyasal maddeler.
Biyobanka (Biorepository)
Biyolojik örneklerin (kan, doku, DNA vb.) bilimsel araştırmalarda kullanılmak üzere düzenli bir şekilde toplandığı ve saklandığı merkez.
Biyobelirteç (Biomarker)
Bir hastalığın varlığını veya şiddetini ölçmek için kullanılan biyolojik gösterge (örneğin kandaki belirli bir protein).
Biyobelirteç geliştirme
Bir hastalığın varlığını, seyrini, tedaviye yanıtını veya riskini gösteren biyolojik göstergelerin (moleküller, genler, görüntüler vb.) tanımlanması ve doğrulanması süreci.
Biyobelirteç imzaları
Belirli bir biyolojik durumu, hastalığı veya hastalığın seyrini gösteren, ölçülebilir biyolojik göstergeler topluluğu.
Biyobenzer İlaç (Biosimilar)
Ruhsat süresi dolmuş referans bir biyolojik ilaca yapısal, işlevsel, klinik etkinlik ve güvenlik açısından son derece benzer olduğu kanıtlanmış biyoteknolojik ilaç.
Biyodağılım (Biodistribution)
Vücuda verilen bir bileşiğin veya ilacın zaman içinde hangi organ ve dokulara, ne miktarda dağıldığının incelenmesi.
Biyoenerjetik Kapasite
Bir hücrenin yaşamını sürdürmek ve fonksiyonlarını yerine getirmek için gerekli olan ATP (enerji) molekülünü üretme gücü.
Biyoimza (Biosignature)
Bir hastalığın varlığını, evresini veya tedaviye yanıtını gösteren biyolojik moleküllerin karakteristik kombinasyonu.
Biyolojik Dayanıklılık (Biological Resilience)
Hücresel ve doku düzeyindeki patolojiyi aktif olarak sınırlayan, engelleyen veya onaran koruyucu sistem.
Biyolojik heterojenlik
Aynı klinik tanıyı paylaşan bireyler arasında hastalığın altında yatan biyolojik mekanizmalar, genetik faktörler veya moleküler patolojiler açısından görülen farklılıklar.
Biyolojik Tedavi
Hücreler, genler veya proteinler gibi canlı kaynaklardan elde edilen ürünler kullanılarak yapılan tedavi.
Biyomoleküler Kondensat (Biomolecular Condensates)
Hücre çekirdeğinde belirli protein ve RNA moleküllerinin membranla çevrili olmadan bir araya gelerek oluşturduğu, hücresel süreçleri organize eden yoğunlaşmış yapılar.
Biyosıvı (Biofluid)
Kan, idrar, beyin omurilik sıvısı (BOS) gibi vücuttan elde edilebilen ve biyolojik analizler için kullanılan sıvılar.
Biyoyararlanım
Bir ilacın veya maddenin vücuda alındıktan sonra dolaşım sistemine geçerek hedef bölgeye ulaşma oranı.
Bland-Altman analysis
İki farklı ölçüm yöntemi veya cihaz arasındaki uyumu ve sistematik sapmayı değerlendirmek için kullanılan istatistiksel yöntem.
Blood-Brain Barrier (BBB) / Kan-Beyin Bariyeri
Beyin dokusunu kanda dolaşan zararlı maddelerden koruyan, ancak tedavi edici ilaçların geçişini de engelleyen seçici geçirgen zar tabakası.
Blood-Brain Barrier (Kan-Beyin Bariyeri)
Kan dolaşımındaki zararlı maddelerin beyin dokusuna geçmesini engelleyen seçici geçirgen koruyucu tabaka.
Blood-brain barrier compromise (Kan-beyin bariyerinin bozulması)
Beyni dolaşımdaki zararlı maddelerden ve sistemik inflamatuar faktörlerden koruyan kan-beyin bariyerinin geçirgenleşmesi veya işlevini kaybetmesi.
Bloodborne transmission (Hematojen yol)
Bir maddenin veya patojenin kan dolaşımı aracılığıyla vücut içinde yayılması.
Body Composition
Vücudun yağ, kas, kemik ve su gibi farklı bileşenlerinin birbirine oranı.
Bölgesel Heterojenlik (Regional Heterogeneity)
Aynı hücre tipinin (örneğin astrositlerin) beynin veya omuriliğin farklı bölgelerinde farklı yapısal, işlevsel veya davranışsal özellikler göstermesi durumu.
Bolus
Ağızda çiğnenip tükürükle karıştırılarak veya doğrudan yutulmak üzere hazırlanan, yiyecek veya sıvı kütlesi. Yutma eylemi sırasında ağızdan farinkse ve özofagusa doğru hareket eder.
Bowel preparation
Bağırsakların tıbbi bir işlem veya tedavi öncesinde müshil gibi yöntemlerle temizlenmesi süreci.
Box-and-Blocks Test
Kaba el becerisini ve motor işlev düzeyini değerlendirmek için kullanılan standart klinik değerlendirme testi.
Boylamsal (Longitudinal) Örnekleme
Aynı bireylerden belirli zaman aralıklarıyla tekrarlanan ölçümler yapılarak değişimlerin izlendiği çalışma yöntemi.
Boylamsal (Longitudinal) Veri
Aynı deneklerin veya hastaların belirli bir zaman dilimi boyunca tekrarlanan ölçümlerle takip edilmesiyle elde edilen veri türü.
Boylamsal analiz
Verilerin tek bir noktada değil, uzun bir zaman dilimi boyunca takip edilerek değişimlerin incelendiği istatistiksel yöntem.
Boylamsal Çalışma (Longitudinal Study)
Aynı katılımcıların veya değişkenlerin belirli zaman aralıklarıyla, uzun bir süre boyunca tekrar tekrar gözlemlendiği araştırma yöntemi.
Boylamsal İmmün Fenotipleme (Longitudinal Immune Phenotyping)
Bağışıklık sistemi hücrelerinin ve moleküler özelliklerinin zaman içerisinde tekrarlayan ölçümlerle izlenmesi ve analiz edilmesi yöntemi.
Bradykinesia
Hareketlerin hızında ve genliğinde azalma, hareketlerin yavaşlaması durumu; Parkinson hastalığının temel belirtilerinden biridir.
Brain homeostasis
Beynin iç dengesinin ve kararlılığının korunması durumu.
Brain Organoids (Beyin Organoidleri)
Kök hücrelerden laboratuvar ortamında üretilen ve insan beyninin belirli bölgelerinin 3 boyutlu yapısını, hücresel çeşitliliğini ve erken gelişim özelliklerini taklit eden minyatür organ modelleri.
Brain pathology
Beyin patolojisi, beyin dokusunda hastalık veya hasar sonucu meydana gelen yapısal veya işlevsel anormallikleri ifade eder.
Brain-Computer Interface (BCI)
Beyin ile bilgisayar veya başka bir dış cihaz arasında doğrudan iletişim yolu sağlayan sistem; beyin-bilgisayar arayüzü.
Brain-computer interfaces (BCIs)
Sinirsel aktiviteyi çözerek şiddetli felçli kişilere doğal iletişim ve dijital erişim sağlayabilen teknolojiler.
BrainGate Nöral Arayüzü
Mobil iBCI cihazının test edilmesi ve değerlendirilmesi sürecinde yararlanılan araştırmalık bir klinik çalışma nöral arayüz platformu.
Brait-Fahn-Schwartz disease
Parkinsonizm belirtileri ile amiyotrofik lateral sklerozun (ALS) bir arada görüldüğü nadir bir örtüşme sendromu.
Brefeldin A
Golgi aygıtının dağılmasına yol açan ve protein taşınmasını engelleyen, bilinen bir ARF1 inhibitörü bileşik.
Bulaşıcı Hastalıklar
Bakteri, virüs, mantar veya parazit gibi patojenler tarafından insanlara bulaşabilen hastalıklar.
Bulbar Başlangıç
ALS hastalığının ilk belirtilerinin konuşma, yutma ve çiğneme fonksiyonlarını kontrol eden kaslarda ortaya çıkması.
Bulbar başlangıçlı
ALS'nin konuşma, yutma ve çiğneme gibi baş ve boyun kaslarını etkileyen bölgelerden başladığı alt tip.
Bulbar Başlangıçlı ALS
ALS'nin konuşma güçlüğü (dizartri), yutma güçlüğü (disfaji) ve ses değişiklikleri gibi ağız, boğaz ve dil kaslarını etkileyen semptomlarla başlayan türü.
Bulbar Dysfunction
Konuşma, yutma ve çiğneme gibi fonksiyonları kontrol eden beyin sapı bölgesindeki motor nöronların etkilenmesi durumu.
Bulbar Function (Bulber Fonksiyon)
Beyin sapındaki bulbus bölgesinden kontrol edilen konuşma, yutma, çiğneme ve nefes alma gibi hayati işlevlerin genel adı.
Bulbar impairment
Yutma, konuşma ve çiğneme gibi ağız ve boğaz kaslarını etkileyen işlev bozukluğu.
Bulbar Involvement
ALS hastalığında beyin sapındaki motor nöronların etkilenmesi sonucu konuşma, yutma ve çiğneme kaslarında meydana gelen işlev kaybı.
Bulbar kaslar
Baş ve boyun bölgesinde yer alan, konuşma, yutkunma ve çiğneme gibi ağız ve boğaz hareketlerini koordine eden kas grupları.
Bulbar muscles
Yutma, konuşma ve çiğneme fonksiyonlarını kontrol eden, beyin sapındaki motor çekirdeklerden uyarılan kas grubu.
Bulbar onset disease
ALS'nin başlangıç formlarından biri olup, yutma, konuşma ve çiğneme kaslarını kontrol eden sinirlerin etkilenmesiyle karakterizedir.
Bulbar region
Yutma, konuşma, çiğneme ve nefes alma gibi hayati fonksiyonları yöneten beyin sapı bölgesi ve buradaki motor çekirdekler.
Bulbar Semptomlar
Beyin sapındaki motor nöronların etkilenmesi sonucu konuşma, çiğneme ve yutma fonksiyonlarında görülen bozukluklar.
Bulbar symptoms
Konuşma, yutma ve nefes almayı etkileyen, beyin sapındaki motor nöronların hasarından kaynaklanan ALS semptomları.
Bulbar Tutulum
ALS'nin, yutma, konuşma ve çiğneme gibi işlevleri kontrol eden beyin sapı (bulbus) bölgesindeki sinirleri etkilemesi durumu. Bu durum genellikle yutma güçlüğü (disfaji) ve konuşma bozukluğu (dizartri) ile kendini gösterir.
Bulbar-onset ALS
Hastalık belirtilerinin ilk olarak konuşma, yutma ve çiğneme gibi beyin sapındaki motor nöronlar tarafından kontrol edilen kaslarda başladığı ALS türü.
Bulber (Bulbar) Alt Grup
ALS hastalarında konuşma ve yutma gibi işlevleri etkileyen, beyin sapındaki motor nöronların tutulumu ile ilişkili klinik alt grup.
Bulber / Spinal Başlangıçlı ALS
Hastalık belirtilerinin ilk olarak yutma/konuşma kaslarında (bulber) veya omurilik/uzuv kaslarında (spinal) başladığı ALS alt tipleri.
Bulber başlangıç (Bulbar onset)
ALS hastalığının konuşma, yutma ve çiğneme gibi fonksiyonları kontrol eden beyin sapı bölgesindeki motor nöronların etkilenmesiyle başlaması.
Bulber Başlangıçlı ALS
ALS'nin, konuşma ve yutma güçlükleri gibi belirtilerle kendini gösteren ve beyin sapını etkileyen bir türü.
Bulber Belirtiler
Konuşma, yutma ve çiğneme gibi işlevleri kontrol eden beyin sapındaki motor nöronlarla ilgili semptomlar.
Bulber Bölge
Beyin sapında yer alan ve konuşma, yutma, çiğneme gibi hayati fonksiyonları yöneten kas gruplarını kontrol eden bölge.
Bulber Kaslar
Ağız, dil ve boğazı kontrol eden kaslar.
Bulber Semptomlar
Konuşma, yutma ve diğer ağız ve boğaz fonksiyonlarını etkileyen semptomlar.
Bulber ve Spinal Başlangıçlı Fenotip
ALS hastalığında ilk klinik belirtilerin konuşma/yutma kaslarından (bulber) veya kol/bacak kaslarından (spinal) başlamasına göre tanımlanan alt tipler.
Bullous pemphigoid (Bullöz pemfigoid)
Genellikle yaşlı erişkinlerde görülen, ciltte ve mukozalarda gergin büllerle (içi sıvı dolu büyük kabarcıklar) karakterize, otoimmün kökenli kronik bir deri hastalığı.
Bunina body (Bunina cisimciği)
ALS hastalarının alt motor nöronlarında bulunan, sistatin C içeren spesifik bir protein birikintisi (inklüzyon).
Bursal enjeksiyon
Eklem çevresindeki sıvı dolu keseciklere (bursa) yapılan enjeksiyon.
Büyük Dil Modeli (Large Language Model - LLM)
İnsan benzeri metinleri anlamak ve üretmek için devasa veri setleri üzerinde eğitilmiş yapay zeka algoritması.
C-bouton
Motor nöronların üzerinde bulunan ve kas kontrolü ile sinaptik iletimde kritik rol oynayan özel sinaptik yapılar.
C-index
Bir modelin, bir olayın (örneğin hastalık) meydana gelip gelmeyeceğini doğru bir şekilde tahmin etme veya riskli bireyleri riskli olmayanlardan ayırt etme yeteneğini ölçen bir istatistiksel gösterge.
C-terminal domain (CTD)
TDP-43 proteininin, kendi kendine birleşerek toksik yapılar oluşturmasını tetiklediği belirtilen uç bölgesi.
C-terminal fragmanları (CTF'ler)
Bir proteinin C-ucundan kesilerek oluşan parçaları.
C3 Opsonizasyonu
C3 aktivasyon ürünlerinin hedef doku veya hücrelerin üzerine yapışarak, bağışıklık hücreleri (ör. mikroglia, makrofaj) tarafından ortadan kaldırılmak üzere işaretlenmesi süreci.
C9orf72
ALS ve frontal temporal demansın en yaygın genetik nedenlerinden biri olan ve protein trafiği ile otofajide rol oynayan bir gen.
C9orf72 expansions
ALS ve frontotemporal demans gelişiminde en sık görülen, C9orf72 genindeki tekrarlayan nükleotid dizisi artışları.
C9orf72 Gen Ekspansiyonu
ALS ve psikiyatrik bozukluklar/şizofreni ile belirgin genetik korelasyon gösteren ve beyin dokusunda atrofiye yol açabilen genetik nükleotid tekrar genişlemesi.
C9orf72 gene
ALS ve frontotemporal demansın en yaygın genetik nedenlerinden biriyle ilişkili olan bir gen.
C9orf72 geni
ALS ve frontotemporal demans (FTD) ile ilişkili en yaygın genetik mutasyonlardan biri olan, kromozom 9 üzerinde yer alan bir gen.
C9orf72 Heksanükleotid Tekrar Artışı
ALS ve frontotemporal demansın en yaygın genetik nedeni olan, bir gen dizisindeki altı nükleotidlik birimin normalden fazla tekrarlanması durumu.
C9orf72 heksanükleotid tekrar ekspansiyonu
ALS hastalığı ile ilişkili, C9orf72 geninde altı nükleotidli dizilimin anormal sayıda tekrarlanması durumunu ifade eden genetik mutasyon.
C9orf72 hekzanükleotid tekrar genişlemesi (C9orf72RE)
Amiyotrofik lateral skleroz (ALS) veya frontotemporal demans (FTD) için en yaygın genetik neden olan bir genetik mutasyon.
C9orf72 mutation
Çalışmada klinik faktörler ve bilişsel değişim analizi kapsamında değerlendirilen genetik değişken.
C9orf72 repeat expansion
C9orf72 geninde belirli bir DNA dizisinin (GGGGCC) normalden çok daha fazla sayıda tekrarlanmasıyla oluşan ve ALS/FTD'ye yol açan genetik mutasyon.
C9orf72 repeat expansions
C9orf72 genindeki bir DNA segmentinin anormal derecede tekrar etmesi, ALS ve FTD ile ilişkilidir.
C9orf72 Tekrar Genişlemesi
ALS ve frontotemporal demansın (FTD) en yaygın genetik nedenlerinden biri olan, C9orf72 genindeki belirli bir DNA dizisinin anormal sayıda tekrar etmesi durumu.
C9orf72-ALS
C9orf72 genindeki mutasyonla ilişkili olan, kalıtsal geçiş gösterebilen ALS formu.
C9orf72, GRN, MAPT
Frontotemporal demans ile ilişkili olduğu bilinen genetik mutasyonlar veya ekspansiyonlar.
Calcium imbalance
Hücre içindeki kalsiyum iyonlarının dengesinin bozulması sonucu sinir hücrelerinin hasar görmesi veya ölmesi.
Calf Circumference (CC)
Baldırın en geniş bölgesinden alınan çevre ölçümü; özellikle yaşlılarda ve kronik hastalarda kas kütlesinin pratik bir göstergesi olarak kullanılır.
Capacity Building
Sağlık sistemlerinin veya kurumların tanı, tedavi ve araştırma yapabilme yeteneklerini ve altyapılarını geliştirme süreci.
Cardiac autonomic dysfunction
Kardiyovasküler düzenlemede otonom sinir sisteminin klinik olarak anlamlı tutulumu sonucu ortaya çıkan bozukluk.
Cardinal motor symptoms
Kardinal motor semptomlar; bir hastalığın (burada Parkinson hastalığının) teşhisinde temel oluşturan ana hareket ilişkili belirtileri.
Cardiovascular signal variability (Kardiyovasküler sinyal değişkenliği)
Kalp atış hızı, kan basıncı gibi kardiyovasküler parametrelerdeki doğal dalgalanmaların ölçümü.
Caregiver burden
Bakıcının, bakım verme sorumluluğu nedeniyle yaşadığı fiziksel, duygusal, sosyal ve finansal zorluklar ve stres.
Cascade genetic testing
Bir ailede hastalık yapıcı genetik varyant saptandıktan sonra, risk altındaki diğer aile üyelerinin (akrabaların) sistematik olarak test edilmesi süreci.
Case-control study
Belirli bir hastalığa sahip olan bireyler (vakalar) ile bu hastalığa sahip olmayan benzer özelliklerdeki bireylerin (kontroller) risk faktörleri açısından geriye dönük olarak karşılaştırıldığı epidemiyolojik araştırma yöntemi.
CASM (ATG8 conjugation at single membranes)
ATG8 proteinlerinin çift membranlı klasik otofagozomlar yerine, tek katlı membran yapılarına (örneğin endozomlar veya lizozomlar) konjuge olması durumu.
Caspase-4 (CASP4)
Özellikle primatlara özgü bir sistein proteaz enzimi. Bu çalışmada TDP-43'ü keserek sitoplazmik yanlış yerleşimine neden olduğu gösterilmiştir.
Catabolism
Vücuttaki karmaşık moleküllerin daha basit moleküllere parçalanması süreci, genellikle enerji açığa çıkarır ve doku kaybına yol açabilir.
Catalytic triad
Bir enzimin aktif merkezinde yer alan ve kimyasal reaksiyonun gerçekleşmesini sağlayan üç kritik amino asit kalıntısından oluşan yapı.
CCS (Copper Chaperone for SOD1)
Bakır iyonlarını doğrudan SOD1 enzimine taşıyarak onun aktifleşmesini ve kararlı bir yapı kazanmasını sağlayan özel şaperon protein.
CD4+ CD25+ regulatory T cells
Bağışıklık sisteminin aşırı tepkisini kontrol eden ve düzenleyen özel bir T hücresi türü.
CD8+ T Hücreleri
Bağışıklık sisteminde enfekte olmuş, kanserleşmiş veya hasar görmüş hücreleri doğrudan tanıyıp yok etmekle görevli sitotoksik (öldürücü) T lenfosit alt grubu.
CD86 ve CD206
Mikroglial hücrelerin farklı aktivasyon durumlarını (CD86 pro-inflamatuar M1, CD206 anti-inflamatuar M2) gösteren yüzey belirteçleri.
Cell-free DNA (cfDNA)
Hücre dışı DNA; hücre ölümü veya aktif salınım süreçleri sonucunda hücre dışına çıkarak kan dolaşımına karışan serbest DNA parçacıkları.
Cell-type deconvolution
Karmaşık doku örneklerindeki farklı hücre tiplerinin göreceli oranlarını ve gen ekspresyon profillerini hesaplama veya tahmin etme yöntemi.
Centiloid ölçeği
Amiloid PET görüntüleme sonuçlarının farklı merkezler arasında karşılaştırılabilir olması için kullanılan standartlaştırılmış bir ölçüm yöntemi.
Central Motor Conduction Time (CMCT)
Santral motor iletim süresi; motor uyarının beyinden omuriliğe veya beyin sapına ulaşması için geçen süre.
Central Nervous System (CNS) barrier dysfunction
Kan-beyin bariyeri veya kan-omurilik bariyeri gibi merkezi sinir sistemini çevreleyen koruyucu yapıların bütünlüğünün bozulması durumu.
Central Nervous System (Merkezi Sinir Sistemi)
Beyin ve omurilikten oluşan, vücudun bilgi işleme ve kontrol merkezi.
Çerçeve kayması (Frameshift)
DNA dizisindeki nükleotidlerin eklenmesi veya silinmesi nedeniyle protein sentezi sırasındaki üçlü okuma çerçevesinin değişmesi ve genellikle işlevsiz protein üretimiyle sonuçlanan mutasyon.
Cerebellar Ataxia (Serebellar Ataksi)
Beyincik fonksiyon bozukluğuna bağlı olarak gelişen denge, koordinasyon ve konuşma (patlayıcı konuşma) bozukluğu.
Cerebellar Atrophy
Beyincik dokusunun hacimsel olarak küçülmesi ve işlev kaybına uğraması.
Cerebral hypomyelination
Beyindeki sinir liflerini koruyan ve sinyal iletimini sağlayan miyelin kılıfının gelişimsel olarak yetersiz veya eksik yapımı.
Cerebrospinal fluid (CSF)
Beyin ve omuriliği çevreleyen, biyobelirteç analizi için örneklenen beyin omurilik sıvısı.
Cerebrospinal fluid (CSF) / Beyin omurilik sıvısı (BOS)
Beyin ve omuriliği çevreleyen, koruyan ve besleyen berrak sıvı.
cGAMP
cGAS enzimi tarafından üretilen ve STING yolağını aktive eden bir molekül.
cGAS-STING ekseni
LINE-1 kaynaklı DNA/RNA ara ürünlerini algılayarak doğuştan gelen bağışıklık yanıtını ve nöroinflamasyonu başlatan hücresel sinyal yolu.
cGAS-STING sinyal yolağı
Hücre içinde sitozolik DNA'yı algılayarak bağışıklık ve enflamatuar yanıtları başlatan bir sinyal mekanizması.
cGAS-STING Sinyalizasyonu
Hücre içindeki yabancı veya hasarlı DNA'yı algılayarak bağışıklık yanıtını ve interferon üretimini başlatan temel biyokimyasal yolak.
cGAS-STING yolağı
Doğuştan gelen bağışıklık sisteminde DNA'yı algılayarak sinyal iletimini başlatan temel mekanizma.
cGAS-STING Yolu
Hücre sitoplazmasındaki anormal DNA'yı algılayarak interferon üretimini ve bağışıklık yanıtını başlatan sinyal iletim hattı.
cGAS-STING, NLRP3 inflammasomes, TREM2-DAP12 signaling
ALS/FTD patogenezinde rol oynayan, doğuştan bağışıklık sisteminin belirli sinyal yolları ve kompleksleri.
CHCHD10
ALS ile ilişkili patojenik varyantlara sahip olabilen bir gen.
Chemotactic signals
Hücrelerin belirli bir bölgeye (örneğin iltihap bölgesine) göç etmesini sağlayan kimyasal uyarıcı sinyaller.
CHI3L1 (YKL-40)
Enzimatik aktivitesi olmayan, ancak nöroinflamasyon, doku yeniden yapılanması ve astrosit aktivasyonunda rol oynayan, glial hücrelerden salgılanan bir glikoprotein.
Chimeric antigen receptor Tregs (CAR Tregs)
Kimerik antijen reseptörü ile genetik olarak modifiye edilmiş düzenleyici T hücreleri. Bu modifikasyon, hücrelerin belirli antijenleri hedeflemesini sağlar.
Chimerism
Bir bireyin vücudunda, nakil sonrası hem kendi hücrelerinin hem de donörden gelen hücrelerin bir arada bulunması durumu.
Chitotriosidase (Chit-1)
Aktif bir kitinaz enzimi olup, özellikle aktive olmuş makrofajlar ve mikroglialar tarafından salgılanan, nöroinflamasyon ve nörodejenerasyon süreçlerinde BOS'ta seviyesi artan bir biyobelirteçtir.
CHK1 (Checkpoint Kinase 1)
DNA hasarı oluştuğunda hücre döngüsünü durduran ve onarım mekanizmalarını başlatan kritik bir sinyal iletim enzimi.
CHMP2B
ESCRT-III kompleksine ait olan ve mutasyonları ALS ile FTD hastalıklarıyla ilişkilendirilen bir protein.
Cholinergic signaling (Kolinerjik sinyal iletimi)
Asetilkolin adlı nörotransmitter aracılığıyla sinir sisteminde gerçekleştirilen bilgi aktarımı.
chromatin accessibility profiles
DNA'nın gen ifadesini düzenleyen proteinlere ne kadar erişilebilir olduğunu gösteren haritalar.
Chronic glymphatic insufficiency
Glifatik sistemin uzun süreli ve yetersiz çalışması durumu.
CIAO1 Geni
Hücre içi demir-kükürt proteinlerinin montajında rol oynayan ve mutasyonları nöromusküler bozukluklara yol açabilen kritik bir gen.
CIAO1 ile İlişkili Nöromüsküler Bozukluk
CIAO1 genindeki varyantların neden olduğu, öncelikli olarak kas fonksiyonunu ve sıklıkla sinir sistemini etkileyen kalıtsal bir durum.
Çift Kör (Double-blind)
Hangi katılımcıya gerçek ilaç, hangisine plasebo verildiğini ne hastanın ne de doktorun bildiği, tarafsızlığı sağlayan araştırma yöntemi.
Çinko parmak nükleazlar (ZFN'ler) ve TALEN'ler
Mutant mtDNA'yı seçici olarak değiştirebilen ve heteroplazmi kaymalarını indükleyebilen, mitokondriyal hedefli genom düzenleme araçları.
Claims Data (Sağlık Sigortası Talep Verileri)
Sağlık hizmeti sağlayıcıları tarafından sigorta şirketlerine faturalandırılan tanı, tedavi, ilaç ve prosedürleri içeren idari ve klinik kayıtlar.
Claims database
Sağlık hizmeti sağlayıcıları tarafından sigorta şirketlerine veya devlet kurumlarına gönderilen faturaların ve taleplerin toplandığı veri tabanı.
Clinical Efficacy (Klinik Etkililik)
Bir ilacın veya tedavi yönteminin, kontrollü klinik koşullar altında hedeflenen iyileştirici etkiyi gösterme kapasitesi.
Clinical Evaluation
Yeni bir tedavi yönteminin güvenliğini ve etkinliğini belirlemek amacıyla insanlar üzerinde yürütülen bilimsel test süreci.
Clinical heterogeneity
Bir hastalığın farklı bireylerde farklı klinik özellikler, semptomlar, hastalık seyri veya tedaviye yanıtlar göstermesi durumu.
Clinical Indications
Bir ilacın, cerrahi müdahalenin veya tıbbi testin uygulanmasını gerekli kılan tıbbi nedenler.
Clinical Milestones
Bir hastalığın seyrinde gözlemlenen önemli klinik olaylar veya dönüm noktaları.
Clinical outcome assessments (COAs)
Bir tedavinin veya müdahalenin klinik sonuçlarını değerlendirmek için kullanılan ölçütler veya araçlar.
Clinical outcome measures
Klinik sonuç ölçütleri: Bir tedavi veya müdahalenin hastanın sağlık durumu, semptomları veya fonksiyonel kapasitesi üzerindeki etkisini objektif olarak değerlendirmek için kullanılan standart klinik parametreler.
Clinical outcomes
Bir hastalığın veya tedavinin seyrini ve etkisini değerlendirmek için kullanılan ölçülebilir sonuçlar veya göstergeler.
Clinical Pipeline
Bir ilacın laboratuvar aşamasından başlayarak klinik testler (insan deneyleri) ve onay sürecine kadar olan tüm gelişim aşamaları.
Clinical Procedures
Bir hastalığın teşhisi, tedavisi veya takibi sırasında uygulanan tıbbi yöntemlerin ve işlemlerin bütünü.
Clinical trial endpoints
Klinik araştırmalarda bir tedavinin etkinliğini veya hastalığın seyrini değerlendirmek için kullanılan ölçütler.
Clinical validation
Bir ölçümün, testin veya müdahalenin klinik olarak geçerliliğinin ve doğruluğunun kanıtlanması süreci.
Clinically Meaningful Treatment Effect
Bir tedavinin hastanın yaşam süresi, fonksiyonel kapasitesi veya yaşam kalitesi üzerinde yarattığı somut ve önemli iyileşme.
Clinically Relevant (Klinik Olarak Anlamlı)
Tıbbi tanı kriterlerini karşılayan ve hastanın yaşam kalitesi üzerinde doğrudan etkisi olan, müdahale gerektiren durum.
ClinVar
Genetik varyasyonlar ile insan sağlığı arasındaki ilişkileri belgeleyen, halka açık ve ücretsiz erişilebilen küresel bir veri tabanı.
Closed Telemonitoring
Hastanın sağlık verilerinin uzaktan, kapalı bir sistem üzerinden sürekli veya düzenli olarak izlenmesi.
CMAP (Compound Motor Action Potential)
Bileşik Motor Aksiyon Potansiyeli; bir motor sinirin uyarılmasıyla o sinirin uyardığı kas liflerinde oluşan toplam elektriksel yanıtı gösteren nörofizyolojik ölçüm.
CMAP amplitudes (Compound Muscle Action Potential)
Motor sinirlerin uyarılmasıyla bir kas grubunda oluşan elektriksel potansiyelin büyüklüğü; kas liflerinin sayısını ve fonksiyonunu yansıtır.
CNM-Au8
ALS tedavisinde nöronal enerji metabolizmasını iyileştirmeyi hedefleyen, ağız yoluyla alınan bir altın nanokristal süspansiyonu.
CNP (2',3'-Siklik Nükleotid 3'-Fosfodiesteraz)
Miyelinik kanalların yapısal bütünlüğünün korunması ve sürdürülmesi için gerekli olan yapısal bir miyelin proteini.
Co-evolution
İki veya daha fazla sürecin (bu çalışmada konuşma ve yutma bozukluklarının) hastalık süresince birbiriyle ilişkili ve eş zamanlı olarak ilerlemesi veya değişmesi.
Cobot
İnsanlarla güvenli bir şekilde etkileşime girmek üzere tasarlanmış işbirlikçi robot.
Cognitive impairment
Bilişsel bozukluk, düşünme, hatırlama, problem çözme ve karar verme gibi zihinsel işlevlerdeki azalmayı ifade eder.
Cognitive Phenotype (Bilişsel Fenotip)
Bir hastalığın bireyde gözlemlenebilen, zihinsel işlevler, bellek, dikkat, dil ve yürütücü işlevler gibi alanları kapsayan bilişsel özelliklerinin bütünü.
Cognitive Reserve (CR)
Eğitim, iş ve serbest zaman aktiviteleri gibi vekillerle ölçülen ve beynin zihinsel gerilemeye veya hastalıklara karşı direncini ifade eden kavram.
Çoğullanmış Analiz (Multiplexing)
Tek bir biyolojik örnek veya deney içinde, birden fazla farklı hedef molekülün veya biyobelirtecin eş zamanlı olarak ölçülmesi ve analiz edilmesi yöntemi.
Coherence-based estimators
Beyin bölgeleri arasındaki senkronizasyon derecesini frekans alanında ölçen istatistiksel yöntemler.
Cohort (Kohort)
Belirli bir ortak özelliğe sahip olan ve belirli bir zaman dilimi boyunca takip edilen hasta grubu.
Cohort study (Kohort çalışması)
Belirli bir ortak özelliğe sahip bir grup bireyin (kohort), belirli bir süre boyunca izlenerek hastalık gelişim risklerinin ve etkenlerin analiz edildiği gözlemsel araştırma yöntemi.
Çok Değişkenli Analiz (Multivariate Analysis)
Birden fazla bağımsız değişkenin hedef sonuç üzerindeki etkilerini aynı anda inceleyen istatistiksel yöntem.
Çok merkezli (Multicenter)
Birden fazla klinik veya araştırma merkezinde eş zamanlı olarak yürütülen çalışma.
Çoklu dozlar (Multiple doses)
Bir ilacın tek bir doz yerine belirli bir süre boyunca (örneğin, günlük, haftalık) birden fazla kez uygulanması.
Çoklu Sistem Atrofisi (MSA)
Beyincik, otonom sinir sistemi ve bazal ganglionları etkileyerek hareket bozukluklarına yol açan, atipik bir Parkinsonism türü olan nadir nörodejeneratif hastalık.
Collateral sprouting
Hasar görmüş veya dejenere olmuş sinir liflerinin yakınındaki sağlam motor nöronların, denerve kalmış kas liflerini yeniden innerve etmek amacıyla yeni sinir uçları (filizler) oluşturması süreci.
colocalization analysis
Kolokalizasyon analizi. İki farklı özellik veya hastalık için genetik sinyallerin aynı lokusta paylaşıldığını değerlendiren istatistiksel bir yöntem.
COMMD1 (Copper Metabolism Domain Containing 1)
Hücre içi bakır dengesinin (homeostazının) korunmasında ve bakırın taşınmasında görev alan bir protein.
Communication brain computer interfaces (cBCIs)
Motor fonksiyondan bağımsız olarak iletişim kurmayı sağlayan beyin bilgisayar arayüzleri.
Communicative Interaction
İki veya daha fazla birey arasında bilgi, duygu ve düşüncelerin karşılıklı olarak aktarıldığı dinamik süreç.
Comorbidity
Asıl hastalığa eşlik eden, aynı anda mevcut olan ek hastalık veya bozukluklar.
Complement Activation
Bağışıklık sisteminin bir parçası olan ve patojenleri veya hasarlı hücreleri yok etmek için tetiklenen bir protein kaskadı.
Complementary and alternative medicine (CAM)
Geleneksel tıbbın dışında kalan ve bilimsel kanıtlarla desteklenmeyen tedavi yöntemleri.
Complete locked-in syndrome (cLIS)
Hastanın bilinçli olmasına rağmen, göz hareketleri de dahil olmak üzere hiçbir kasını hareket ettiremediği durum.
Completely locked-in states
Hastanın bilinçli olduğu ancak göz hareketleri de dahil olmak üzere tüm istemli kas hareketlerini kaybettiği durum.
Complex Intervention
Birden fazla etkileşimli bileşen içeren, genellikle davranışsal veya organizasyonel değişiklikler gerektiren sağlık müdahaleleri.
Computational pathology (Hesaplamalı Patoloji)
Dijital patoloji görüntülerinin, klinik verilerin ve laboratuvar sonuçlarının yapay zeka, bilgisayarlı görü ve makine öğrenimi algoritmaları kullanılarak analiz edilmesini ve optimize edilmesini inceleyen tıp alt dalı.
Concordance (Uyum)
İki farklı ölçüm yöntemi veya değerlendirme arasındaki tutarlılık ve benzerlik derecesi.
Confidence Interval (CI)
Bir istatistiksel tahminin güven aralığını gösteren, gerçek değerin belirli bir olasılıkla bu aralıkta yer aldığını belirten bir aralık.
Confirmatory factor analysis
Ölçülen değişkenler ile gizli faktörler arasındaki önceden belirlenmiş ilişkileri test etmek için kullanılan istatistiksel bir yöntem.
Conformational polymorphs
Aynı proteinin farklı hastalık durumlarında veya bireylerde büründüğü farklı üç boyutlu şekiller.
Connexin (Konneksin)
Hücreler arasında doğrudan iletişimi sağlayan kanalları oluşturan bir protein ailesi.
Consensus Clustering (Konsensüs Kümeleme)
Veri madenciliğinde, farklı kümeleme algoritmalarının veya veri alt kümelerinin sonuçlarını birleştirerek en kararlı, güvenilir ve gürültüden arındırılmış gruplamayı elde etmeyi amaçlayan yöntem.
Constipation
Kabızlık, dışkılama sıklığının azalması veya dışkılamada zorluk yaşanması durumudur.
constructivist grounded theory methodology
Nitel bir araştırma metodolojisi olup, verilerden teori oluşturmayı amaçlar ve araştırmacının yorumlayıcı rolünü vurgular.
Continuous theta-burst stimulation (cTBS)
Motor kortekste inhibisyon (baskılama) oluşturmak için kullanılan bir stimülasyon tekniği.
Control cohorts
Bir araştırmada karşılaştırma amacıyla kullanılan, incelenen hastalığa veya duruma sahip olmayan katılımcı grupları.
Conventional clinical measures (Geleneksel klinik ölçümler)
Klinik ortamlarda uzman hekimler tarafından standart protokoller (örneğin ALSFRS-R anketi veya spirometri) kullanılarak yapılan yerleşik değerlendirmeler.
Convolutional Neural Networks (CNNs)
Özellikle görsel ve sinyal verilerini işlemek, analiz etmek ve sınıflandırmak için kullanılan bir derin öğrenme/yapay zeka mimarisi.
Corpora amylacea
Yaşlanma ve nörodejeneratif hastalıklarda merkezi sinir sisteminde biriken, glikoprotein yapısındaki nişasta benzeri inklüzyon cisimcikleri.
Corrected QT prolongation
Kardiyak otonom disfonksiyonun bir belirtisi olarak elektrokardiyografide görülen QT aralığının uzaması.
Cortical Dysfunction
Beyin korteksinin normal işlevini yerine getirememesi durumu.
Cortical hyperexcitability
Beyin kabuğundaki (korteks) sinir hücrelerinin normalden fazla uyarılması, aşırı duyarlı hale gelmesi durumu.
Cortical Spreading Depolarization
Beyin kabuğunda yavaşça yayılan ve nöronal aktivitenin geçici olarak baskılanmasına yol açan elektriksel dalga.
Cortical thinning
Beyin korteksinin kalınlığında azalma.
Cortical-spinal motor neuron
Beyin korteksinden omuriliğe inen ve istemli hareketleri kontrol eden motor sinir hücreleri.
Corticobulbar pathway
Kortikobulbar yolak; beyin kabuğundan (korteks) beyin sapındaki motor çekirdeklere giden ve yüz/boyun kaslarını kontrol eden sinir yolu.
Corticospinal output (Kortikospinal çıktı)
Beyin kabuğundaki (korteks) motor nöronlardan başlayıp omuriliğe iletilen motor sinir sinyallerinin toplam çıktısı.
Covariate (Kovaryat)
İstatistiksel bir modelde, ana değişkenlerin yanı sıra sonucu etkileyebilecek ve kontrol edilmesi gereken yaş, cinsiyet veya genetik durum gibi yardımcı bağımsız değişken.
Cox modeli
Tıbbi araştırmalarda, belirli olayların (ölüm, ventilasyon ihtiyacı vb.) gerçekleşme süresini ve risk faktörlerini analiz etmek için kullanılan istatistiksel bir yöntem.
Cox modeling (Cox modellemesi)
Belirli bir olayın gerçekleşme süresini ve bu süre üzerinde etkili olan risk faktörlerini analiz etmek için kullanılan istatistiksel yöntem.
Cox orantılı tehlike modelleri
Farklı değişkenlerin sağkalım süresi üzerindeki etkisini değerlendirmek için kullanılan bir regresyon analizi türü.
Cox orantılı tehlikeler modeli
Zamana bağlı olayların (sağkalım gibi) analizinde kullanılan istatistiksel bir model.
Cox orantısal risk analizi
Zamanla gelişen olayların risk faktörlerini değerlendirmek için kullanılan istatistiksel bir yöntem.
Cox regression (Cox oransal tehlike modeli)
Sağkalım analizinde kullanılan, bir veya daha fazla açıklayıcı değişkenin (kovaryat) bir olayın (örn. ölüm) meydana gelme süresi üzerindeki etkisini değerlendiren istatistiksel bir yöntem.
Cox Regresyon Analizi
Zamana bağlı olayların (örneğin hastalık semptomlarının başlama yaşı) risk faktörleriyle olan ilişkisini değerlendiren istatistiksel modelleme yöntemi.
Cox-regression models
Sağkalım analizinde kullanılan, bir veya daha fazla değişkenin bir olayın (örneğin ölüm) meydana gelme süresi üzerindeki etkisini değerlendiren istatistiksel modeller.
Çözünür UBQLN2
Hücre içinde sıvı fazda çözünmüş halde bulunan ve normal hücresel işlevleri gerçekleştirebilen aktif Ubiquilin2 proteini formu.
CP-AMPAR (Kalsiyum Geçirgen AMPAR)
Yapısında GluA2 alt birimi eksik olan ve hücre içine kontrolsüz kalsiyum girişine izin vererek eksitotoksisiteyi artıran patolojik AMPAR formu.
CpG sites (CpG Bölgeleri)
DNA zincirinde bir sitozin (C) bazının ardından fosfat bağı ile guanin (G) bazının geldiği ve genellikle metilasyonun gerçekleştiği genomik bölgeler.
CPV (Choroid Plexus Volume)
Beyin omurilik sıvısının üretildiği koroid pleksus yapısının hacmi.
CReATe Konsorsiyumu
ALS ve ilişkili nörodejeneratif bozukluklar alanında araştırmaları kolaylaştırmak amacıyla kurulmuş klinik ve bilimsel iş birliği ağı.
Creatine kinase
Kas hasarı olduğunda kan dolaşımına salınan bir enzim.
Creatinine (Kreatinin)
Kas metabolizmasının bir yan ürünü olan ve vücuttaki toplam kas kütlesini yansıtan kimyasal bir atık madde.
CRISPR/Cas9
Genom üzerinde belirli bölgelerde kesim yaparak gen ekleme, çıkarma veya susturma işlemlerine olanak tanıyan hassas bir gen düzenleme teknolojisi.
Cross-Sectional Survey
Belirli bir popülasyonun belirli bir andaki durumunu veya özelliklerini inceleyen kesitsel araştırma yöntemi.
Cross-validation strategies
Bir modelin genellenebilirliğini değerlendirmek için veri setini eğitim ve test alt kümelerine ayırma teknikleri.
Crosstalk (Çapraz Etkileşim)
Farklı biyolojik sinyal yolaklarının veya hücre ölüm mekanizmalarının birbirleriyle etkileşime girerek ortak bir hücresel yanıt oluşturması.
Crowdfunding
Genellikle internet üzerinden, bir proje veya ihtiyacı finanse etmek için çok sayıda kişiden fon toplama yöntemi.
Cryo-electron microscopy (cryo-EM)
Biyolojik örneklerin dondurularak doğal ortamlarındaki halleriyle, atomik çözünürlükte görüntülenmesini sağlayan ileri teknoloji mikroskopi yöntemi.
Cryo-EM (Kriyo-elektron mikroskobisi)
Biyolojik örneklerin dondurularak doğal yapılarında, atomik çözünürlüğe yakın bir hassasiyetle üç boyutlu görüntülerinin elde edilmesini sağlayan gelişmiş mikroskopi yöntemi.
Cryptic Splicing
RNA'nın olgunlaşma sürecinde, normalde dışarıda bırakılması gereken genetik dizilerin (intron parçalarının) yanlışlıkla protein koduna dahil edilmesi.
CSAID (Cytokine-suppressive anti-inflammatory drug)
Sitokin üretimini baskılayarak inflamasyonu (iltihabı) azaltan bileşikler.
Cu/Zn-süperoksit dismutaz (SOD1)
Hücreleri oksidatif stresten koruyan bir enzim; mutasyonları veya yanlış katlanması ALS hastalığına yol açar.
Cuproptosis (Kuproptozis)
Bakır birikiminin tetiklediği, mitokondriyal protein lipoillenmesi ve proteotoksik stres ile karakterize yeni bir programlanmış hücre ölümü türü.
Curcuminoids phospholipids
Kurkuminin biyoyararlanımını artırmak amacıyla fosfolipidlerle birleştirilmiş, kana daha etkili karışan formu.
CXCL10 (C-X-C Motif Chemokine Ligand 10)
İnflamatuar hücreleri hasar bölgesine çekmekle görevli olan ve nöroinflamasyonda önemli rol oynayan bir kemokin (bağışıklık sistemi proteini).
CXCL12
Hücre göçünü, sağkalımını ve bağışıklık yanıtlarını düzenleyen, SDF-1 olarak da bilinen bir kemokin proteini.
CXCR4
CXCL12'nin bağlandığı ve hücre içine sinyal göndererek iltihaplanma veya hücre hareketini başlatan ana reseptör.
Cyanobacteria
Mavi-yeşil algler olarak da bilinen, fotosentez yapabilen ve bazı türleri sinir sistemine zararlı nörotoksinler üretebilen mikrobiyolojik organizmalar.
Cystatin C (Sistatin C)
Vücuttaki tüm çekirdekli hücreler tarafından üretilen, böbrek fonksiyonlarının yanı sıra nörodejenerasyonu da yansıtabilen düşük moleküler ağırlıklı bir protein.
Cystic Fibrosis
Kistik Fibrozis; başta akciğerler ve sindirim sistemi olmak üzere vücudun salgı bezlerini etkileyen genetik bir hastalık.
Cytochrome P450 2D6 (CYP2D6)
Karaciğer ve beyinde eksprese edilen, klinik olarak kullanılan ilaçların yaklaşık %25'inin metabolizmasından sorumlu, yüksek oranda genetik polimorfizm gösteren bir enzim.
Cytokines
Bağışıklık sistemi hücreleri tarafından salgılanan, hücreler arası iletişimi sağlayan ve inflamatuar yanıtları düzenleyen küçük proteinler.
Cytotoxicity
Bir maddenin hücreler üzerinde toksik (zehirli) etki göstermesi.
D50 Çerçevesi / Modeli
ALSFRS-R skoru üzerinden hastanın fonksiyonel kapasitesinin %50'sini kaybetmesi için geçen süreyi ölçen ve hastalık agresifliğini modelleyen sistem.
D50 Hastalık Progresyon Modeli
Biyobelirteç sinyallerini hastalık birikimi/evresi (rD50) ve hastalık agresifliği (D50) açısından ayrıştıran bir çerçeve model.
D50 Modeli
ALS'de hastalık saldırganlığını (D50) ve hastalık birikimini (rD50) nicelleştirmede kullanılan bir hastalık ilerleme modeli.
DAF-16/FOXO
Yaşlanma, stres direnci ve metabolizma gibi süreçlerde rol oynayan, evrimsel olarak korunmuş bir transkripsiyon faktörü.
DAM (Disease-Associated Microglia)
Nörodejeneratif hastalıklarda gözlemlenen, spesifik bir transkripsiyonel imzaya sahip hastalıkla ilişkili mikroglia durumu.
DAMP (Hasarla İlişkili Moleküler Kalıplar)
Hasar gören veya ölen hücrelerden çevreye salınan ve bağışıklık sistemini uyararak inflamasyonu (iltihabı) başlatan moleküller.
DAMPs (Damage-Associated Molecular Patterns)
Hasar gören veya ölen hücrelerden salınan ve bağışıklık sistemini aktive eden tehlike sinyalleri veya moleküler kalıplar.
Darifenacin
M3 tipi muskarinik asetilkolin reseptörlerini seçici olarak bloke eden, klinik olarak onaylanmış bir ilaç.
DAT-SPECT
Dopamin taşıyıcılarının yoğunluğunu ve dağılımını ölçmek için kullanılan, radyoaktif işaretleyicilerin yardımıyla gerçekleştirilen nükleer tıp görüntüleme tekniği.
Davranışsal Bozukluk
Kişinin düşünme, karar verme, sosyal etkileşim ve duygusal düzenleme gibi alanlarda yaşadığı işlevsel zorluklar veya değişiklikler.
Dayanıklı Tıbbi Ekipman (DME)
Hastaların evde günlük yaşam aktivitelerini desteklemek, hareketliliği artırmak ve güvenliği sağlamak amacıyla kullanılan, tekrar kullanılabilir tıbbi cihazlar ve araçlardır (örn. tekerlekli sandalyeler, hasta yatakları, tuvalet liftleri).
Dazucorilant (CORT113176)
Kortizol hormonunun etkilerini düzenleyen ve ALS tedavisinde potansiyel bir terapötik ajan olarak araştırılan glukokortikoid reseptör modülatörü.
DCN (Decorin) Geni
Hücre dışı matriste bulunan, hücre sinyalizasyonu ve doku onarımında rol oynayan ve bu çalışmada ALS için güçlü bir biyobelirteç olarak öne çıkan gen.
DDR (DNA Damage Response)
Hücrenin genomik bütünlüğünü korumak için DNA hasarlarını tespit eden, sinyal veren ve onaran karmaşık biyolojik mekanizmalar bütünü.
DDX3X / DDX3Y
Sırasıyla X ve Y kromozomlarında kodlanan, nöronlarda G-kuadrupleks ilişkili stres yanıtlarını ve gen ağlarını düzenleyen helikaz enzimleri.
De novo mutation (De novo mutasyon)
Anne veya babada bulunmayan, bireyin gelişiminin erken evrelerinde veya üreme hücrelerinde ilk kez ortaya çıkan yeni genetik varyasyon.
De novo Varyant/Mutasyon
Ebeveynlerin genetik yapısında bulunmayıp ilk kez bireyin kendisinde ortaya çıkan genetik değişim.
Death Certificate (DC)
Ölümün nedenini, mekanizmasını ve zamanını belgeleyen resmi tıbbi ve hukuki doküman.
Debamestrocel (NurOwn)
ALS tedavisinde araştırma aşamasında olan, hastanın kendi kemik iliğinden elde edilen mezenkimal kök hücrelerin kullanıldığı deneysel bir hücresel tedavi yöntemi.
Debriefing
Zorlu veya travmatik bir olay sonrasında, yaşanan deneyimleri ve duyguları paylaşarak süreci anlamlandırmak ve stresi azaltmak amacıyla yapılan yapılandırılmış değerlendirme toplantısı.
Deep Brain Stimulation (DBS) / Derin Beyin Stimülasyonu
Beynin belirli bölgelerine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla elektriksel sinyaller gönderilerek yapılan cerrahi tedavi yöntemi.
Deferipron
Vücuttaki fazla demiri bağlayarak uzaklaştırmak için kullanılan bir demir şelatörü ilaç.
Deformasyon tabanlı morfometri (DBM)
Beyin yapısındaki bölgesel hacim ve şekil değişikliklerini nicel olarak ölçmek için kullanılan bir görüntüleme analizi tekniği.
Degeneratif Miyelopati (DM)
Köpeklerde doğal olarak ortaya çıkan, omurilik dejenerasyonu ile seyreden ve bazı ALS formlarıyla benzerlik gösteren hastalık.
Degree of Freedom (DoF)
Bir robotik veya mekanik sistemin gerçekleştirebildiği bağımsız hareket ekseni sayısı (Serbestlik Derecesi).
Dejenerasyon
Hücre veya dokuların yapısının bozulması ve normal işlevlerini yerine getiremeyecek hale gelmesi.
Dejeneratif Miyelopati (DM)
Köpeklerde görülen, omuriliği etkileyen ve insanlardaki ALS ile benzerlik gösteren ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı.
Dekremental yanıt (Decremental response)
Tekrarlayan sinir uyarımı sırasında kasın verdiği elektriksel yanıtta (genlikte) meydana gelen azalma.
Delphi survey
Bir konu hakkında uzman görüşlerini toplamak ve fikir birliği sağlamak için kullanılan yapılandırılmış bir anket yöntemi.
Demanslar
Hafıza, düşünme, problem çözme ve dil gibi bilişsel işlevlerde ilerleyici ve kalıcı bozulma ile karakterize, günlük yaşam aktivitelerini etkileyen bir sendromdur.
Demir Homeostazisi
Vücutta ve hücre içinde demir elementinin dengeli bir şekilde dağılımı ve yönetilmesi süreci.
Demir Homeostazı
Hücre veya doku düzeyinde demir dengesinin, toksisiteyi önleyecek ve fizyolojik ihtiyaçları karşılayacak şekilde hassas bir biçimde ayarlanması.
Demir Şelasyonu
Vücuttaki veya belirli dokulardaki fazla demiri bağlayarak uzaklaştırma işlemi.
Demir-Kükürt Kümeleri
Birçok proteinin ve enzimin yapısında bulunan, elektron transferi ve katalitik reaksiyonlar gibi hücresel süreçlerde kritik rol oynayan inorganik kofaktörlerdir.
Demiyelinizasyon
Sinir liflerini çevreleyen ve iletimi hızlandıran koruyucu miyelin kılıfının hasar görmesi veya yok olması.
Demoralizasyon (Demoralization)
Özellikle terminal dönemdeki hastalarda görülen; çaresizlik, umutsuzluk ve yaşamın amacını kaybetme hissiyle karakterize klinik durum.
Demyelinating polyneuropathy
Çevresel sinirlerin etrafını saran ve elektrik iletimini hızlandıran koruyucu miyelin kılıfının hasar görmesiyle karakterize, çoklu sinir tutulumu gösteren hastalık tablosu.
Denervasyon
Bir kasın veya organın kendisini besleyen sinir uyarısından mahrum kalması durumu.
Denervation
Bir doku veya organın (bu metinde kasın) sinir uyarımının kesilmesi veya sinir bağlantısının kopması durumu.
Denervation and reinnervation
Kasların sinir uyarımını kaybetmesi (denervasyon) ve ardından sinirlerin yeniden büyüyerek kasla bağlantı kurması (reinnervasyon) süreci.
Deneysel Tedaviler (Investigational Treatments)
Henüz resmi otoriteler (FDA, EMA vb.) tarafından standart tedavi olarak onaylanmamış, ancak klinik araştırmalar altında veya özel insani erişim programları kapsamında hastalar üzerinde denenen potansiyel ilaç ve tedavi yöntemleri.
Derin Konvolüsyonel Sinir Ağları (DNN)
Görsel verileri analiz etmek, desenleri tanımak ve karmaşık sınıflandırmalar yapmak için kullanılan, insan beynindeki nöron yapısını taklit eden gelişmiş yapay zeka mimarisi.
Derin Öğrenme (Deep Learning)
Çok katmanlı yapay sinir ağlarını kullanarak karmaşık veri setlerinden otomatik olarak özellik çıkaran ve öğrenen bir yapay zeka dalı.
Derin Öğrenme Yapay Sinir Ağı Kod Çözücüleri
BCI sisteminde beyin sinyallerini daha yüksek doğruluk ve güvenilirlikle işlemek ve anlamlandırmak için kullanılan gelişmiş yazılım algoritmaları.
Destek Hizmetleri Koordinatörü
Kronik hastalığı olan bireylerin tıbbi, sosyal ve lojistik ihtiyaçlarını yönetmelerine yardımcı olan profesyonel rehber.
Destek Vektör Makinesi (Support Vector Machine)
Veri sınıflandırma ve tahminleme süreçlerinde kullanılan bir makine öğrenmesi algoritması.
Destekleyici Teknoloji (Asistif Teknoloji)
ALS gibi hareket ve konuşma yetisini kısıtlayan hastalıklarda, bireylerin iletişim kurmasını ve günlük aktivitelerini bağımsızca yapmasını sağlayan özel donanım ve yazılımlar.
Deterioration
Bir durumun veya hastalığın zamanla kötüleşmesi, bozulması veya gerilemesi.
Determinants (Belirleyiciler)
Bir sağlık durumunun veya hastalığın ortaya çıkışını ve seyrini etkileyen risk faktörleri veya nedenler.
Diabetes mellitus (DM)
Vücutta insülin eksikliği veya insülin direnci nedeniyle yüksek kan şekeri seviyeleri ile seyreden kronik metabolik hastalık.
Diagnosis
Bir hastalığın veya durumun tanımlanması süreci, tanı.
Diagnostic Accuracy
Bir tanı testinin veya teknolojisinin, bir hastalığı veya durumu ne kadar doğru bir şekilde teşhis edebildiğinin ölçüsü.
Diagnostic Odds Ratio (DOR)
Bir tanı testinin doğruluğunu özetleyen tek bir ölçüt; testin hastalığı doğru bir şekilde tanımlama yeteneğinin bir göstergesi.
Diagnostic trajectory
Bir hastalığın belirtilerinin ortaya çıkmasından kesin tanının konulmasına kadar geçen süreç ve bu süreçteki adımlar.
Diagnostic yield (Tanısal verim)
Yapılan testler sonucunda hastalarda kesin bir genetik tanıya ulaşılma oranı.
Diaphragmatic motor cortex
Diyafram kasını kontrol eden beyin bölgesi.
Diasilgliserol (DAG)
Gliserol molekülüne kovalent olarak bağlı iki yağ asidi zincirinden oluşan bir lipid türü.
Diazepam
GABA-A reseptörleri üzerinden etki göstererek sinir sisteminde inhibitör (baskılayıcı) etki yaratan, benzodiazepin sınıfı bir ilaç.
dichotomies
İki zıt veya tamamen farklı şey arasındaki ayrım veya karşıtlık.
Dietary Inflammatory Index (DII)
Diyetin inflamatuar (iltihap oluşturma) potansiyelini, tüketilen besin öğelerine göre puanlayan standartlaştırılmış bir indeks.
Differentially expressed proteins (DEPs)
İki farklı durum veya grup (örneğin hasta ve sağlıklı kontroller) arasında miktarı veya ekspresyon seviyesi anlamlı derecede farklılık gösteren proteinler.
Difüzyon Tensör Görüntüleme (DTI)
Beyindeki beyaz cevher yollarının bütünlüğünü ve organizasyonunu incelemek için kullanılan bir MRI tekniği.
Digital Biomarker
Sağlık ve hastalık durumlarını ölçmek ve izlemek için kullanılan, giyilebilir cihazlar, mobil uygulamalar veya diğer dijital teknolojiler aracılığıyla toplanan verilerdir. (Dijital Biyobelirteç)
Digital biomarkers
Dijital biyobelirteçler; taşınabilir, giyilebilir veya dijital teknolojiler (tablet, sensör vb.) aracılığıyla toplanan, biyolojik veya fonksiyonel süreçleri objektif olarak ölçen veriler.
Digital Endpoints (Dijital Sonlanım Noktaları)
Giyilebilir sensörler, mobil uygulamalar veya diğer dijital araçlar kullanılarak hastadan toplanan, biyolojik veya klinik bir durumu nesnel olarak ölçen veriler.
Dijital Biyobelirteçler
Hastalıkların teşhisi, takibi veya tedaviye yanıtın ölçülmesi için dijital cihazlar (giyilebilir teknolojiler vb.) aracılığıyla toplanan objektif veriler.
Dinamometri
Kasların ürettiği maksimum kuvveti ölçmek için kullanılan objektif ve kantitatif bir yöntem.
Dinein motorları
Mikrotübüller üzerinde hareket ederek hücresel yükleri hücre merkezine doğru (retrograd yönde) taşıyan motor protein ailesi.
Dinlenme Durumu Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (rs-fMRI)
Beyin aktivitesini, herhangi bir görev yapılmadığı sırada kan akışındaki değişiklikler üzerinden ölçen görüntüleme yöntemi.
Dipeptid Tekrar Proteini (DPR)
C9orf72 genindeki mutasyonlar sonucu oluşan ve ALS patolojisinde nörotoksisiteye yol açan anormal protein zincirleri.
Dipeptid Tekrar Proteinleri (DPR)
C9ORF72 mutasyonunda normal olmayan bir çeviri mekanizması (RAN translasyonu) ile üretilen ve sinir hücreleri için zehirli olan proteinler.
dipeptide repeat aggregates
İki amino asitten oluşan tekrarlayan birimlerin oluşturduğu kümeler.
Dipeptide repeat protein (Dipeptit tekrar proteini)
C9orf72 genindeki tekrarlayan dizilerin sıra dışı çevirisi sonucu oluşan ve hücre içinde biriken anormal protein yapıları.
Dipeptide Repeat Proteins (DPRs)
C9orf72 mutasyonunda normal olmayan bir protein üretim mekanizması (RAN translasyonu) sonucu oluşan toksik protein zincirleri.
Dipeptide repeats (DPR)
C9ORF72 genindeki mutasyon sonucu üretilen ve sinir hücrelerinde birikerek toksik etki yaratan anormal protein zincirleri.
Dipeptit tekrar proteinleri (DPRs)
C9ORF72 genindeki heksanükleotit tekrar genişlemesi sonucunda oluşan, iki amino asitten oluşan birimlerin tekrar etmesiyle oluşan toksik proteinler.
Dipeptit Tekrarlı Peptitler (DPR'ler)
C9orf72 genindeki tekrar genişlemesi sonucu oluşan, non-AUG (RAN) translasyonu ile üretilen anormal proteinlerdir.
Direct costs
Sağlık hizmetlerinin sunulmasıyla doğrudan ilişkili maliyetler, örneğin ilaç maliyetleri, hastane faturaları vb.
Directional anisotropy
Yönsel anizotropi; uzaysal hareket tutarlılığının bir ölçüsü.
Disbiyozis
Bağırsak mikrobiyotasındaki yararlı ve zararlı mikroorganizmaların dengesinin bozulması.
Disease Mimics
Klinik olarak ALS'ye benzeyen ancak farklı nedenlerden kaynaklanan ve ayırıcı tanıda dışlanması gereken hastalıklar.
Disease Modification (Hastalık Modifikasyonu)
Hastalığın sadece semptomlarını tedavi etmek yerine, altında yatan biyolojik süreci etkileyerek ilerleme hızını yavaşlatan veya durduran müdahale.
Disease modifier
Bir hastalığın seyrini veya şiddetini etkileyebilen bir faktör.
Disease Progression
Hastalığın zaman içindeki ilerleme hızı ve klinik tablonun kötüleşme süreci.
Disease-modifying therapy
Hastalığın sadece semptomlarını değil, altında yatan biyolojik ilerleme sürecini hedefleyen tedavi yöntemi.
Disfaji
Tıbbi literatürde yutma güçlüğü veya yutma fonksiyonunun bozulması durumuna verilen isim.
Dishomeostazi
Vücuttaki elementlerin veya maddelerin normal dengesinin (homeostazis) bozulması durumu.
Disiplinler Arası (Interdisciplinary)
Birden fazla akademik veya bilimsel uzmanlık alanının yöntem, kavram ve bakış açılarının ortak bir hedef doğrultusunda birleştirilmesi.
Disiplinlerarası İş Birliği
Hastanın bütüncül tedavisi için farklı tıp ve sağlık branşlarının (örn. nöroloji ve diş hekimliği) koordineli çalışması.
Disordered Eating
Klinik bir yeme bozukluğu tanısı kriterlerini tam karşılamasa bile, sağlığı olumsuz etkileyen düzensiz ve anormal yeme alışkanlıkları.
Disordered region
Belirli ve sabit bir üç boyutlu yapıya sahip olmayan, esnek protein bölgesi.
Disproportionality analysis
İlaç güvenliği verilerinde belirli bir yan etkinin beklenenden daha sık görülüp görülmediğini istatistiksel olarak belirleme yöntemi.
Disregülasyon
Bir biyolojik sistemin veya mekanizmanın normal işleyişinin bozulması, düzenlenememesi durumu.
Distal kaslar
Vücut merkezinden veya gövdeden daha uzak, uç noktalarda bulunan kaslar (örneğin el kasları olan APB ve ADM).
Distal kontraktür
Ekstremitelerin uç kısımlarındaki eklemlerde meydana gelen kalıcı sertlik ve hareket kısıtlılığı.
Distal miyopati (DM)
Özellikle el ve ayak gibi vücudun uç kısımlarındaki kasları etkileyen, klinik ve genetik olarak çeşitlilik gösteren bir grup kas hastalığı.
Distal Motor Latans (DML)
Sinir uyarımının yapıldığı en uç (distal) noktadan kas üzerinde yanıtın başladığı ana kadar geçen süreyi ölçen elektrofizyolojik bir parametre.
Disülfidptozis
Disülfid stresi ve hücre iskeletinin çökmesiyle tetiklenen, yeni tanımlanmış bir programlı hücre ölümü biçimi.
Diyafram Ultrasonu (DUS)
Diyafram kalınlığını ve hareketliliğini (ekskürsiyon) ölçmek için kullanılan invaziv olmayan görüntüleme yöntemi.
Dizartri
Konuşma kaslarının zayıflığı veya kontrol kaybı sonucu ortaya çıkan, telaffuz bozukluğu ile karakterize nörolojik konuşma bozukluğu.
Dizlipidemi
Kanda anormal miktarlarda lipid (yağ) bulunması durumudur.
Dışlama Tanısı (Disease of Exclusion)
Belirli bir hastalığın teşhisinin, benzer semptomlara yol açabilecek diğer tüm olası tıbbi durumların elenmesi yoluyla konulması süreci.
DNA Aduktları (DNA Adducts)
Kanserojen bir kimyasalın DNA molekülüne kovalent olarak bağlanmasıyla oluşan ve DNA hasarına yol açan kompleksler.
DNA Metilasyonu
DNA dizisine metil gruplarının eklenmesiyle genlerin 'açık' veya 'kapalı' konumunu belirleyen temel epigenetik mekanizma.
DNA Onarım Yolağı (DNA repair pathway)
Çevresel faktörler veya hücresel süreçler nedeniyle DNA üzerinde meydana gelen hasarları tespit edip düzelten spesifik biyokimyasal reaksiyonlar zinciri.
DNA-Encoded Library (DEL)
Her bir kimyasal bileşiğin kendine özgü bir DNA dizisiyle etiketlendiği, milyonlarca molekülün aynı anda taranmasına olanak tanıyan teknoloji.
DNAJC7
Hsp70/90 aracılı protein kalite kontrolünde yer alan bir koşaperonu kodlayan gen.
Docking
Bir molekülün (ligand) bir hedef proteine bağlanma şeklini ve afinitesini tahmin etmek için kullanılan hesaplamalı bir yöntem.
Doğal Bağışıklık (Innate Immunity)
Vücudun patojenlere ve yabancı maddelere karşı gösterdiği, önceden kazanılmamış, hızlı ve özgül olmayan ilk savunma hattı.
Doğal Seyir Çalışması (Natural History Study)
Bir hastalığın, herhangi bir tedavi veya müdahale olmaksızın, zaman içindeki doğal gelişimini ve ilerleyişini inceleyen gözlemsel araştırma türü.
Doğrudan Destek Uzmanı (Direct Support Professional - DSP)
Engelli veya kronik hastalığı olan bireylerin günlük yaşam aktivitelerini bağımsız, güvenli ve kaliteli bir şekilde sürdürebilmeleri için kişisel, fiziksel ve sosyal destek sağlayan profesyonel çalışan.
Doku Şeffaflığı (Tissue Clearing)
Biyolojik dokuların ışık mikroskobu altında üç boyutlu ve derinlemesine incelenebilmesi için kimyasal yöntemlerle saydam hale getirilmesi.
Dönemsel Paralizi (Periodic Paralysis)
Kaslarda geçici güçsüzlük veya felç ataklarına neden olan, genellikle genetik geçişli nadir bir nöromüsküler hastalık grubu.
Dopamine Transporter (DAT)
Dopaminin sinaptik aralıktan geri alınmasını sağlayan ve dopaminerjik sinir uçlarının bütünlüğünü gösteren protein.
Dopaminerjik
Dopamin adlı nörotransmitteri üreten veya bu maddeye yanıt veren sinir hücreleri ve yolaklarla ilgili olan.
Dopaminerjik nöronlar
Dopamin kimyasalını üreten ve ileten, Parkinson hastalığında ilerleyici şekilde kaybedilen sinir hücreleri.
Dose levels
Bir ilacın veya tedavinin farklı miktarları veya konsantrasyonları.
Dose-finding (Doz Belirleme)
Bir ilacın terapötik etkisinin en yüksek, yan etkisinin ise en düşük olduğu ideal doz miktarını saptamak için yapılan klinik araştırma süreci.
Dose-response pattern (Doz-yanıt örüntüsü)
Bir organizmanın veya popülasyonun maruz kaldığı etkenin (bu çalışmada çevresel kirliliğin) miktarı arttıkça, ortaya çıkan biyolojik veya klinik yanıtın (mortalite oranının) da paralel olarak artması durumu.
Dosing regimen
Bir ilacın tedavi süresince hangi miktarda (doz), hangi sıklıkta ve ne kadar süreyle uygulanacağını belirleyen tedavi şeması.
DOSS (Dysphagia Outcome and Severity Scale)
Yutma bozukluğunun şiddetini, fonksiyonel seviyesini ve gerekli diyet modifikasyonlarını belirleyen 7 seviyeli bir derecelendirme ölçeği.
Double-blind, placebo-controlled (Çift kör, plasebo kontrollü)
Ne hastaların ne de hekimlerin kimin gerçek ilacı, kimin etkisiz maddeyi (plasebo) aldığını bilmediği deneysel çalışma modeli.
Double-dummy (Çift Plasebo)
Farklı görünüme veya kullanım şekline sahip iki aktif ilacın körlüğünü korumak amacıyla her iki gruba da hem bir aktif ilaç hem de diğer ilacın plasebosunun verildiği araştırma tasarımı.
Downregülasyon
Bir hücrenin dış veya iç uyarana yanıt olarak bir hücresel bileşenin (RNA veya protein gibi) miktarını veya aktivitesini azaltması süreci.
Doz-yanıt ilişkisi
Bir etkenin miktarı veya sıklığı arttıkça, ortaya çıkan sonucun da buna paralel olarak artması durumu.
Dozimetri
İyonize radyasyonun canlı doku veya madde tarafından emilen miktarının ölçülmesi ve hesaplanması bilimi.
Droplet digital PCR (ddPCR)
Hedef DNA veya RNA moleküllerini binlerce mikro damlacığa bölerek mutlak kantifikasyon (kesin sayısal ölçüm) sağlayan yüksek hassasiyetli bir PCR yöntemi.
Drp1 ve Opa1
Mitokondriyal dinamikleri (bölünme/fisyon ve birleşme/füzyon) düzenleyen ve mitokondriyal bütünlük için dengede olması gereken proteinler.
Drug formulation adjustments
İlaçların yutulmasını veya uygulanmasını kolaylaştırmak için yapılan fiziksel değişiklikler, örneğin tabletleri ezmek, sıvı ile karıştırmak veya beslenme tüpü aracılığıyla vermek.
Drug Repurposing (İlaç Yeniden Amaçlandırma)
Belirli bir hastalık için onaylanmış bir ilacın, farklı bir hastalığın tedavisinde kullanılması süreci.
Drug-free period
Tedavi protokolü içerisinde, ilacın etkilerini gözlemlemek veya yan etkileri azaltmak amacıyla ilaca ara verilen süre.
dsDEG (Hastalığa Özgü Diferansiyel Eksprese Genler)
Hastalık durumunda normal duruma göre ifadesi (ekspresyonu) anlamlı derecede değişen ve hastalığa özgü olan genler.
Dual-energy X-ray absorptiometry (DXA)
Vücut kompozisyonu değişikliklerini ölçmek için kullanılan bir görüntüleme yöntemi.
Dual-task (İkili görev)
Bireyin aynı anda hem fiziksel hem de bilişsel bir görevi yerine getirmesini gerektiren rehabilitasyon yaklaşımı.
Duchenne Kas Distrofisi (DMD)
Kasların ilerleyici zayıflamasına ve kaybına yol açan, genetik geçişli, nadir bir kas hastalığıdır.
Duchenne müsküler distrofi (DMD)
Genellikle çocukluk çağında başlayan, kas zayıflığı ve kaybıyla karakterize, genetik geçişli ilerleyici bir kas hastalığı.
Dura Mater
Beyin ve omuriliği en dıştan saran, merkezi sinir sistemini koruyan kalın, sert ve lifli zar tabakası.
Durable medical equipment (DME)
Dayanıklı Tıbbi Ekipman; hastaların evde tedavisi veya bakımı için gerekli olan, tekrar kullanılabilir tıbbi cihazlar (mobilite araçları, solunum cihazları vb.).
Düşük Karmaşıklıklı Alan (Low-Complexity Domain - LCD)
TDP-43 proteininde yer alan ve kendi kendine montaj ile agregasyondan sorumlu 148 amino asitlik bölge.
Duyarlılık artefaktları (Susceptibility artifacts)
Manyetik alanın homojenliğinin bozulması sonucu görüntülerde oluşan bozulmalar.
Duyuşsal Bilişim (Affective Computing)
İnsan duygularını algılayabilen, yorumlayabilen ve bu duygulara uygun tepki verebilen sistemlerin geliştirilmesiyle ilgilenen bilgisayar bilimi dalı.
Düzenleyici T hücreleri (Treg)
Bağışıklık sistemini baskılayıcı ve düzenleyici etkilere sahip, otoimmüniteyi önleyen ve doku hasarını sınırlayan bir T hücresi alt grubu.
Dynamic Imaging Grade of Swallowing Toxicity (DIGEST)
Yutma güvenliği (aspirasyon/penetrasyon) ve etkinliği (rezidü) ölçütlerine dayanarak faringeal yutma şiddetini derecelendiren, videofloroskopiye dayalı standardize bir ölçek. Özellikle kanser hastalarında ve nörolojik hastalıklarda disfaji takibinde kullanılır.
Dynamic Time Warping (DTW)
Zaman serisi analizinde, zaman veya hız açısından farklılık gösteren iki geçici dizilim arasındaki benzerliği ölçmek için kullanılan bir algoritma.
Dysarthria (Dizartri)
Sinir sistemindeki hasar nedeniyle konuşma kaslarının zayıflaması veya kontrol edilememesi sonucu ortaya çıkan konuşma bozukluğu.
Dysautonomia (Disotonomi)
Otonom sinir sisteminin (kalp atışı, kan basıncı, sindirim gibi istemsiz vücut fonksiyonlarını kontrol eden sistem) işlev bozukluğu.
Dysbiosis
Bağırsak mikrobiyotasındaki mikrobiyal dengenin bozulması durumu.
Dysbiosis / Disbiyozis
Bağırsaktaki yararlı ve zararlı mikroorganizmaların doğal dengesinin bozulması durumu.
Dyshomeostasis (Dishomeostaz)
Vücuttaki fizyolojik sistemlerin veya maddelerin (örneğin metallerin) dengesinin ve kararlı iç ortamının bozulması durumu.
Dyspepsia
Hazımsızlık olarak bilinen, üst karın bölgesinde ağrı, şişkinlik, erken doyma gibi semptomlarla seyreden bir durumdur.
Dysphagia (Disfaji)
Yutma güçlüğü; gıdaların ağızdan mideye geçiş sürecinde yaşanan aksaklık.
Dysphonia (Disfoni)
Ses tellerinin veya gırtlak yapısının işlev bozukluğuna bağlı olarak ses kalitesinde, perdesinde veya şiddetinde meydana gelen ses kısıklığı veya bozukluğu.
Dysregulated molecular pathways
Hücresel işlevleri etkileyen ve normalden sapmış, anormal şekilde düzenlenmiş moleküler sinyal yolları.
Dystrophin
Kas liflerinin yapısal bütünlüğünü koruyan ve hücre iskeletini hücre dışı matrise bağlayan kritik bir protein.
E3 Ubikuitin Ligaz
Spesifik hedef proteinleri tanıyarak onlara ubikuitin molekülü ekleyen ve böylece onları yıkım için işaretleyen enzim.
EAAT2 (Excitatory Amino Acid Transporter 2)
Sinaptik boşluktaki fazla glutamatın astrositler tarafından geri alınarak temizlenmesini sağlayan ana eksitatör amino asit taşıyıcı protein.
Early cognitive impairment (Erken bilişsel bozukluk)
Zihinsel işlevlerde, yaşa göre beklenen düzeyin ötesinde ancak günlük yaşamı tamamen engellemeyen erken dönem gerileme.
Early Feasibility Study
Bir tıbbi cihazın klinik geliştirme aşamasının başlarında, cihazın güvenliğini ve tasarımını değerlendirmek için az sayıda katılımcıyla yapılan ön çalışma.
ECAS (Edinburgh Cognitive and Behavioural ALS Screen)
ALS hastalarında bilişsel ve davranışsal değişiklikleri değerlendirmek için özel olarak geliştirilmiş, ECAS-Cognitive (ECAS-C) ve ECAS-Carer Interview (ECAS-CI) bileşenlerini içeren bir tarama testi.
Echogenicity (Ekojenite)
Dokuların ultrason dalgalarını geri yansıtma yeteneği; ultrasonda parlaklık derecesi olarak görünür ve doku yapısındaki değişimleri yansıtır.
eCLIP-seq (Enhanced cross-linking and immunoprecipitation)
Protein-RNA etkileşimlerini ve proteinlerin RNA üzerindeki spesifik bağlanma bölgelerini genom genelinde yüksek çözünürlükle haritalamak için kullanılan ileri düzey bir moleküler biyoloji yöntemi.
Ecological Validity (Ekolojik Geçerlilik)
Bir test veya araştırma bulgusunun, laboratuvar ortamı dışındaki gerçek dünya koşullarında ne kadar geçerli ve uygulanabilir olduğunu ifade eden kavram.
Edaravone
ALS tedavisinde kullanılan, oksidatif stresi azaltmayı hedefleyen serbest radikal temizleyici bir ilaç.
EEG (Elektroensefalografi)
Beyindeki sinir hücrelerinin elektriksel faaliyetlerinin kafa derisine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla kaydedilmesi yöntemi.
Efgartigimod alfa
Miyasteni Gravis tedavisinde kullanılan, neonatal Fc reseptörünü (FcRn) hedef alarak vücuttaki hastalık yapıcı IgG antikorlarının seviyesini düşüren biyolojik bir ilaç etken maddesi.
Eğilim puanı eşleştirmesi (PSM)
Gözlemsel çalışmalarda gruplar arasındaki yanlılığı azaltmak için kullanılan istatistiksel bir yöntem.
Eğilim skoru eşleştirmesi (Propensity score matching)
Gözlemsel çalışmalarda, karıştırıcı faktörlerin etkisini en aza indirmek için tedavi alan ve almayan grupları benzer klinik ve demografik özelliklerine göre eşleştiren istatistiksel yöntem.
eIF2α Phosphorylation
Protein sentezinin başlatılmasında görev alan bir faktörün fosfat grubu eklenerek pasif hale getirilmesi; stres yanıtının temel basamağıdır.
Ekleme doğruluğu (splicing fidelity)
Pre-mRNA eklenmesi sürecinin hatasız ve doğru bir şekilde gerçekleşmesi.
Eksitotoksisite
Glutamat gibi nörotransmitterlerin aşırı salınımı veya geri alımındaki bozukluk nedeniyle sinir hücrelerinin aşırı uyarılması sonucu hasar görmesi veya ölmesi.
Ekson 4a
Büyük tau proteininin oluşumuna neden olan, genetik dizideki spesifik bir kodlama bölgesi.
Eksozom
Hücreler tarafından salgılanan bir tür ekstraselüler veziküldür. Proteinler, lipidler ve RNA gibi çeşitli molekülleri taşır.
Eksozomlar
Hücreler arası iletişimi sağlayan, proteinler, lipitler, metabolitler ve mikroRNA'lar gibi biyolojik maddeleri taşıyan nanoboyutlu kesecikler (ekstraselüler veziküllerin bir türü).
Ekstraselüler veziküller (EV'ler)
Hücreler tarafından salgılanan ve hücreler arası iletişimde rol oynayan küçük, membranla çevrili keseciklerdir.
Ekstrasineptik Sinyalizasyon
Sinaps dışı alanlarda bulunan reseptörlerin uyarılmasıyla tetiklenen ve genellikle hücre ölüm yollarını aktive eden hücresel iletişim.
Ekstremite Başlangıçlı ALS
ALS'nin, kollarda ve bacaklarda ilerleyici zayıflık ve koordinasyon sorunları ile kendini gösteren bir türü.
Ekzom dizileme
Bir organizmanın genomundaki protein kodlayan bölgelerin (ekzomlar) dizisini belirlemek için kullanılan bir genetik test yöntemidir. Bu yöntem, genetik hastalıkların nedenlerini araştırmada ve nadir varyantları tespit etmede etkilidir.
Ekzon Atlama (Exon-skipping)
Hücreye hatalı gen bölümlerini (ekzonları) görmezden gelmesini söyleyerek, vücudun daha kısa ancak işlevsel proteinler üretmesini sağlayan bir tedavi yöntemi.
El Escorial criteria
Amyotrofik lateral skleroz (ALS) tanısı için kullanılan uluslararası kabul görmüş klinik tanı kriterleri.
El Escorial kriterleri
ALS tanısını koymak için kullanılan, klinik ve elektrofizyolojik bulgulara dayanan uluslararası tanısal standartlar.
El Escorial tanı kriterleri
ALS tanısının konulmasında kullanılan revize edilmiş standart kriterler.
Electrical Impedance Myography (EIM)
Kas dokusuna düşük şiddetli elektrik akımı uygulanarak dokunun direncini ve yapısal bütünlüğünü ölçen, invaziv olmayan bir teknik.
Electrocardiographic indices
Otonom disfonksiyonun erken tespiti için kullanılan, kalbin elektriksel aktivitesini ölçen göstergeler.
Electrocorticography (ECoG)
Elektrokortikografi; beyin korteksinin yüzeyine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla elektriksel aktivitenin kaydedilmesi yöntemi.
Electrodiagnostic (EDX) studies
Sinir ve kasların elektriksel aktivitelerini ölçerek çalışan elektrofizyolojik test yöntemleri.
Electronic medical record (EMR)
Hastaların tıbbi geçmişi, tanıları, tedavileri, ilaçları ve diğer sağlık bilgilerinin dijital ortamda saklandığı sistem.
Electrophysiological biomarkers
Elektrofizyolojik biyobelirteçler; sinir ve kas sisteminin elektriksel aktivitelerinden elde edilen, bir hastalığın varlığını veya seyrini gösteren ölçülebilir biyolojik işaretler.
Elektroakupunktur (EA)
Geleneksel akupunktur noktalarına elektrik akımı uygulanmasıyla yapılan bir tedavi yöntemi.
Elektroensefalogram (EEG)
Beyindeki elektriksel aktiviteyi kafa derisine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla ölçen tıbbi test.
Elektrofizyolojik
Sinirlerin ve kasların elektriksel aktivitelerinin (EMG ve sinir iletim çalışmaları gibi) ölçülmesiyle ilgili yöntemler.
Elektrofizyolojik Test
Sinirlerin ve kasların elektriksel aktivitelerini ölçerek işlevlerini değerlendiren tanısal yöntem.
Elektrokortikografi (ECoG)
Beyin korteksi üzerinden doğrudan elektriksel sinyallerin kaydedilmesi yöntemi.
Elektromiyografi (EMG)
Kasların ve sinirlerin elektriksel aktivitesini ölçerek nöromüsküler hastalıkların teşhisinde kullanılan test.
Elektronörografi
Sinir iletim hızlarını ve fonksiyonlarını ölçmek için kullanılan bir elektrofizyolojik test yöntemi.
Elektronöromiyografi (ENMG)
Sinirlerin ve kasların elektriksel iletisini ölçerek sinir hasarını ve kas hastalıklarını değerlendiren tanı yöntemi.
Elektrot Dizilimi (Electrode Array)
Beyin dokusundaki elektriksel aktiviteleri yüksek hassasiyetle kaydetmek için beyin yüzeyine yerleştirilen mikro iletken sensör grubu.
Emergency Department (ED) utilization
Sağlık hizmetleri kapsamında acil servis birimlerinin kullanım sıklığı, başvuru nedenleri ve kullanım biçimi.
EMG (Elektromiyografi)
Kasların ve bu kasları kontrol eden sinirlerin elektriksel aktivitesini ölçerek sinir hasarını veya kas hastalıklarını tespit eden tanısal test.
Empedans Uyumsuzluğu Teorisi
Sinir sisteminin bir bilgi işlem sistemi olarak termodinamik sınırları için önerilen teorik bir biyofiziksel model ve nicel çerçeve.
End-of-life care
Yaşamının son aylarında veya günlerinde olan hastaların acılarını dindirmek, konforunu sağlamak ve yaşam kalitesini optimize etmek amacıyla sunulan tıbbi, psikolojik ve sosyal destek süreci.
Endikasyon
Bir ilacın, operasyonun veya tıbbi prosedürün uygulanmasının uygun görüldüğü hastalık veya durum.
Endocannabinoid system (ECS)
Vücutta homeostaziyi, nöroplastisiteyi, metabolizmayı ve nöroinflamasyonu düzenleyen lipid bazlı bir sinyal yolağı.
Endojen
Vücudun kendi içinde üretilen veya köken alan.
Endojen Retrovirüsler (ERV)
Evrimsel süreçte insan ve memeli genomuna entegre olmuş, normalde sessiz olan ancak ALS gibi bazı nörodejeneratif hastalıklarda aktifleşerek patolojiye katkıda bulunduğu düşünülen viral DNA dizilimleri.
Endokannabinoid sistem
Nöroimmün iletişimi, sinir hücresi sağkalımını ve lipid dengesini düzenleyen hücresel sinyal iletim sistemi.
Endolysosomal system
Hücre içi maddelerin alımı, sıralanması ve yıkımından sorumlu membran bağlı organeller ağı.
Endoplazmik Retikulum (ER)
Hücre içinde proteinlerin sentezlenmesi, katlanması ve taşınmasından sorumlu bir organel ağı.
Endoplazmik Retikulum (ER) Stresi
Hücre içinde proteinlerin yanlış katlanması veya birikmesi sonucu oluşan, hücre fonksiyonlarını bozan ve ALS gibi hastalıklarda görülen hücresel stres durumu.
Endosomal Machinery (Endozomal Mekanizma)
Hücre içindeki maddelerin tasnif edilmesi, geri dönüştürülmesi veya yıkımı için kullanılan hücresel taşıma sistemi.
Endotel Disfonksiyonu
Damarların iç yüzeyini döşeyen hücre tabakasının işlevini yitirerek pıhtılaşmaya ve damar sertliğine zemin hazırlaması.
Endotip (Endotype)
Belirli bir hastalığın, benzer klinik belirtilere sahip olsa da, farklı moleküler veya fizyopatolojik mekanizmalarla tanımlanan biyolojik alt grubu.
Endovascular
Damar içinden yapılan tıbbi müdahale veya bu yolla ulaşılan bölgeyi ifade eder.
Endovascular Therapy
Damar içinden kateterler yardımıyla yapılan, stent veya balon gibi araçları içeren kapalı tedavi yöntemi.
Endovasküler
Kan damarlarının içinden geçilerek yapılan tıbbi işlem veya müdahale.
Endozomal kaçış
Hücre içine alınan maddelerin endozom adı verilen keseciklerden sitoplazmaya salınması süreci.
Enerji Homeostazı
Vücudun aldığı enerji ile harcadığı enerji arasındaki dengenin korunması durumu.
Engraftment
Nakledilen kök hücrelerin hastanın kemik iliğine yerleşerek sağlıklı kan hücreleri üretmeye başlaması süreci.
Enhancer-like activity
Gen ifadesini artırabilen düzenleyici bir SNP'nin aktivitesi.
Enolase 2 (Eno2)
Nöronların membranında bulunan ve Pgk1 ile etkileşime girerek sinir hücresi uzantılarının büyümesini düzenleyen bir reseptör/enzim.
Ensemble Framework (Topluluk Çerçevesi)
Tek bir model yerine birden fazla makine öğrenmesi modelinin sonuçlarını birleştirerek daha doğru tahminler elde etmeyi sağlayan yapı.
Enstrümantal Olmayan Ölçümler
Radyolojik veya endoskopik cihazlar kullanılmadan, klinik gözlem ve basit testlerle yapılan değerlendirmeler.
Entegrasyon Seansları (Integration Sessions)
Psikedelik deneyim sırasında yaşananların, hastanın psikolojik iyileşme sürecine dahil edilmesi ve anlamlandırılması için yapılan terapi görüşmeleri.
Entegre Stres Yanıtı (ISR - Integrated Stress Response)
Hücrelerin çeşitli stres durumlarına uyum sağlamak için kullandığı ve PERK proteini üzerinden de düzenlenebilen hücresel sinyal yolağı.
Enteral Beslenme
Besinlerin sindirim sistemi yoluyla, genellikle bir tüp aracılığıyla doğrudan mideye veya ince bağırsağa verilmesi yöntemi.
Enteral Feeding
Ağız yoluyla yeterli beslenemeyen hastalarda, besinlerin doğrudan mideye veya ince bağırsağa bir tüp (örneğin PEG) aracılığıyla verilmesi yöntemi.
Enteral nutrition
Besinlerin sindirim sistemi yoluyla (genellikle bir tüp aracılığıyla) verilmesi.
Enteric nervous system (ENS) / Enterik sinir sistemi
Sindirim sistemi fonksiyonlarını koordine eden ve bağırsak duvarında yer alan sinir ağı.
Enterovirus D68 (EV-D68)
Akut flask miyelit (AFM) ile ilişkili önemli bir patojen olan bir virüs türü.
Entrapment neuropathy
Bir periferik sinirin anatomik olarak daralmış bir alanda sıkışması sonucu oluşan hasar (tuzak nöropatisi).
Enzim Replasman Tedavisi (ERT)
Vücutta eksik olan veya yetersiz üretilen bir enzimin dışarıdan verilerek yerine konulduğu tıbbi bir tedavi yöntemidir. Pompe hastalığında glikojenin parçalanmasını sağlayan enzimin yerine konulması amaçlanır.
Enzymatic methyl-sequencing (EM-seq)
DNA üzerindeki sitozin metilasyonunu (kimyasal işaretleri) hassas bir şekilde belirlemek için kullanılan, DNA'ya zarar vermeyen modern bir yeni nesil dizileme yöntemi.
EPAR (European Public Assessment Report)
Avrupa İlaç Ajansı (EMA) tarafından ruhsatlandırılan her ilaç için hazırlanan ve ilacın değerlendirme sürecine ilişkin bilimsel verileri içeren ayrıntılı kamu değerlendirme raporu.
ePgk1 (Extracellular phosphoglycerate kinase 1)
Hücre dışı fosfogliserat kinaz 1; sinir ve kas dokuları arasında aracı olarak görev yapan ve motor nöron büyümesini destekleyen bir protein.
Epidemiological Studies (Epidemiyolojik Çalışmalar)
Toplumlarda hastalıkların dağılımını, sıklığını, nedenlerini ve bu durumları etkileyen faktörleri inceleyen tıp dalı araştırmaları.
Epidemiology
Hastalıkların toplumdaki dağılımını, görülme sıklığını ve nedenlerini inceleyen bilim dalı.
Epidural
Beyin zarlarının dış kısmına, kafatası ile dura mater arasına yerleştirilen sistem.
Epidural enjeksiyon
Omurilik çevresindeki epidural boşluğa ilaç verilmesi işlemi.
Epigenetik
DNA dizisinde değişiklik olmaksızın gen ekspresyonunu etkileyen kalıtsal değişikliklerdir.
Epigenetik düzensizlik
Gen diziliminde değişiklik olmaksızın gen ifadesinin kontrol mekanizmalarındaki bozulmalar.
Epigenetik Gürültü (Epigenetic Noise)
Gen ifadesini kontrol eden kimyasal işaretlerin yaşla birlikte rastgele bozulması ve hassasiyetini kaybetmesi.
Epigenetik mekanizmalar
DNA dizisinde değişiklik yapmaksızın gen ifadesini etkileyen hücresel süreçler.
Epigenetik modifikasyon
Hücresel metabolik durum ile gen transkripsiyon programları arasında bağlantı kuran yapısal/kimyasal hücresel düzenleme mekanizması.
Epilepsi
Hastada ALS'ye ek olarak gelişen ve nöbetlerle seyreden nörolojik durum.
Epileptiform Deşarj
EEG kayıtlarında gözlenen, beynin nöbet üretme potansiyeline veya artmış nöronal uyarılabilirliğine işaret eden anormal elektrik aktiviteleri.
Epimerizasyon
Bir molekülün kimyasal yapısındaki kiral merkezin konfigürasyonunun değişmesi; bu metinde L-amino asitlerin D-amino asitlere dönüşümü.
Epinefrin (Adrenalin)
Stres durumlarında salgılanan, kalp atış hızını ve kan basıncını artıran bir hormon ve nörotransmiter.
Epistatic modifier (Epistatik modifiye edici)
Bir genin etkisinin, başka bir genin varlığına veya aktivitesine bağlı olarak değişmesi durumu.
Epitelyal Bariyer
Bağırsak gibi organların iç yüzeyini kaplayan ve dış ortamdaki maddelerin vücut içine kontrolsüz geçişini engelleyen hücre tabakası.
Epithelial barrier integrity
Bağırsak gibi organların iç yüzeyini kaplayan epitel hücre tabakasının, yabancı maddelerin geçişini engelleyen koruyucu bütünlüğü.
Epitop
Bir antijenin (burada SOD1 proteininin), antikor tarafından tanınan ve bağlanan spesifik bölgesi.
EPR effect (Enhanced Permeability and Retention effect)
Tümör dokularının, normal dokulara kıyasla makromolekülleri ve nanopartikülleri daha fazla biriktirme eğilimi.
ERAD (Endoplasmic Reticulum-Associated Degradation)
Endoplazmik retikulumda yanlış katlanmış proteinlerin belirlenerek sitozole geri gönderilmesi ve proteazom tarafından yıkılması sürecini kapsayan hücresel kalite kontrol mekanizması.
ErbB Sinyal Yolağı
Hücre büyümesi, çoğalması ve hayatta kalması için kritik olan, nörolojik hastalıklarda da rol oynayan bir hücre içi iletişim mekanizması.
Ergometre
Fiziksel egzersiz sırasında yapılan işi veya harcanan enerjiyi ölçmek için kullanılan özel bisiklet veya benzeri cihaz.
Erişilebilirlik (Accessibility)
Fiziksel çevre, ulaşım, bilgi ve teknolojilerin, engelli bireyler de dahil olmak üzere herkes tarafından engelsiz ve bağımsız bir şekilde kullanılabilmesi.
Eritrosit Sedimentasyon Hızı (ESR)
Kandaki alyuvarların çökme hızını ölçerek vücuttaki sistemik enflamasyon (iltihap) varlığını gösteren rutin test.
Erken Aşama Klinik Deneyler (Early-Stage Clinical Trials)
Genellikle Faz 1 ve Faz 2 aşamalarını kapsayan, yeni bir tedavi adayının insanlardaki ilk güvenlilik, yan etki profili ve uygun dozaj sınırlarını belirlemeyi amaçlayan ilk klinik test süreçleri.
ERVK (Endogenous Retrovirus-K)
İnsan genomuna milyonlarca yıl önce entegre olmuş ve ALS gibi nörodejeneratif hastalıklarda yeniden aktifleşerek nörotoksisiteye yol açabilen antik viral dizilimler grubu.
Esansiyel Sağlık Hizmetleri
ACA kapsamında sigorta planlarının kapsaması gereken, ayakta tedavi, acil servis, hastaneye yatış, reçeteli ilaçlar gibi 10 temel tıbbi kategori.
ESCRT
Endozomal Sıralama Kompleksleri; hücre içinde membran onarımı ve protein sıralama süreçlerinde görev alan protein kompleksleri.
ESCRT-III (Endosomal sorting complex required for transport-III)
Membran onarımının geç aşamasında bir araya gelerek hasarlı membran kısımlarının hücreden salınmasını sağlayan protein kompleksi.
ESR1
Östrojen reseptörü 1 proteinini ifade eden ve çalışmada PTR ile en elverişli etkileşim profilini gösteren hedef molekül.
Etiology
Tıpta bir hastalığın veya tıbbi durumun ortaya çıkış nedenlerini, kökenini ve gelişim süreçlerini inceleyen bilim dalı.
Etiyoloji
Bir hastalığın nedenlerini veya oluşma sebeplerini inceleyen tıp dalı.
Etkinlik (Efficacy)
Bir ilacın kontrollü klinik koşullar altında hedeflenen tedavi edici etkiyi gösterme yeteneği.
Evde Mekanik Ventilasyon (HMV)
Kronik solunum yetmezliği olan hastaların hastane dışında, ev ortamında solunum cihazları ile desteklenmesi.
Event-related potential (ERP)
Belirli bir uyarıcıya veya olaya yanıt olarak beyinde oluşan elektriksel aktivite değişiklikleri.
Evidence-Based Review
Tıbbi kararların, mevcut en iyi ve en güncel bilimsel araştırmalara dayandırılarak verilmesi süreci.
Evolutionary trade-off (Evrimsel ödünleşim)
Bir organizmanın evrim sürecinde bir özelliği (örneğin büyük beyin hacmi) geliştirirken, başka bir özellikten (örneğin hücresel enerji verimliliği veya yaşlanmaya karşı direnç) ödün vermesi durumu.
Evre 4B
Metinde belirtilen, hastanın içinde bulunduğu ALS hastalığının spesifik klinik evresi.
Ex vivo
Canlı bir organizmadan alınan doku veya hücrelerin, organizma dışındaki yapay bir ortamda (laboratuvar ortamında) incelenmesi.
Ex vivo platelet activation (Ex vivo trombosit aktivasyonu)
Kan alımı veya laboratuvar işlemleri sırasında, vücut dışındaki fiziksel veya kimyasal etkenler nedeniyle trombositlerin yapay olarak uyarılması ve buna bağlı olarak artefakt (yapay) vezikül salgılaması durumu.
Excitability (Eksitabilite / Uyarılabilirlik)
Bir sinir hücresinin dış uyarılara yanıt olarak elektriksel sinyal (aksiyon potansiyeli) üretebilme kapasitesi.
Excitation-inhibition imbalance (Eksitasyon-inhibisyon dengesizliği)
Nöronal devrelerdeki uyarıcı (eksitatör) ve baskılayıcı (inhibitör) sinyaller arasındaki dengenin bozulması durumu.
Excitotoxic neurodegeneration
Glutamat gibi uyarıcı nörotransmitterlerin aşırı birikmesi sonucu sinir hücrelerinin aşırı uyarılması ve buna bağlı olarak hasar görüp ölmesi süreci.
Excitotoxicity (Eksitotoksisite)
Glutamat gibi uyarıcı nörotransmitterlerin aşırı birikmesi sonucu sinir hücrelerinin hasar görmesi veya ölmesi.
existential processes
Varoluşla, özellikle insan varoluşuyla ilgili süreçler veya deneyimler.
Exogenous ketone salts (KS) / ketone esters (KE)
Vücut tarafından üretilmeyen, dışarıdan takviye olarak alınan keton cisimleridir. Tuzlar (KS) genellikle sodyum, potasyum, magnezyum gibi minerallere bağlıyken, esterler (KE) keton cisimciklerinin doğrudan emilimini sağlayan daha saf formlardır.
Exon (Ekzon)
Bir genin, protein sentezlenmesi için gerekli bilgiyi kodlayan ve olgun RNA'da yer alan aktif dizilim bölgesi.
Exoskeleton (Eksoskeleton)
Vücudun dışına giyilen, kas gücünü destekleyen veya kaybedilen hareket yeteneğini geri kazandırmayı amaçlayan mekanik/robotik sistem.
Exosomes (Ekzozomlar)
Hücreler tarafından salgılanan, 30-150 nm boyutunda, endozomal kökenli ve hücreler arası iletişimde görev alan küçük veziküller.
Expanded Access Program (Genişletilmiş Erişim Programı)
Henüz resmi onay almamış ancak umut verici olan ilaçların, klinik deneylere katılamayan ve hayati tehlikesi olan hastalara insani amaçlarla sunulması.
Expanded Access Protocol (EAP)
Onaylanmamış araştırma ilaçlarının, klinik denemelere katılamayan ciddi durumdaki hastalara insani amaçlarla sunulması.
Experience-Based Co-Design (EBCD)
Hizmet alanların (hasta ve yakınları) ve hizmet verenlerin (sağlık personeli) deneyimlerini ortaklaşa analiz ederek sağlık hizmetlerini iyileştirmek için birlikte çalıştığı katılımcı bir tasarım metodolojisi.
Extension Study (Uzatma Çalışması)
Bir klinik araştırmanın ana aşaması bittikten sonra, ilacın uzun dönem etkilerini ve güvenliliğini gözlemlemek için devam ettirilen süreç.
Extra-motor
Motor (hareket) sistemi dışındaki beyin bölgelerini veya işlevlerini ifade eden terim.
Extra-motor involvement
Hastalığın, motor fonksiyonları kontrol eden bölgeler dışındaki beyin veya sinir sistemi bölgelerini de etkilemesi durumu.
Extracellular Trap (Ekstraselüler Tuzak)
Nötrofillerin mikroorganizmaları hapsetmek için hücre dışına saldığı, DNA ve proteinlerden oluşan ağ yapısı.
Extracellular Vesicles (Ekstraselüler Veziküller)
Hücre dışına salınan, lipid çift katmanlı membranla çevrili, kargo taşıyan tüm veziküler yapıların genel adı.
Extrapyramidal
Vücut duruşu ve istemsiz kas hareketlerinin koordinasyonundan sorumlu olan sinir sistemi yolları.
F-dalgası
Sinir iletim çalışmaları sırasında, bir sinirin uyarılmasıyla omurilikteki motor nöronların geri uyarılması sonucu oluşan geç yanıt.
FAERS
ABD Gıda ve İlaç Dairesi'nin Advers Etki Raporlama Sistemi.
Fagositoz
Hücrelerin, çevredeki yabancı maddeleri veya hücresel artıkları yutarak temizleme süreci.
Familial ALS (fALS)
Birden fazla aile bireyini etkileyen, kalıtımsal geçiş gösteren ALS olguları.
Family caregivers
Hasta bakımı sorumluluğunu üstlenen aile üyeleri.
Farmakodinamik (PD)
İlacın organizma üzerindeki etkilerini, etki mekanizmasını ve doz-yanıt ilişkisini inceleyen farmakoloji dalı.
Farmakodinamik Biyobelirteç
Bir ilacın vücuttaki biyolojik etkisini, hedefiyle etkileşimini veya tedaviye verilen yanıtı gösteren ölçülebilir biyolojik gösterge.
Farmakokinetik (PK)
İlacın vücuda alınması, dağılması, metabolize edilmesi ve atılması süreçlerini inceleyen bilim dalı.
Farmakokinetik son noktalar
Bir ilacın vücutta emilimi, dağılımı, metabolizması ve atılımı ile ilgili ölçülebilir parametreler.
Farmakolojik Tedavi
Kimyasal bileşenler içeren ilaçlar kullanılarak yürütülen tıbbi müdahale.
Farmakovijilans
İlaçların yan etkilerinin ve diğer güvenlilik sorunlarının saptanması, değerlendirilmesi, anlaşılması ve önlenmesine yönelik bilimsel çalışmalar.
Farmasötik Endüstri
Tıbbi ilaçların ve tedavilerin keşfi, geliştirilmesi, üretimi ve pazarlanması süreçlerini yürüten sağlık sektörü bileşeni.
Farmasötik kompozisyon
İlaç etken maddesinin, tedavi edici amaçla kullanılabilir hale getirilmiş karışımı.
Fasciculation
Kas seğirmesi; motor nöron hastalıklarında yaygın görülen, kas liflerinin istemsiz ve düzensiz kasılması.
Fasciculations (Fasikülasyonlar)
Kas liflerinde meydana gelen, dışarıdan gözle görülebilen ancak istemsiz ve küçük seyirme hareketleri.
Fasciculus Gracilis
Omuriliğin arka kordonunda yer alan ve gövdenin alt kısmı ile arka bacaklardan duyusal bilgi taşıyan sinir lifi demeti.
Fasikülasyon
Cilt altında görünen, istemsiz kas kasılması.
Fasikülasyon Potansiyelleri
Motor ünitelerin istemsiz ve kendiliğinden kasılması sonucu EMG kaydında ortaya çıkan anormal elektriksel dalgalar.
Faskülasyon potansiyelleri (FP)
Kas seğirmeleriyle ilişkili olan ve çalışmada frekans ve amplitüdü ölçülen elektriksel sinyaller.
Fasudil
Hücre iskeleti düzenlenmesi, inflamasyon ve nöronal sağkalımda rol oynayan Rho-ilişkili sarmal bobin içeren protein kinaz (ROCK) enzimini hedef alan bir inhibitör ilaç.
Fatty acid amide hydrolase (FAAH) inhibitor
Endokannabinoid sistemdeki yağ asidi amitlerinin (örneğin anandamid) yıkımını gerçekleştiren FAAH enzimini bloke eden ve bu sayede ilgili lipid medyatörlerinin seviyelerini artıran kimyasal bileşik.
Fatty infiltration
Hasar gören veya kullanılmayan kas dokusunun zamanla gerileyerek yerini yağ dokusuna bırakması durumu.
Faz 1 çalışma
Yeni bir ilacın insanlarda ilk kez denendiği, genellikle güvenliğini ve dozaj aralığını belirlemeyi amaçlayan klinik araştırma aşaması.
Faz 2 Klinik Çalışma
Bir ilacın güvenliğini ve etkinliğini daha geniş bir hasta grubunda değerlendiren, dozaj aralığını belirlemeyi amaçlayan klinik araştırma aşamasıdır.
Faz 3 (Phase 3)
Bir ilacın piyasaya sürülmeden önce geniş bir hasta grubunda etkinliğinin ve güvenliğinin kanıtlandığı son aşama klinik araştırma süreci.
Faz 3 Çalışması
Bir ilacın geniş hasta grupları üzerinde etkinlik ve güvenliğinin, mevcut standart tedavilerle karşılaştırmalı olarak değerlendirildiği klinik araştırma evresi.
Faz 3 Klinik Araştırma
Yeni bir ilacın etkinliğini ve güvenliğini geniş bir hasta grubunda kanıtlamak için yapılan son aşama test süreci.
Faz 3 Klinik Çalışma
Bir ilacın etkinliğini ve güvenliğini geniş bir hasta grubunda plasebo veya standart tedaviyle karşılaştıran son aşama araştırma süreci.
Faz 4 Çalışmaları
Bir ilacın onay alıp pazara sunulmasından sonra, uzun vadeli güvenliğini, nadir yan etkilerini ve geniş halk kitlelerindeki etkinliğini izlemek amacıyla yürütülen klinik araştırmalar.
Faz ayrımı benzeri agregasyon
Proteinlerin belirli koşullar altında sıvı-sıvı faz ayrımı yoluyla kümelenmesiyle oluşan agregasyon mekanizması.
Faz Ayrışması (Phase Separation)
Protein ve RNA'ların hücre içinde sıvı benzeri damlacıklar oluşturması; bu dengenin bozulması katı agregat oluşumuna yol açar.
Faz II
İlacın terapötik dozajını, etkinliğini ve güvenliğini daha geniş bir hasta grubunda test eden klinik araştırma evresi.
Faz III (Phase III)
Yeni bir ilacın etkinliğini ve güvenliğini geniş bir hasta popülasyonunda doğrulamak için yapılan, onay öncesi son aşama klinik çalışma.
Faz III Klinik Araştırma
Bir ilacın veya tedavinin piyasaya sürülmeden önce geniş bir hasta grubunda etkinliğinin ve güvenliliğinin kanıtlandığı son aşama klinik çalışma.
FDA
Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), gıda ve ilaçların güvenliğini ve etkinliğini düzenleyen bir kurumdur.
FDG-PET
Radyoaktif işaretli glikoz kullanarak vücut dokularının, özellikle beynin şeker kullanım hızını ölçen görüntüleme yöntemi.
FDR (False Discovery Rate) Düzeltmesi
Çoklu istatistiksel testler yapılırken hatalı pozitif bulgu elde etme riskini azaltmak için uygulanan düzeltme yöntemi.
Fe-S Clusters (Demir-Kükürt Kümeleri)
Hücresel solunum, elektron taşınması ve gen ifadesinin düzenlenmesinde kritik rol oynayan, kuproptozis sırasında zarar gören metal kofaktörleri.
Feasibility (Fizibilite)
Bir yöntemin veya tedavinin uygulanabilirliği, gerçekleştirilebilirliği ve pratikliği.
Feasibility Study (Fizibilite Çalışması)
Bir klinik uygulamanın veya araştırmanın daha geniş çapta uygulanabilirliğini, pratikliğini ve yöntemlerinin uygunluğunu değerlendirmek amacıyla yapılan ön çalışma.
Fecal microbiota transplantation (Fekal mikrobiyota transplantasyonu - FMT)
Sağlıklı bir donörden alınan dışkıdaki mikrobiyotanın, bağırsak florasını düzenlemek amacıyla hastanın gastrointestinal sistemine aktarılması işlemi.
Federal Bütçe
Bir ülkenin merkezi hükümetinin, kamu hizmetlerini ve projelerini finanse etmek amacıyla yıllık olarak belirlediği gelir ve gider planı.
Felç (Paralizi)
Kasların istemli hareket yeteneğini tamamen veya kısmen kaybetmesi durumu.
Fenokonversiyon (Phenoconversion)
Semptomsuz veya geni taşıyan bir bireyin klinik olarak belirgin bir hastalığın semptomlarını gösterir hale gelmesi süreci.
Fenotip
Genetik yapının ve çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çıkan gözlemlenebilir klinik özellikler.
Fenotipik değişkenlik
Aynı hastalığa sahip bireyler arasında hastalığın belirtileri, şiddeti, ilerleme hızı ve klinik özellikleri açısından görülen farklılıklar.
Fenotipik Heterojenite (Phenotypic Heterogeneity)
Aynı genetik mutasyona sahip farklı bireylerde hastalığın farklı klinik belirtiler, şiddet veya seyir göstermesi durumu.
Fenotipik heterojenlik
Aynı hastalığa sahip bireylerde, hastalığın klinik belirtilerinin, şiddetinin ve ilerleme hızının kişiden kişiye farklılık göstermesi durumu.
Fenotipik Sınıflandırma
Hastalığın klinik özellikleri ve belirtilerine göre farklı alt gruplara ayrılması işlemidir.
Fenotipler
Bir hastalığın farklı klinik sunumları veya alt tipleri, burada ALS'nin başlangıç bölgesine göre (bulbar, üst ekstremite, alt ekstremite) ayrımı.
Fenton-like agent (Fenton benzeri ajan)
Hidrojen peroksit gibi bileşiklerden oldukça reaktif hidroksil radikalleri üreten katalitik özellik gösteren madde.
Ferroptosis
Hücre içinde serbest demir birikimi ve lipid peroksidasyonu (yağların oksitlenmesi) ile karakterize, apoptotik olmayan bir programlı hücre ölümü türü.
Ferroptoz
Demir birikimine ve hücre zarlarındaki yağların (lipidlerin) hasar görmesine (peroksidasyon) bağlı olarak gerçekleşen, programlanmış bir hücre ölümü mekanizması.
Ferroptozis
Demir birikimine ve lipid peroksidasyonuna bağlı olarak gerçekleşen, diğer hücre ölümü türlerinden (apoptoz vb.) farklı bir programlanmış hücre ölümü mekanizması.
FET Protein Ailesi
FUS, EWS ve TAF15 proteinlerini içeren, RNA/DNA bağlama yeteneğine sahip, transkripsiyon ve RNA işlenmesinde kritik roller üstlenen protein ailesi.
FFM (Fat-Free Mass)
Yağsız vücut kütlesi; vücut ağırlığından yağ kütlesinin çıkarılmasıyla elde edilen, kas, kemik ve organları içeren doku toplamı.
Fibril
Proteinlerin hatalı katlanması ve birleşmesi sonucu oluşan, oligomerlerin ilerlemesiyle meydana gelen ipliksi yapılar.
Fibrilasyon
Proteinlerin normal yapılarını kaybederek uzun, çözünmez ve genellikle hastalık yapıcı lifli yapılar (fibriller) oluşturması.
Fibroblast
Bağ dokusunun temel hücresi; laboratuvar ortamında hastalık modelleri oluşturmak için deri biyopsisinden kolayca elde edilebilir.
Fide (Seedling)
Tohumdan yeni çimlenmiş, henüz tam gelişmemiş genç bitki.
Filamin B (FLNB)
Hücre iskeletinin yapısını düzenleyen, aktin filamentlerini çapraz bağlayarak hücre şekli, bütünlüğü ve hareketinde rol oynayan bir protein.
Fine motor function (FMF)
El ve parmakların küçük, hassas ve koordineli hareketlerini ifade eden fonksiyon.
First dorsal interosseous (FDI) muscle
Elin ilk sırt interosseöz kası, bu çalışmada veri toplamak için kullanılan kas.
Fizik Tedavi
Hareket ve fonksiyonu iyileştirmek, ağrıyı azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak için kullanılan tedavi yöntemidir.
Fiziksel Test
Klinik ortamda hastanın kas gücü, refleksleri, koordinasyonu ve genel hareket kabiliyetini değerlendirmek için yapılan muayeneler.
Fizyolojik gürültü
Solunum, yutkunma ve vücut hareketleri gibi hastanın biyolojik süreçlerinden kaynaklanan görüntü bozulmaları.
Flail arm syndrome (FAS)
Öncelikle proksimal kol kaslarını etkileyen, alt motor nöron öncelikli sarkık uzuv sendromu alt tipi.
Flail leg syndrome (FLS)
Öncelikle distal bacak kaslarını etkileyen, alt motor nöron öncelikli sarkık uzuv sendromu alt tipi.
Flavonoid
Bitkilerde yaygın olarak bulunan, antioksidan, anti-inflamatuar ve hücre koruyucu özelliklere sahip ikincil metabolit bileşikler grubu.
Flexion/Extension
Eklem açısını azaltan (bükme/öne eğme) ve artıran (germe/arkaya eğme) anatomik hareketler.
Flexor Pollicis Longus
Önkolun derin tabakasında yer alan, başparmağın distal falanksını (uç kemiğini) bükmekten sorumlu bir kastır. Kavrama hareketlerinde önemli rol oynar.
FLNC
Filamin C proteinini kodlayan, kas hücrelerinin yapısı ve işlevi için kritik öneme sahip olan ve mutasyonları kas hastalıklarına yol açabilen bir gen.
FMN1
Çalışmada glial ekspresyonu ağ ayrışması ile uzaysal olarak ilişkili bulunan ve erken evre ALS'de downregüle (aktivitesi azalmış) olduğu saptanan aday gen.
Fon Toplama
Bir amaç veya proje için para toplama eylemi.
Fonksiyonel Bağlantı (Functional Connectivity)
Beynin farklı bölgeleri arasındaki zamansal sinyal korelasyonlarını ifade eden nöral etkileşim ölçümü.
Fonksiyonel Bağlantısallık (Functional Connectivity)
Beynin farklı bölgeleri arasındaki zamansal etkileşim ve iletişim ağlarının dinamik yapısı.
Fonksiyonel Durum (Functional Status)
Bir bireyin günlük yaşam aktivitelerini (yemek yeme, giyinme, yürüme vb.) bağımsız olarak yerine getirebilme yeteneği.
Fonksiyonel Gerileme
Hastanın fiziksel yeteneklerinde ve günlük yaşam aktivitelerini (yürüme, konuşma, yutma vb.) gerçekleştirme kapasitesinde meydana gelen azalma.
Fonksiyonel İyileşme
Bir hastalığın veya yaralanmanın ardından bireyin günlük yaşam aktivitelerini yerine getirme yeteneğinin geri kazanılması veya geliştirilmesi.
Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI)
Beyin aktivitesine bağlı kan akışı değişikliklerini ölçerek beyin fonksiyonlarını ve aktif bölgelerini gösteren görüntüleme tekniği.
Fonksiyonel Sonuçlar
Bir tedavinin veya cihazın hastanın günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirme yeteneği üzerindeki etkisi.
Fonksiyonelleştirilmiş nanopartiküller
Hedefleme özgüllüğünü ve ilaç iletim kapasitesini artırmak için modifiye edilmiş nano ölçekli taşıyıcı sistemler.
Foralumab
ALS hastalarında enflamasyonu ve bağışıklık sistemi aktivitesini yatıştırmak amacıyla burun spreyi olarak test edilen araştırma aşamasındaki bir ilaç.
Force Symmetry Index (FSI)
Yürüme sırasında sağ ve sol bacak arasındaki yük dağılımının dengesini gösteren ölçüm birimi.
Forced Vital Capacity (FVC)
Zorlu Vital Kapasite (ZVK), derin bir nefes aldıktan sonra bir kişinin zorlayarak dışarı verebildiği maksimum hava hacmini ölçen bir akciğer fonksiyon testidir. ALS'de solunum kası zayıflığını değerlendirmek için kritik bir ölçümdür.
Formaldehit (FA)
Doku örneklerini korumak için kullanılan, aynı zamanda hava kirliliği ve endojen metabolit olarak bulunan kimyasal bir madde.
Fos (Kayak)
Hücre büyümesi, farklılaşması, stres yanıtları ve enflamasyon süreçlerini yöneten AP-1 transkripsiyon faktörü kompleksinin bir bileşeni (Drosophila'daki homologu Kayak'tır).
Fosfataz
Bir molekülden fosfat grubunu uzaklaştıran enzim.
Fosfatidilkolin (PC)
Hücre zarlarının yapısında bol miktarda bulunan ve kolin baş grubu içeren bir fosfolipid türü.
Fosfomimetik Mutantlar (12D/12DD)
Fosforilasyon durumunu taklit etmek amacıyla aspartik asit değişimleri yapılarak tasarlanmış mutant protein modelleri.
Fosfoproteomik
Hücredeki proteinlerin fosforilasyon düzeylerindeki değişimleri küresel ölçekte inceleyen analiz yöntemi.
Fosfor-31 manyetik rezonans spektroskopisi (P-MRS)
Fosfor-31 çekirdeklerini kullanarak in vivo olarak enerji metabolitlerini ve pH'ı değerlendiren bir manyetik rezonans spektroskopisi tekniği.
Fosforilasyon
Bir proteine fosfat grubu eklenmesi; TDP-43'ün aşırı fosforilasyonu ALS patolojisinin karakteristik bir işaretidir.
Fosforile TDP-43 (pTDP-43)
ALS hastalarının %97'sinde sinir hücrelerinde anormal şekilde kümelenen ve hastalığın patolojik imzası kabul edilen protein.
Foslevodopa/foscarbidopa infusion
Parkinson hastalığının tedavisinde motor dalgalanmaları önlemek amacıyla cilt altından sürekli olarak uygulanan levodopa ve karbidopa ön ilaçlarının sıvı kombinasyonu.
Fotoreseptörler
Retinada ışığı algılayan ve sinir sinyallerine dönüştüren özelleşmiş hücreler.
Founder mutation (Kurucu mutasyon)
Belirli bir popülasyondaki bireylerde ortak bir atadan köken alarak nesiller boyu aktarılan genetik mutasyon.
Fragile X Mental Retardation Protein (FMRP)
TNKS/PI31 aracılı proteazom aktivasyon mekanizmasını düzenlediği gösterilen bir protein.
Frailty index (FI)
Bireyin genel sağlık durumunu ve çeşitli sağlık eksikliklerinin birikimini değerlendiren bir ölçüt.
Frameshift mutation
DNA dizisinde okuma çerçevesinin kaymasına neden olan bir mutasyon türü.
Frameshift variant (Çerçeve kayması varyantı)
DNA dizisine nükleotid eklenmesi veya silinmesi sonucu protein sentezi sırasındaki okuma çerçevesinin kaymasıyla işlevsiz protein oluşmasına yol açan mutasyon türü.
Friedreich ataksisi (FRDA/FA)
Sinir sisteminde ilerleyici hasara neden olarak yürüme bozukluğu, duyu kaybı ve konuşma güçlüğü gibi belirtilerle kendini gösteren nadir, kalıtsal bir nörodejeneratif hastalık.
Frontal Systems Behavior Scale (FrSBe)
Frontal lob disfonksiyonu ile ilişkili davranışsal değişiklikleri değerlendirmek için kullanılan, genellikle aile üyeleri tarafından doldurulan bir anket veya ölçek.
Frontotemporal atrophy
Beynin ön ve yan loblarında (frontotemporal bölgeler) doku kaybı veya küçülme.
Frontotemporal Bölgeler
Beynin ön (frontal) ve yan (temporal) kısımlarında yer alan; karar verme, davranış kontrolü, dil ve dikkat gibi üst düzey bilişsel işlevleri yöneten alanlar.
Frontotemporal Demans (FTD)
Beynin ön (frontal) ve yan (temporal) loblarındaki sinir hücresi kaybı sonucu oluşan, kişilik, davranış ve dil yetilerinde bozulma ile seyreden bir demans türü.
Frontotemporal dementia (FTD)
Frontal ve temporal lobların dejenerasyonu ile karakterize bir demans türü, davranış ve kişilik değişiklikleri ile dil bozukluklarına neden olur.
Frontotemporal Dementias (FTDs)
Davranış, kişilik ve dil becerilerinde değişikliklere yol açan bir grup nörodejeneratif hastalık.
Frontotemporal Lobar Dejenerasyon (FTLD)
Beynin ön ve yan loblarındaki sinir hücrelerinin hasarı sonucu kişilik, davranış ve dil bozukluklarıyla seyreden hastalık grubu.
FTD-ALS
Frontotemporal demans ve amyotrofik lateral sklerozun bir arada görüldüğü klinik tablo.
FTLD (Frontotemporal Lobar Degeneration)
Beynin frontal ve temporal loblarının ilerleyici kaybı ile karakterize, kişilik, davranış ve dil bozukluklarına yol açan nörodejeneratif bir hastalık grubu.
FTLD-TDP
TDP-43 protein patolojisi ile karakterize, frontotemporal lobar dejenerasyonla seyreden bir nörodejeneratif hastalık grubu.
Functional constraint (pLI)
Bir genin veya proteinin mutasyonel değişimlere karşı gösterdiği direnç ve işlev kaybı varyantlarına karşı toleranssızlık ölçütü.
Functional disabilities
Günlük yaşam aktivitelerini yerine getirme yeteneğini etkileyen işlevsel bozukluklar.
Functional GI disorders
Yapısal bir anormallik olmaksızın sindirim sisteminin normal işlevini yerine getirememesiyle karakterize bozukluklardır.
Functional impairment
Günlük yaşam aktivitelerini yerine getirme yeteneğinde azalma veya bozulma.
FUS (Fused in Sarcoma)
Mutasyonları ALS'nin ailesel formlarına neden olabilen, RNA bağlayıcı bir protein ve ilgili gen.
FUS (P525L) Mutasyonu
ALS hastalığının ailesel formlarıyla ilişkili olan ve FUS geninde meydana gelen, şiddetli klinik seyirle karakterize spesifik bir genetik mutasyon.
FUS-ALS
FUS genindeki patojenik mutasyonların neden olduğu, sıklıkla genç yaşta başlayan ve hızlı seyreden bir amyotrofik lateral skleroz alt tipi.
FUS-R521C
ALS ile ilişkili olduğu bilinen, FUS genindeki mutasyonu ifade eden spesifik bir genetik varyant.
Fused in Sarcoma (FUS)
ALS ve frontotemporal demans gibi hastalıklarda patolojik kümelenmeler oluşturan, normalde RNA metabolizmasında görevli bir protein.
FVC% predicted (Tahmin Edilen Zorlu Vital Kapasite)
Hastanın yaş ve boyuna göre olması beklenen akciğer solunum kapasitesinin yüzde olarak ifadesi.
FXR (Farnesoid X receptor)
Safra asidi, lipid ve glikoz metabolizmasını kontrol eden, hücre çekirdeğinde bulunan bir reseptör.
G-kuadrupleks (G4)
Guanin bazınca zengin nükleik asit dizilerinin oluşturduğu, dörtlü sarmal yapısındaki özel bir ikincil yapı.
G-quadruplex (G-dörtlüsü)
Guanin açısından zengin dizilerin oluşturduğu, dörtlü guanin bazlarının Hoogsteen bağları aracılığıyla bir araya gelerek oluşturduğu dört sarmallı bir nükleik asit yapısı.
G-quadruplexes (G4s)
Nükleik asit bağımlı hücresel süreçleri düzenleyen, dört zincirli özel nükleik asit yapıları.
G3BP1
Stres granüllerinin oluşumunda merkezi rol oynayan ve hücrenin stres tepkisini düzenleyen bir protein.
G4C2 Hekzanükleotid Tekrarı
C9orf72 geninde bulunan, ALS ve frontotemporal demans hastalıklarına yol açan, altı nükleotidden (GGGGCC) oluşan tekrarlayan genetik dizi.
G93A mutant hSOD1
ALS araştırmalarında kullanılan, insan süperoksit dismutaz 1 gen mutasyonunu taşıyan ve hastalığın belirtilerini gösteren standart bir transjenik fare modeli.
G93A*SOD1 transgenic mice
İnsan süperoksit dismutaz 1 (SOD1) geninde G93A mutasyonu taşıyan, motor nöron kaybı ve kas atrofisi ile seyreden Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalığı araştırmalarında standart olarak kullanılan genetiği değiştirilmiş fare modeli.
GAA Geni
Asit alfa-glukozidaz (GAA) enziminin üretiminden sorumlu gen. Bu gendeki mutasyonlar Pompe hastalığına neden olur.
GABAa5
GABA-A (Gama-aminobutirik asit A) reseptörünün α5-selektif alt bileşeni.
GABAerjik internöronal disfonksiyon
ALS'de kortikal disinhibisyon ve eksitatör-inhibitör dengesizliği ile tutarlı olan, GABA kullanan inhibitör internöronların işlev bozukluğu.
GABARAPs
Otofagozom oluşumu, olgunlaşması ve kargo seçiliminde rol oynayan, ATG8 protein ailesine ait kritik protein grubu.
GADD34
Mitokondri üzerinde bulunan, TDP-43 ile etkileşime girerek RNA granülü-mitokondri temasını kolaylaştıran ve PP1 ile ortaklık kuran bir protein.
Gait (Yürüyüş)
Bir bireyin yürüme biçimi veya tarzı; nörolojik hastalıklarda hareket kabiliyetinin değerlendirilmesinde kullanılır.
Gait freezing
Yürüme donması; yürüme sırasında adımların aniden durması, ayakların yere yapışmış gibi hissedilmesi durumu.
Gait Training (Yürüme Eğitimi)
Nörolojik veya kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları olan hastaların yürüme yeteneğini, dengesini ve duruşunu iyileştirmek için uygulanan sistematik fizik tedavi süreci.
Galektin-3
Hücre hasarı, özellikle lizozomal membran hasarı durumunda biriken ve hücresel stresin belirteci olarak kullanılan bir protein.
Galektin-3 punktaları
Hasarlı lizozomların yüzeyinde biriken ve lizozomal bütünlüğün bozulduğunu gösteren galektin-3 protein kümeleri.
Gap Junction (Geçit Bölgesi)
İki komşu hücrenin sitoplazmasını birbirine bağlayarak iyon ve küçük molekül geçişine izin veren kanal kompleksi.
Gapmer
Hedef RNA'yı parçalamak için tasarlanmış, merkezi bir DNA bloğu ve modifiye edilmiş nükleotid uçlarından oluşan özel bir ASO yapısı.
Gastrocnemius
Alt bacağın arkasında bulunan, yürüme ve zıplama gibi hareketlerden sorumlu olan büyük baldır kası.
Gastrointestinal irritasyon
Nörolojik hastalıklar için ilaç geliştirme sürecindeki kısıtlamalardan biri olarak belirtilen bir durum.
Gastrointestinal Quality of Life Index (GIQLI)
Gastrointestinal sistemle ilgili yaşam kalitesini değerlendirmek için kullanılan bir anket veya ölçek.
Gastrointestinal symptoms/diseases
Sindirim sistemiyle (yemek borusu, mide, bağırsaklar vb.) ilgili belirtiler veya hastalıklardır.
Gastrointestinal tract
Ağızdan anüse kadar uzanan, besinlerin sindirilmesi ve emilmesinden sorumlu olan mide-bağırsak kanalı.
Gastroknemius
Bacağın arka kısmında bulunan ve ALS gibi motor nöron hastalıklarında kas erimesinden (atrofi) belirgin şekilde etkilenen büyük kas grubu.
Gastrostomi
Beslenme amacıyla doğrudan mideye cerrahi olarak bir tüp (PEG) yerleştirilmesi işlemi.
Gastrostomi tüpü (G-tüp)
Yutma güçlüğü çeken hastaların beslenmesini sağlamak amacıyla doğrudan mideye yerleştirilen beslenme tüpü.
Gastrostomy
Uzun süreli beslenme desteği sağlamak amacıyla karın duvarından mideye cerrahi olarak bir tüp yerleştirilmesi işlemi.
Gastrostomy tube
Beslenme veya ilaç vermek amacıyla doğrudan mideye yerleştirilen bir tüp.
Gaussian Process Regression (GPR)
Verilerdeki karmaşık ilişkileri modellemek ve gelecekteki eğilimleri belirsizlik payıyla tahmin etmek için kullanılan bir makine öğrenimi yöntemi.
GBT (Gradient Boosted Trees)
Çalışmada ALS tahmini ve alt grup analizleri için kullanılan, gradyan artırımlı karar ağaçlarına dayalı bir makine öğrenimi modeli.
Gen Ekspresyonu
Bir genin bilgisinin işlevsel bir ürün (protein veya RNA) sentezlemek için kullanıldığı süreç.
Gen hedefli tedavi
Hastalığa neden olan spesifik gen mutasyonlarını veya bunların ürünlerini (protein/RNA) hedef alarak tedavi etmeyi amaçlayan biyoteknolojik yöntem.
Gen Hedefli Tedaviler
Bir hastalığa neden olan genetik kusurları veya mutasyonları doğrudan hedef alarak hastalığın seyrini değiştirmeyi amaçlayan tedavi yöntemleridir.
Gen Susturma (Gene Silencing)
Belirli bir genin ifadesini engelleyerek, o genin kodladığı proteinin üretimini durdurma veya azaltma tekniği.
Gen Tedavisi (Gene Therapy)
Hastalıkları tedavi etmek veya önlemek amacıyla hücrelerin içine genetik materyal aktarılmasına dayanan ileri tıp yöntemi.
Gen Terapisi
Hastalıkları tedavi etmek veya önlemek amacıyla genleri değiştirmeyi, eklemeyi veya devre dışı bırakmayı içeren bir tedavi yöntemi.
Gene carriers
Belirli bir genetik mutasyonu taşıyan ancak henüz hastalığın semptomlarını göstermeyen bireyler.
Generalised linear mixed-effects models
Veri analizi için kullanılan istatistiksel bir model türü.
Generalizability (Genellenebilirlik)
Bir analiz yönteminin veya yapay zeka modelinin, eğitildiği veri seti dışındaki farklı popülasyonlarda da başarılı sonuç verme yeteneği.
Genetic Code Expansion (GCE)
Bir organizmanın genetik mekanizmasının, doğada bulunmayan amino asitleri protein yapısına belirli bir noktada dahil edecek şekilde modifiye edilmesi.
genetic correlation
Genetik korelasyon. İki farklı özelliğin veya hastalığın genetik etkilerinin ne ölçüde paylaşıldığını gösteren bir ölçüt.
Genetic counselling
Genetik testler öncesinde ve sonrasında bireylere ve ailelere genetik riskler, test sonuçları ve bunların etkileri hakkında bilgi ve destek sağlama süreci.
Genetik Danışmanlık
Genetik hastalık riski taşıyan bireylere veya ailelere genetik testler, risk değerlendirmesi ve yönetim seçenekleri hakkında bilgi sağlayan süreçtir.
Genetik heterojenite
Bir hastalığın farklı genetik nedenlere sahip olabilmesi durumu.
Genetik Modifikatör (Genetic Modifier)
Bir hastalığa doğrudan neden olmayan ancak o hastalığın klinik fenotipini, şiddetini, başlangıç yaşını veya ilerleme hızını modüle eden gen veya genetik varyasyon.
Genetik Penetrans
Belirli bir genetik mutasyona sahip bireylerde, o mutasyonla ilişkili fenotipin (hastalığın) ortaya çıkma olasılığı. Eksik penetrans, mutasyon olsa bile hastalığın her zaman gelişmeyebileceği anlamına gelir.
Genetik polimorfizm
Bir genin popülasyonda birden fazla farklı formda bulunması durumu, bazı PET problarının bağlanmasını etkileyebilir.
Genetik stratifikasyon
Hastaların genetik profillerine göre gruplandırılması, genellikle kişiselleştirilmiş tedavi veya risk değerlendirmesi için kullanılır.
Genetik Test (Genetic Testing)
Kromozomlar, genler veya proteinlerdeki değişiklikleri inceleyerek kalıtsal hastalık risklerini, mutasyonları veya genetik yatkınlıkları belirlemek amacıyla yapılan laboratuvar analizi.
Genetik Testler
Bireyin genlerindeki değişiklikleri, mutasyonları veya kromozom anormalliklerini tespit etmek için yapılan analizler.
Genetik Varyant
Bir genin DNA diziliminde meydana gelen ve bireyler veya popülasyonlar arasında farklılık gösteren kalıtsal değişiklikler.
Genioglossus Kası (GM)
Dili öne doğru itmeyi sağlayan ve bulber EMG incelemelerinde yaygın olarak kullanılan ana dil kası.
Genişletilmiş Erişim (Expanded Access)
Klinik araştırmalara katılma kriterlerini karşılamayan ve hayati tehlikesi bulunan hastaların, onaylanmamış deneysel ilaç veya tedavilere yasal yollarla erişebilmesini sağlayan insani amaçlı program.
Genom Bakımı (Genome maintenance)
Hücrenin genetik materyalinin (DNA) bütünlüğünü, kararlılığını ve doğruluğunu korumak için yürüttüğü hücresel süreçlerin tamamı.
Genom dizilemesi (Genome sequencing)
Bir bireyin tüm DNA içeriğinin sırasını ve yapısını belirlemek için kullanılan kapsamlı genetik analiz yöntemi.
Genom düzenleme
mtDNA'yı doğrudan manipüle etmeyi sağlayan, genetik materyali hedefli olarak değiştiren teknikler.
Genome-wide association studies (GWAS)
Belirli bir hastalıkla ilişkili genetik varyasyonları (SNP'ler) belirlemek için tüm genom boyunca binlerce genetik işaretçiyi tarayan çalışma yöntemi.
Genomic testing
Genetik faktörlerin belirlenmesi için genetik materyalin (DNA) incelenmesi.
Genomik (Genomics)
Bir organizmanın tüm gen haritasını (genomunu), genlerin yapısını, işlevini ve birbirleriyle olan etkileşimlerini inceleyen biyoloji ve genetik dalı.
Genomik İnstabilite
DNA onarım mekanizmalarındaki bozukluklar nedeniyle hücrenin genetik materyalinde meydana gelen yüksek oranlı mutasyon ve hasar birikimi.
Genotoxic stress
Hücrenin genetik materyali olan DNA üzerinde hasara yol açan ve hücresel bütünlüğü tehdit eden stres durumu.
Genotoxicity
Bir maddenin genetik materyale (DNA) zarar verme potansiyeli.
Genotype (Genotip)
Bir organizmanın kalıtımsal olarak taşıdığı ve fenotipini belirleyen genetik bilgilerin bütünü.
Genotype-specific effects
Farklı genetik varyantların hastalığın başlangıç yaşı veya seyri gibi özelliklerini farklı şekillerde etkilemesi.
Germline genetic variants (Germ hattı genetik varyantları)
Üreme hücrelerinde (sperm veya yumurta) meydana gelen ve sonraki nesillere aktarılabilen kalıtsal genetik değişiklikler.
Germline variants
Üreme hücrelerinde (sperm ve yumurta) bulunan ve dolayısıyla nesilden nesile aktarılabilen genetik varyasyonlar.
GFAP (Glial fibrillary acidic protein)
Merkezi sinir sistemindeki astrosit adı verilen destek hücrelerinin hasar görmesi veya aktive olması durumunda artan bir protein.
Gizli Markov Modeli (Hidden Markov Model - HMM)
Sistemin doğrudan gözlemlenemeyen (gizli) durumlar üzerinden ilerlediği, ancak bu durumların gözlemlenebilir çıktılar aracılığıyla tahmin edildiği istatistiksel model.
Gıda ve İlaç Dairesi (FDA)
Amerika Birleşik Devletleri'nde gıda, ilaç, tıbbi cihaz ve kozmetik ürünlerin güvenliğini ve etkinliğini denetleyen federal bir kurum.
Glia (Glial hücreler)
Sinir sisteminde nöronları destekleyen, besleyen, koruyan ve bağışıklık yanıtlarında rol oynayan yardımcı hücreler (astrositler, mikroglialar vb.).
Glial aktivasyon
Beyindeki glial hücrelerin iltihaplanma veya hasara yanıt olarak aktif hale gelmesi.
Glial cells (Glia hücreleri)
Sinir sisteminde nöronları destekleyen, besleyen, koruyan ve bağışıklık yanıtlarının düzenlenmesinde aktif rol oynayan yardımcı hücreler.
Glikasyon
Proteinlerin veya lipidlerin, enzim yardımı olmadan şeker molekülleriyle bağlanarak yapısal ve fonksiyonel bozulmaya uğraması süreci.
Glikasyon İndeksleri (Glycation Indices)
Vücuttaki proteinlerin şeker molekülleriyle reaksiyona girerek oluşturduğu ürünlerin seviyelerini ölçen göstergeler; genellikle uzun süreli kan şekeri kontrolünü yansıtırlar.
Glike Hemoglobin A1c (HbA1c)
Kırmızı kan hücrelerindeki hemoglobine bağlı glikoz miktarını gösteren bir kan testi. Genellikle son 2-3 aylık ortalama kan şekeri seviyesini yansıtır.
Glikojen
Vücutta, özellikle karaciğer ve kaslarda depolanan, hücreler için bir enerji kaynağı olarak kullanılan karmaşık bir karbonhidrat (şeker) formu.
Glikoliz
Hücrenin enerji üretmek için glikozu (şekeri) parçaladığı biyokimyasal süreç.
Glikoliz-Laktilasyon-Ferroptoz Ekseni
Glikolitik laktat üretimi, histon laktilasyonu ve ferroptoz duyarlılığı arasındaki etkileşimle oluşan yeni bir düzenleyici yolak.
Glikoz Metabolizması
Vücudun ve özellikle beynin, şekeri (glikozu) enerji üretmek amacıyla parçalayıp kullanma süreci.
Glikozilasyon
Proteinlere şeker moleküllerinin bağlanması süreci; hücre fonksiyonları için kritiktir.
Glimfatik fonksiyon
Merkezi sinir sistemindeki atıkların temizlenmesini sağlayan sistem.
Glimfatik sistem (Glymphatic function)
Beyindeki atık ürünlerin temizlenmesini sağlayan, perivasküler alanlar ve astrositler aracılığıyla işleyen temizlik sistemi.
Gliogenesis
Merkezi sinir sisteminde nöron dışı destek hücreleri olan glial hücrelerin oluşum ve gelişim süreci.
Gliosis
Santral sinir sisteminde hasar veya inflamasyona yanıt olarak glial hücrelerin proliferasyonu.
Gliozis
Merkezi sinir sistemindeki hasara yanıt olarak glial hücrelerin (özellikle astrositlerin) proliferasyonu ve aktivasyonu ile karakterize reaktif süreç.
Glipikan (Dlp/GPC6)
Hücre yüzeyinde bulunan, sinyal iletim yolaklarını (özellikle Wnt sinyalizasyonunu) ve sinaps oluşumunu/bütünlüğünü düzenleyen bir heparan sülfat proteoglikan ailesi üyesi.
Gliyal Sitoplazmik İnklüzyonlar
Beyindeki destek hücreleri olan gliya hücrelerinin sitoplazmasında anormal proteinlerin birikmesiyle oluşan hücresel yapılar.
Gliyoz
Merkezi sinir sisteminde, hasar veya inflamasyon sonucu glial hücrelerin (astrositler ve mikroglia) sayısının artması durumudur. Nöronal hasarın bir göstergesi olabilir.
GLP-1 reseptör agonistleri (GLP-1RA)
Glukagon benzeri peptit-1 reseptörlerini aktive eden, genellikle diyabet ve obezite tedavisinde kullanılan ilaç sınıfı.
Glukometabolik İmza
Belirli bir hastalığa veya duruma özgü olan, beynin şeker kullanımındaki karakteristik değişim kalıbı.
Glutamat Antagonisti
Glutamatın reseptörlerine bağlanmasını veya biyolojik etkilerini engelleyerek eksitotoksik hasarı azaltmayı amaçlayan ilaç veya kimyasal madde.
Glutamat Eksitotoksisitesi
Sinir hücrelerinin aşırı glutamat uyarımı sonucu hasar görmesi veya ölmesi süreci.
Glutamat Toksisitesi
Beyinde ve omurilik sıvısında glutamat adı verilen nörotransmitterin aşırı seviyelerinin, sinir hücrelerine zarar vererek ölümlerine yol açması durumu.
Glutamatergic inputs (Glutamaterjik girdiler)
Nöronlar arasında uyarıcı (eksitatör) bir kimyasal taşıyıcı olan glutamat molekülünü kullanan sinirsel iletiler.
Glutamaterjik Transmisyon
Beyindeki ana uyarıcı kimyasal taşıyıcı olan glutamatın sinir hücreleri arasındaki iletim süreci.
Glutamaterjik Yük (Glutamatergic Burden)
Ana uyarıcı nörotransmitter olan glutamatın sinapslarda aşırı birikerek nöronlarda kalsiyum aşırı yüklenmesine ve eksitotoksisiteye (hücre ölümüne) yol açması durumu.
Glutamerjik eksitotoksisite
Glutamat adlı nörotransmitterin aşırı uyarımı sonucu sinir hücrelerinde meydana gelen hasar ve ölüm süreci.
glycine-alanine (GA) peptide
Glisin ve alanin amino asitlerinden oluşan bir dipeptit.
Glymphatic fonksiyon
Beyin için atık temizleme sistemi.
Glymphatic system
Beyinde metabolik atıkların ve toksinlerin beyin omurilik sıvısı (BOS) aracılığıyla temizlenmesinden sorumlu, lenfatik sisteme benzer bir atık temizleme yolu.
GMP (Good Manufacturing Practice)
İyi Üretim Uygulamaları; ürünlerin tutarlı bir şekilde kalite standartlarına uygun üretilmesini sağlayan sistem.
Gold Coast Criteria (GCC)
Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) tanısı için kullanılan klinik tanı kriterleri seti.
Gömülüler (Embeddings)
Yüksek boyutlu verilerin (örneğin görüntüler) daha düşük boyutlu, sayısal vektörler olarak temsil edilmesi.
Görüntüleme Transkriptomiği
Beyin görüntüleme verileri ile gen ekspresyon profillerinin mekansal olarak eşleştirildiği analiz yöntemi.
Gözlemsel Çalışma
Araştırmacının katılımcılara belirli bir müdahalede bulunmadığı, sadece mevcut durumu ve sonuçları izlediği araştırma yöntemi.
GPCR (G Protein-Çiftleşmiş Reseptör)
Hücre zarında bulunan ve hücre dışı sinyalleri hücre içine ileten bir tür reseptör proteini.
GPER (G Protein-Bağımlı Östrojen Reseptörü)
Hücre zarında bulunan ve hızlı hücresel sinyal iletiminden sorumlu olan bir östrojen reseptör tipi.
GPX4 (Glutatyon Peroksidaz 4)
Hücre zarlarındaki oksitlenmiş yağları onararak ferroptozisi engelleyen temel koruyucu enzim.
GRADE
Kanıtın kalitesini ve önerilerin gücünü değerlendirmek için kullanılan uluslararası kabul görmüş bir metodoloji.
Gradient Boosted Decision Trees
Zayıf tahmin modellerini birleştirerek güçlü bir tahmin modeli oluşturan, karmaşık veri setlerinde yüksek performans gösteren bir makine öğrenimi algoritması.
Grasping function (Kavrama fonksiyonu)
El ve parmaklar aracılığıyla nesneleri tutma, kavrama ve manipüle etme yeteneği.
Gri Madde (Grey Matter - GM)
Beyinde nöron gövdelerinin yoğun olarak bulunduğu ve yapısal bütünlüğü bu çalışmada MRI ile incelenen doku.
Gri Madde Kalınlığı
Beyin korteksindeki nöron gövdelerinin yoğun olduğu gri maddenin ölçülen kalınlığı; nöronal yoğunluk ve kortikal sağlık hakkında bilgi verir.
gRNA (guide RNA)
Rehber RNA; CRISPR-Cas9 sisteminde, Cas9 enzimini DNA üzerinde kesilmesi hedeflenen spesifik bölgeye yönlendiren kısa RNA dizisi.
GRP78/CHOP yolu
Endoplazmik retikulum stresine yanıt olarak aktive olan ve apoptozu (programlanmış hücre ölümü) tetikleyebilen sinyal yoludur. GRP78 (BiP) ve CHOP proteinlerini içerir.
GSK650394
SGK1 enzimini seçici olarak bloke eden farmakolojik bir inhibitör bileşik.
GTPase-activating protein (GAP)
GTPaz enzimlerinin aktivitesini uyararak hücresel sinyal iletimini ve protein trafiğini düzenleyen protein sınıfı.
GTPaz
GTP molekülünü hidrolize ederek hücre içi sinyal iletimini ve vezikül trafiğini düzenleyen enzim grubu.
Gut microbiota
İnsan bağırsağında yaşayan mikroorganizmaların (bakteriler, virüsler, mantarlar vb.) oluşturduğu topluluk.
Gut Microbiota Dysbiosis
Bağırsaktaki mikroorganizma topluluğunun dengesinin bozulması ve bunun sağlık üzerinde olumsuz etkiler yaratması.
Güvenlik (Safety)
Bir ilacın veya tedavinin istenmeyen yan etkileri veya zararları olup olmadığını değerlendirme; potansiyel risklerin faydalarla karşılaştırılması.
GVHD (Graft-versus-Host Disease)
Nakledilen bağışıklık hücrelerinin, alıcının dokularını yabancı olarak algılayıp saldırması durumu.
GWAS (Genome-wide Association Study)
Belirli bir hastalıkla ilişkili genetik varyasyonları belirlemek için tüm genomun tarandığı geniş kapsamlı çalışma yöntemi.
H-reflex (H-refleksi)
Bir periferik sinirin elektriksel olarak uyarılması sonucu oluşan, Aşil tendon refleksinin elektrofizyolojik karşılığı olan monosinaptik spinal refleks.
H3K9ac, H3K14ac, H3S10ph, H3K36me3
Histon H3 proteininin belirli amino asit kalıntılarında meydana gelen spesifik asetilasyon, fosforilasyon ve metilasyon modifikasyonları.
Hafif Bilişsel Bozukluk (MCI)
Bireyin yaşına ve eğitim düzeyine göre beklenenden daha fazla bilişsel gerileme ile karakterize durum.
Half-maximum scores
Bir ölçümün maksimum değerinin %50'sine ulaşıldığı nokta.
Halk Sağlığı
Toplumun genel sağlık durumunu iyileştirmeyi ve hastalıkları önlemeyi amaçlayan bilim ve sanat dalı.
Hand-onset
Hastalık belirtilerinin ilk olarak el kaslarında güçsüzlük, beceriksizlik veya erime şeklinde ortaya çıkması durumu.
Handheld dynamometry
Kas gücünü, özellikle kavrama ve ayak bileği gücünü ölçmek için kullanılan bir cihaz veya yöntem.
Haploinsufficiency (Haploinsüfisyens)
Bir genin iki kopyasından birinin işlevsiz kalması sonucu, kalan tek kopyanın normal fonksiyon için yeterli miktarda protein üretememesi durumu.
Haplotip Bloğu (Haplotype Block)
Bir kromozom üzerinde birlikte kalıtılma eğiliminde olan ve rekombinasyonla kolay kolay ayrılmayan, birbiriyle güçlü bağlantı dengesizliği (linkage disequilibrium) gösteren tek nükleotid polimorfizmi (SNP) grupları.
Haplotype (Haplotip)
Tek bir ebeveynden tek bir kromozom üzerinde bir bütün olarak miras kalan, birlikte gruplanmış genetik varyasyonlar (aleller) kümesi.
Haptic Feedback
Kullanıcıya dokunma veya titreşim yoluyla iletilen fiziksel geri bildirim mekanizması.
Hasta Hizmetleri Komitesi (Patient Services Committee)
Bir sağlık kuruluşunda, hastaların ihtiyaçlarını karşılamak ve hizmet kalitesini artırmak için çalışan komitedir.
Hasta kaynaklı modeller
Hastalardan alınan hücre veya dokulardan geliştirilen ve insan hastalığını taklit etmeyi amaçlayan deneysel sistemler.
Hasta Merkezli Araştırma
Araştırma sürecinin odağına hastanın ihtiyaçlarını, deneyimlerini ve yaşam kalitesini koyan bilimsel yaklaşım.
Hasta Stratifikasyonu
Hastaların genetik, biyolojik veya klinik özelliklerine göre belirli tedavi gruplarına ayrılması süreci.
Hasta Tarafından Bildirilen Sonuçlar (PROs)
Hastanın sağlık durumu, semptomları veya yaşam kalitesi hakkında doğrudan hastadan alınan, klinisyen yorumu içermeyen veriler.
Hastalığı modifiye edici müdahale
Bir hastalığın doğal seyrini değiştirmeyi veya yavaşlatmayı amaçlayan tedavi.
Hastalığı modifiye edici tedaviler
Hastalığın altında yatan patolojik süreci yavaşlatmayı, durdurmayı veya tersine çevirmeyi amaçlayan tedaviler, semptomatik tedavilerin aksine.
Hastalık Birikimi (Disease Accumulation)
Hastalığın süreç içinde vücutta katettiği toplam yükü veya evreyi ifade eden ölçüt.
Hastalık modifiye edici mekanizma
Hastalığın ilerleyişini veya altında yatan biyolojik süreci değiştirmeyi hedefleyen tedavi mekanizması.
Hastalık Modifiye Edici Tedavi
Sadece semptomları gidermekle kalmayıp, hastalığın altında yatan biyolojik süreci etkileyerek ilerlemesini yavaşlatan veya durduran tedavi yöntemi.
Hastalık modifiye edici tedaviler
Hastalığın altında yatan mekanizmaları hedefleyerek seyrini değiştirmeyi veya ilerlemesini yavaşlatmayı amaçlayan tedaviler.
Hastalık Progresyonu
Hastalığın zaman içindeki ilerleme ve kötüleşme seyri.
Hastalık Saldırganlığı (Disease Aggressiveness)
Hastalığın ne kadar hızlı ve şiddetli ilerlediğini tanımlayan klinik ölçüt.
Hazard Ratio (HR)
Belirli bir zaman diliminde bir olayın (örneğin ölüm) gerçekleşme riskinin, karşılaştırılan gruplar arasındaki oranını ifade eden istatistiksel ölçü.
HCO₃ (Bikarbonat)
Kanın pH dengesini düzenlemede önemli rol oynayan bir elektrolit.
HDAC İnhibitörü
Histon deasetilaz inhibitörü; lizin deasetilasyonunu engelleyerek proteinlerin asetilasyon seviyelerini artıran ve hücresel süreçleri düzenleyen bir ilaç sınıfı.
HDAC6
ALS patofizyolojisinde hem nöroprotektif hem de dejeneratif rolleri olan bir enzim.
HeadMouse
Ellerini kullanamayan bireylerin baş hareketleriyle bilgisayar imlecini kontrol etmesini sağlayan yardımcı teknoloji.
Health-related quality of life (HRQoL)
Bireyin sağlık durumuyla ilişkili olarak fiziksel, zihinsel, sosyal ve fonksiyonel iyilik halinin öznel değerlendirmesi.
Healthcare resource utilization (HCRU)
Sağlık hizmetlerinin kullanımı, örneğin hastaneye yatışlar, doktor ziyaretleri, ilaç kullanımı vb.
Heart rate variability (HRV) (Kalp hızı değişkenliği)
Ardışık kalp atışları arasındaki zaman aralıklarındaki küçük değişiklikler; otonom sinir sistemi aktivitesinin bir göstergesi.
Hedef keşfi
Hastalık tedavisinde potansiyel olarak hedeflenebilecek moleküler yolların veya biyolojik yapıların belirlenmesi süreci.
Heksanükleotid Tekrar Ekspansiyonu
Bir gen dizisinde altı nükleotidden oluşan bir birimin (C9ORF72 için GGGGCC) normalden çok daha fazla sayıda tekrarlanması durumu.
Heksanükleotit Tekrar Genişlemesi (HRE)
Bir DNA dizisinin altı nükleotitlik biriminin anormal şekilde tekrar etmesi, özellikle C9orf72 geninde ALS ve FTD ile ilişkilidir.
Heksanükleotit tekrarı
DNA dizisinde altı nükleotitlik bir birimin anormal sayıda tekrar etmesi durumu, özellikle C9ORF72 genindeki GC tekrar genişlemesi gibi genetik mutasyonlarda görülür.
Hematoxylin and eosin (H&E) staining
Hücre çekirdeklerini mavi-mor, sitoplazma ve hücre dışı yapıları ise pembe renge boyayarak doku genel morfolojisinin incelenmesini sağlayan, tıbbi patolojide en yaygın kullanılan standart histolojik boyama tekniği.
Hemichannel (Hemikanal)
Bir hücrenin iç kısmını hücre dışı boşluğa bağlayan, konneksin alt birimlerinden oluşan yarı kanal yapısı.
Hemoliz
Kırmızı kan hücrelerinin parçalanması süreci; bu çalışmada agregatların hücre zarına verdiği hasarı ölçmek için bir model olarak kullanılmıştır.
Hepatic toxicity
Karaciğer üzerinde zararlı etki.
Herbicides
Tarımda istenmeyen yabani otları ve bitkileri yok etmek amacıyla kullanılan kimyasal maddeler.
Hereditary Spastic Paraplegia (Herediter Spastik Parapleji)
Bacaklarda ilerleyici sertlik (spastisite) ve güçsüzlük ile karakterize, genetik geçişli bir grup nörodejeneratif bozukluk.
Hereditary Spastik Paraplegia (HSP)
Bacaklarda ilerleyici sertlik (spastisite) ve güçsüzlük ile karakterize, genetik geçişli bir grup nörolojik bozukluk.
Herediter motor nöropati (HMN)
Motor sinirlerin etkilendiği, kalıtsal geçişli nörolojik hastalıklar grubu.
HERV-K (HML-2)
İnsan endojen retrovirüs K (HML-2), insan genomunda bulunan bir retrovirüs ailesi ve ALS gibi hastalıklarda yeniden aktive olabileceği düşünülmektedir.
Heterodimer
İki farklı protein zincirinin (bu vakada biri normal, diğeri mutasyonlu) birleşerek oluşturduğu kompleks yapı.
Heterojen
Çeşitli bileşenlerden veya öğelerden oluşan; tıpta, birden fazla nedeni veya klinik sunumu olan bir hastalık veya durum için kullanılır.
Heterojenite
Aynı tanıya sahip hastalar arasında klinik belirtiler, ilerleme hızı ve tedaviye yanıt açısından görülen çeşitlilik ve farklılık durumu.
Heterojenlik (Heterogeneity)
Aynı tanıyı alan hastalar arasında hastalık belirtileri, ilerleme hızı ve tedaviye yanıt açısından görülen çeşitlilik ve farklılık durumu.
Heteroplazmi
Bir hücrede veya organizmada farklı genetik yapıya sahip mitokondriyal DNA moleküllerinin bir arada bulunması.
Heteroplazmi kaymaları
İkincil mtDNA hasarı ile birlikte biyolojik enerji yetmezliğini ve nöronal hassasiyeti artırabilen, farklı mtDNA tiplerinin oranındaki değişimler.
Heterozigot patojenik ekspansiyon
RT-PCR testi ile hastada saptanan ve ALS/FTD ile de ilişkili olabilen genetik tekrar artışı mutasyonu.
Heterozygous
Bir genin iki kopyasından birinde belirli bir genetik varyantın bulunması durumu.
Heterozygous mutation
Bir genin anne ve babadan gelen iki kopyasından (alelinden) yalnızca birinde meydana gelen mutasyon durumu.
Hexanucleotide expansion (Heksanükleotid artışı)
DNA diziliminde altı nükleotidden oluşan bir segmentin normalden çok daha fazla sayıda tekrarlanması durumu.
Hexanucleotide repeat expansion
Hekzanükleotid tekrar artışı; DNA üzerinde altı nükleotidden oluşan bir dizinin normalden çok daha fazla sayıda tekrarlanmasıyla karakterize, ALS/FTD gibi hastalıklara yol açan genetik mutasyon.
Hexavalent chromium (Cr (VI))
Altı değerlikli krom; endüstriyel işlemlerde ortaya çıkan, yüksek derecede toksik ve kanserojen özellik taşıyan bir metal formu.
Hibe
Genellikle araştırma, eğitim veya sosyal projeler gibi belirli bir amacı desteklemek için karşılıksız olarak verilen mali yardım veya fon.
Hierarchical logistic regression
Bağımlı değişkenin ikili (binary) olduğu durumlarda kullanılan, değişkenlerin hiyerarşik bir yapıda modele dahil edildiği istatistiksel bir analiz yöntemi.
HIF-1α (Hypoxia Inducible Factor 1 Subunit Alpha)
Hücrelerin düşük oksijen (hipoksi) seviyelerine uyum sağlamasını kontrol eden ve gen ifadesini düzenleyen kritik bir transkripsiyon faktörü.
High-Definition Transcranial Direct Current Stimulation (HD-tDCS)
Motor kortikal hipereksitabiliteyi modüle etmek için kullanılan bir teknik.
High-density surface electromyography (HDsEMG)
Kas aktivitesini, cilde yerleştirilen çok sayıda yakın aralıklı elektrot dizisi vasıtasıyla non-invaziv olarak kaydeden ve motor ünite düzeyinde yüksek uzamsal çözünürlük sağlayan ileri elektrofizyoloji yöntemi.
high-frequency chest wall oscillation (HFCWO)
Göğüs duvarına yüksek frekanslı titreşimler uygulayarak hava yollarındaki sekresyonların gevşetilmesine ve atılmasına yardımcı olan bir fizyoterapi tekniği.
High-throughput drug screening
Çok sayıda kimyasal bileşiğin veya ilaç adayının biyolojik etkilerini hızlı ve otomatik bir şekilde test eden yüksek verimli tarama yöntemi.
Highly proliferative cells
Hızlı bir şekilde bölünen ve çoğalan hücreler.
Hipereksitabilite
Sinir hücrelerinin normalden daha fazla ve kolay uyarılabilir olması durumu; ALS'nin erken evrelerinde kortekste sıkça görülür.
Hiperfosforilasyon (Hyperphosphorylation)
Bir proteine normalden fazla fosfat grubunun eklenmesi süreci; nörofilamentlerin yapısını bozarak kümelenmelerine ve aksonal transportun aksamasına yol açar.
Hipermetabolizma
Vücudun dinlenme halindeyken normalden daha fazla enerji harcaması durumu.
Hiperozid
Antioksidan ve hücre koruyucu (sitoprotektif) özelliklere sahip biyoaktif bir flavonoid bileşik.
Hiperrefleksi
Reflekslerin normalden daha canlı veya abartılı olması durumu; üst motor nöron hasarının bir göstergesidir.
Hiperviskozite
Kanın akışkanlığının azalması, koyulaşması; genellikle IVIG gibi tedaviler sonrası görülebilen bir durum.
Hipokampal hasar
Beynin hafıza ve öğrenme süreçlerinden sorumlu bölgesi olan hipokampusta meydana gelen doku hasarı.
Hipometabolizma
Hücrelerin veya dokuların (bu metinde beyin bölgelerinin) normalden daha az enerji/glukoz tüketmesi durumu.
Hipotoni
Kas tonusunun normalden düşük olması durumu; kaslarda gevşeklik ve zayıflık ile karakterizedir.
Hippo-YAP Yolağı
Hücre çoğalmasını, sağkalımını ve organ boyutunu kontrol eden, bozulduğunda doku yıkımına yol açan bir sinyal mekanizması.
hiPSC (Uyarılmış pluripotent kök hücre)
Yetişkin hücrelerin laboratuvar ortamında genetik olarak yeniden programlanarak kök hücre fazına geri döndürülmüş hali.
Histon H3 post-translasyonel modifikasyon (PTM)
Gen ifadesini düzenleyen histon proteinlerinin sentez sonrası kimyasal olarak değiştirilmesi süreci.
Histon laktilasyonu
Glikolitik bir metabolit olan laktatın kovalent olarak histonlara bağlandığı, hücresel metabolizma ile gen transkripsiyonunu ilişkilendiren epigenetik bir modifikasyon.
Histon Modifikasyonu (Histone Modification)
DNA'nın etrafına sarılarak paketlendiği histon proteinlerinde meydana gelen ve genlerin aktifleşmesini veya sessizleşmesini (ifade edilmesini) kontrol eden kimyasal değişimler.
Histopathological features
Doku örneklerinin mikroskop altında incelenmesiyle belirlenen hücresel ve dokusal özellikler.
Histopathology
Histopatoloji; hastalıkların dokularda ve hücrelerde meydana getirdiği yapısal değişikliklerin mikroskop altında incelenmesi.
Historical external controls
Bir klinik çalışmada, yeni bir tedavi grubunun sonuçlarını karşılaştırmak için geçmişte toplanmış, benzer hasta popülasyonlarından elde edilen verilerin kullanılmasıdır. Randomize kontrollü çalışmalardaki eş zamanlı kontrol grubunun aksine, yanlılık riski taşır.
Hizmet Köpeği (Service Dog)
Engelli bireylerin bağımsız hareket edebilmelerine ve günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmelerine yardımcı olmak üzere özel olarak eğitilmiş hayvan.
Hızlandırılmış Onay
Ciddi bir durum için bir ilaca verilen, yeterli ve iyi kontrollü bir çalışmada bir son noktayı etkilediği kanıtlanırsa verilen bir ilaç onayı türüdür. Amaç, hastalara daha erken tedaviye erişim sağlamaktır.
hnRNP (Heterojen Nükleer Ribonükleoprotein)
TDP-43'ü de içeren, RNA işlemesinin birden fazla yönünü modüle eden ve çeşitli nörolojik hastalıklarla ilişkilendirilen bir protein ailesi.
hnRNPA1 (A1PrD)
ALS ve Alzheimer hastalıklarında rol oynayan, RNA bağlama yeteneğine sahip ve prion benzeri özellikler gösteren bir protein bölgesi.
Home Mechanical Ventilation (HMV)
Hastanede değil, hastanın kendi ev ortamında uygulanan mekanik solunum desteği.
Homeostasis (Homeostaz)
Hücre veya organizmanın iç ortamını kararlı, dengeli ve optimal bir durumda tutma yeteneği.
Homeostatic constraint (Homeostatik kısıtlama)
Hücrelerin ve dokuların kararlı iç dengelerini (homeostaz) koruyabilme sınırları ve bu sınırların getirdiği biyolojik engeller.
Homeostatic regulation (Homeostatik regülasyon)
Bir hücrenin veya organizmanın, dış değişikliklere rağmen kendi iç dengesini ve elektriksel özelliklerini kararlı bir sınırda tutma süreci.
Homeostaz
Hücrenin veya organizmanın iç ortamını kararlı ve dengeli bir durumda tutma yeteneği.
Homeostazi
Bir sistemin iç dengesini koruma yeteneği.
Homodimer
Aynı türden iki protein molekülünün birleşerek oluşturduğu işlevsel kompleks yapı.
Homopolimerik Bölgeler
DNA diziliminde aynı nükleotid bazının (örneğin AAAAA) peş peşe tekrarlandığı ve dizileme hatalarına en duyarlı olan kısımlar.
Homozygous (Homozigot)
Bir canlının belirli bir karakter veya gen için anne ve babasından aynı alelleri (gen kopyalarını) miras almış olması durumu.
Homozygous variant (Homozigot varyant)
Bir genin hem anneden hem babadan gelen kopyalarında aynı mutasyonun bulunması durumu.
Hospice (Palyatif Bakımevi)
Terminal dönemdeki (yaşam sonu) hastaların ağrı ve semptom kontrolüne odaklanan, yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen destekleyici bakım hizmeti.
Hospital Anxiety and Depression Scale (HADS)
Hastalarda ve hasta yakınlarında anksiyete ve depresyon belirtilerinin varlığını ve şiddetini belirlemek için kullanılan 14 maddelik geçerli bir öz-bildirim ölçeği.
HR-min (Minimum Heart Rate)
24 saatlik izlem süresince kaydedilen en düşük kalp hızı değeri.
hSOD1 (İnsan Süperoksit Dismutaz 1)
ALS patogenezinde rol oynayan, mutasyona uğradığında anormal şekilde kümelenerek motor nöron hasarına yol açan bir protein/enzim.
hSOD1-G93A
ALS hastalığına yol açan insan Süperoksit Dismutaz 1 genindeki (SOD1) G93A mutasyonunu taşıyan bir transgenik hayvan modelidir.
HSP70
Bir şaperon proteini olan Isı Şoku Proteini 70.
HSP90 Paralogları
HSP90α, HSP90β, GRP94 ve TRAP1 olmak üzere hücresel organellerde farklı görev ve patolojik rollere sahip HSP90 protein varyantları.
HSP90AA1
Isı şoku proteini 90 alfa ailesine ait, protein katlanması ve hücresel stres yanıtlarında görev alan hub-bottleneck protein.
hTR-FRET
Homojen Zaman Çözünürlüklü Floresan Rezonans Enerji Transferi; biyolojik moleküller arasındaki etkileşimleri ve bağlanma aktivitelerini hassas şekilde ölçen gelişmiş bir laboratuvar tekniği.
Hub gene
Bir gen etkileşim ağında diğer birçok genle yüksek derecede bağlantılı olan ve biyolojik süreçlerde kritik rol oynayan merkez gen.
Hub-and-spoke infrastructure
Merkezi bir 'hub' (merkez) ve ona bağlı 'spoke' (uydu) birimlerinden oluşan, kaynakların ve hizmetlerin dağıtımını sağlayan bir organizasyon veya sistem yapısı.
Hücre Dışı Matris (Extracellular Matrix)
Hücreleri çevreleyen, onlara fiziksel destek sağlayan ve doku onarımı ile hücresel iletişim süreçlerinde kritik rol oynayan moleküler ağ.
Hücre Dışı Veziküller (Extracellular Vesicles - EVs)
Hücreler arası iletişimi kolaylaştırmak amacıyla protein, RNA ve organel gibi biyoaktif molekülleri taşıyan, hücreler tarafından salınan küçük membranöz kesecikler.
Hücre içi vezikül trafiği
Hücre içinde vezikül adı verilen küçük keseciklerin madde taşıma amacıyla hareket etmesi.
Hücre nakli (Cell transplantation)
Hasarlı veya hastalıklı doku veya organ fonksiyonunu geri kazandırmak amacıyla canlı hücrelerin bir alıcıya aktarılması işlemidir.
Hücresel senesens
Hücrelerin bölünme yeteneğini kaybederek yaşlanma ile ilişkili bir fenotip sergilemesi durumu.
Hücresel-Otonom (Cell-Autonomous)
Bir genetik mutasyonun veya protein işlevinin, başka dokulardan bağımsız olarak doğrudan ilgili hücrenin (örneğin kas hücresi) içinde gösterdiği etki.
Human Leukocyte Antigen (HLA)
Bağışıklık sisteminin vücudun kendi hücreleri ile yabancı istilacıları ayırt etmesini sağlayan, hücre yüzeyindeki proteinleri kodlayan gen grubu.
Human T-cell leukaemia virus type 1 (HTLV-1)
İnsan T-hücrelerini enfekte eden ve lösemi ile miyelopati gibi hastalıklara neden olabilen bir retrovirüs.
Hybrid-Decentralized Pilot Trial
Geleneksel merkez tabanlı unsurları uzaktan/sanal bileşenlerle birleştiren, daha geniş katılım ve esneklik hedefleyen ve küçük ölçekli bir başlangıç çalışması olan bir deneme tasarımı.
Hybridization enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA)
Hedef moleküllerin (bu durumda tofersen) varlığını ve miktarını tespit etmek için hibridizasyon ve enzim bağlantılı immünosorbent test prensiplerini kullanan bir laboratuvar tekniği.
Hyperexcitability
Sinir veya kas hücrelerinin normalden daha düşük bir uyarı eşiğine sahip olması ve uyarılara karşı aşırı, kontrolsüz elektriksel yanıtlar vermesi durumu.
Hypermetabolism
Vücudun normalden daha yüksek bir metabolik hızda çalışması durumu, bu da daha fazla enerji harcamasına ve kilo kaybına yol açabilir.
Hypernasality (Hipernazalite)
Konuşma sırasında havanın ve sesin aşırı derecede burun boşluğundan kaçmasıyla oluşan genizden konuşma durumu (velofaringeal fonksiyon bozukluğu).
Hypoexcitability
Hipouyarılabilirlik; bir sinir hücresinin uyarılara karşı normalden daha az yanıt vermesi veya daha zor uyarılması durumu.
Hypokinetic Dysarthria
Genellikle Parkinson hastalığında görülen, ses şiddetinde azalma, monotonluk ve konuşma hızında düzensizliklerle seyreden dizartri türü.
Hypometabolism
Hücrelerin veya dokuların (bu çalışmada beyin bölgelerinin) normalden daha düşük düzeyde metabolik aktivite (enerji/glukoz tüketimi) göstermesi durumu.
Hypoperfusion
Bir organa veya dokuya giden kan akışının, o dokunun ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar azalması.
Hypothalamic deficiency
Beyindeki hipotalamus bölgesinin hormonal ve metabolik düzenleme işlevlerini yeterince yerine getirememesi durumu.
Hypotonia
Kas tonusunun (kasın gerginliğinin ve direncinin) normalden düşük olması durumu; gevşek bebek sendromu olarak da bilinir.
Hypoxia-inducible factor-1α (HIF-1α)
Hücrelerin düşük oksijen seviyelerine (hipoksi) uyum sağlamasını kontrol eden temel bir transkripsiyon faktörü.
Hypoxic-ischemic encephalopathy (HIE)
Hipoksik-iskemik ensefalopati; beynin yetersiz oksijen (hipoksi) ve yetersiz kan akımına (iskemi) maruz kalması sonucu oluşan beyin hasarı tablosu.
İç tutarlılık
Bir ölçekteki maddelerin birbirleriyle ne kadar uyumlu ve aynı yapıyı ölçtüğünü gösteren istatistiksel değer.
İçsel Düzensiz Proteinler (IDPs)
Sabit bir üç boyutlu yapıya sahip olmayan, esnek ve değişken formdaki proteinler.
Idiopathic Pulmonary Fibrosis (IPF)
Akciğer dokusunun nedeni bilinmeyen bir şekilde kalınlaşması ve sertleşmesi sonucu solunum yetmezliğine yol açan kronik bir hastalık.
IDO1 / TDO
Uyarılmaları hücre tipine ve türe bağlı olarak metabolit kaymalarına yol açan kynurenin yolağı enzimleri.
IGFBP7 (Insulin-like growth-factor binding protein 7)
İnsülin benzeri büyüme faktörlerine bağlanan, çeşitli hücresel süreçlerde rol oynayabilen ve bir biyobelirteç olarak araştırılan bir protein.
İğne Elektromiyografisi (Needle electromyography)
Kasların ve onları uyaran sinirlerin elektriksel aktivitelerini incelemek amacıyla kas içine ince iğne elektrotlar yerleştirilerek yapılan tanısal test.
İkariin
*Herba epimedii* bitkisinden elde edilen, nöroprotektif ve anti-inflamatuar özelliklere sahip doğal bir flavonoid.
İkincil travmatik stres
Sağlık profesyonellerinin hastaların yaşadığı travmatik süreçlere maruz kalması sonucu oluşan stres durumu.
IL-10 (Interleukin-10)
Özellikle anti-inflamatuar özellikleriyle bilinen, bağışıklık yanıtını baskılayan ve doku hasarını azaltmaya yardımcı olan bir sitokin.
IL-2 (İnterlökin-2)
Bağışıklık sisteminde beyaz kan hücrelerinin, özellikle T-lenfositlerin çoğalmasını ve farklılaşmasını sağlayan bir sinyal proteini (sitokin).
IL-6
İnflamatuar süreçlerde rol oynayan ve BOS'ta ölçülen bir sitokin.
IL-6 ve IL-18 (İnterlökin-6 ve İnterlökin-18)
Vücutta ve beyinde inflamatuar (iltihabi) yanıtları düzenleyen sitokin adı verilen proteinler.
İlaç Uyumu
Hastanın ilaçlarını doktorun reçete ettiği şekilde, doğru dozda ve düzenli olarak kullanmasıdır.
İlaç yeniden konumlandırma
Mevcut ilaçların yeni terapötik faydalarının keşfi.
İlerleyici iletişim bozuklukları
Konuşma, dil veya anlama yeteneğinin zamanla kötüleştiği ve genellikle nörodejeneratif hastalıklarla ilişkili olan bozukluklardır.
İloperidon (Iloperidone)
Şizofreni ve benzeri psikotik bozuklukların tedavisinde kullanılan, atipik antipsikotikler sınıfına ait bir etkin madde.
Imagined Language Correlates
Bir kişinin fiziksel olarak konuşmadan, zihninde kelimeleri veya dili canlandırması sırasında oluşan nöral beyin aktiviteleri.
İmmün Disregülasyon
Bağışıklık sisteminin normal kontrol mekanizmalarının bozulması sonucu ortaya çıkan aşırı veya hatalı bağışıklık yanıtı.
Immune dysregulation
Bağışıklık sisteminin normal kontrol ve düzenleme mekanizmalarının bozulması.
Immune rejection
Vücudun bağışıklık sisteminin nakledilen hücreleri veya dokuları yabancı olarak algılayıp saldırması.
İmmünoblot analizi
Belirli proteinleri tespit etmek ve miktarlarını ölçmek için antikorların kullanıldığı biyokimyasal bir laboratuvar yöntemi.
İmmünofloresan
Doku veya hücrelerdeki spesifik proteinlerin, floresan boyalarla işaretlenmiş antikorlar kullanılarak mikroskop altında görüntülenmesi tekniği.
Immunohistochemistry
Dokulardaki spesifik proteinleri (bu durumda SOD1) görselleştirmek için antikorların kullanıldığı bir laboratuvar tekniği.
İmmünomodülatör (Immunomodulatory)
Bağışıklık sisteminin aktivitesini artıran, azaltan veya düzenleyen maddeler veya tedaviler.
İmmünomodülatör Tedaviler
Bağışıklık sisteminin aktivitesini düzenleyen, baskılayan veya modifiye eden tedavi yöntemleri.
İmmünosenesans
Yaşlanmaya bağlı olarak bağışıklık sisteminin fonksiyonlarında meydana gelen kademeli gerileme ve bozulma.
Immunosenescence
Yaşlanma ile birlikte bağışıklık sisteminin fonksiyonlarında ve etkinliğinde meydana gelen ilerleyici gerileme.
İmmünoterapi
Bağışıklık sistemini hastalıkla savaşmak için uyaran, güçlendiren veya yönlendiren tedavi yöntemi.
Immunotherapy
Bağışıklık sistemini baskılayarak veya düzenleyerek otoimmün hastalıkları tedavi etmeyi amaçlayan tedavi yöntemi.
impaired proteostasis
Hücrelerin protein sentezi, katlanması, taşınması ve yıkımı gibi süreçleri düzenleyerek protein dengesini koruma yeteneğinin bozulması.
Impairment
Vücut yapısında veya psikolojik/fizyolojik işlevlerde meydana gelen, normal dışı sapma veya kayıpları ifade eden tıbbi durum (bozukluk/yetersizlik).
Implantable brain-computer interfaces (iBCIs)
İmplante edilebilir beyin-bilgisayar arayüzleri; beyin sinyallerini doğrudan kaydedip dış cihazları (bilgisayar, protez vb.) kontrol etmek için komutlara dönüştüren, cerrahi olarak yerleştirilen sistemler.
Implantable Device
Vücut içine, bu bağlamda beyin dokusuna cerrahi yöntemlerle yerleştirilen tıbbi aygıt.
In silico
Bilgisayar simülasyonu veya modellemesi yoluyla gerçekleştirilen deney veya analiz yöntemi.
İn situ
Bir biyolojik yapının veya hücrenin doğal bulunduğu ortamda, doku bütünlüğü bozulmadan incelenmesi.
In situ hybridization
Dokulardaki spesifik nükleik asit dizilerini (bu durumda SOD1 transkriptleri) görselleştirmek için kullanılan bir laboratuvar tekniği.
In utero elektroporasyon (IUE)
Anne karnındaki fetüsün beynine elektrik akımı yardımıyla genetik materyal aktarılmasını sağlayan yöntem.
In Vitro
Canlı bir organizmanın dışında, laboratuvar ortamında (örneğin deney tüpünde veya hücre kültüründe) yapılan çalışmalar.
In vivo
Canlı bir organizma içinde gerçekleşen süreçleri ifade eder.
In vivo biomarker (İn vivo biyobelirteç)
Canlı organizmada hastalık süreçlerini, tanısal veya prognostik durumları ölçmek için kullanılan biyolojik göstergeler.
Incidence
Belirli bir popülasyonda, belirli bir zaman dilimi içinde yeni ortaya çıkan olgu veya durumların (bu çalışmada advers olayların) görülme sıklığı.
Incident ALS cases
Belirli bir zaman dilimi içinde yeni teşhis edilmiş veya ortaya çıkmış ALS vakaları.
Incisuropathy
Schmidt-Lanterman yarıklarının (SLI) birincil olarak hasar görmesiyle karakterize patolojik durum.
Inclusion Body Myositis Functional Rating Scale (IBMFRS)
Kas fonksiyonunu değerlendirmek için kullanılan bir derecelendirme ölçeği.
Incomplete penetrance
Bir genetik varyantın varlığına rağmen, bu varyantı taşıyan her bireyde ilişkili fenotipin (hastalığın) ortaya çıkmaması durumu.
Indications and Usage
Bir ilacın hangi hastalıkların veya durumların tedavisinde kullanılabileceğini belirten resmi tıbbi kullanım alanları ve talimatları.
İndirekt Kalorimetri
Vücudun oksijen tüketimi ve karbondioksit üretimini ölçerek, dinlenme halindeki enerji harcamasını hesaplayan yöntem.
INDUCE-seq
DNA çift zincir kırıklarını genom genelinde yüksek hassasiyetle haritalandıran ve CRISPR gibi gen düzenleme araçlarının güvenliğini değerlendiren bir dizileme yöntemi.
Induced Pluripotent Stem Cells (iPSCs)
Yetişkin hücrelerin (genellikle deri veya kan) genetik olarak yeniden programlanarak embriyonik kök hücre benzeri, vücuttaki her türlü hücreye dönüşebilme yeteneğine sahip hücreler haline getirilmesi.
İndüklenebilir Nitrik Oksit Sentaz (iNOS)
Enflamasyon ve hücresel stres durumlarında yüksek miktarda nitrik oksit üreten enzim izoforformu.
İndüklenmiş Pluripotent Kök Hücreler (iPSK)
Yetişkin hücrelerden elde edilen ve embriyonik kök hücreler gibi çok çeşitli hücre tiplerine farklılaşma yeteneğine sahip hücreler.
İndüklenmiş pluripotent kök hücrelerden türetilmiş motor nöronlar (iPSC-MNs)
Yetişkin somatik hücrelerin (örneğin deri hücreleri) genetik olarak yeniden programlanmasıyla elde edilen ve daha sonra motor nöronlara farklılaştırılan kök hücreler. Hastalık modelleri oluşturmak için kullanılırlar.
Inertial Measurement Unit (IMU)
Hızlanma ve dönme hareketlerini ölçerek vücudun veya cihazın uzaydaki konumunu ve dengesini takip eden sensör.
İnflamatuar
Vücudun enfeksiyon veya hasara karşı bağışıklık tepkisini düzenleyen protein komplekslerinin aktivasyonu.
İnflamazom
Doğuştan gelen bağışıklık sisteminin önemli bir bileşeni olan ve aktivasyonu nitrik oksit tarafından engellenebilen, enflamatuar yanıtları düzenleyen protein kompleksi.
İnflammaging
Yaşlanma süreciyle birlikte ortaya çıkan, düşük dereceli, kronik ve sistemik inflamasyon (iltihaplanma) durumu.
Inflammasome (Enflamozom)
Hücre içinde bulunan ve enflamatuar sitokinlerin olgunlaşmasını ve salınmasını tetikleyen çoklu protein kompleksi.
Inflammatory activation (İnflamatuar aktivasyon)
Hücrelerin veya dokuların hasara karşı bağışıklık yanıtı olarak iltihabi süreçleri başlatması veya bu süreçlerin tetiklenmesi.
Information power
Nitel araştırmalarda, çalışmanın amacına ve analiz yöntemine göre toplanan verilerin derinliği ve kalitesinin, örneklem büyüklüğünün yeterliliğini belirlemede esas alınması kavramı.
Information Transfer Rate (ITR)
Bir iletişim kanalından birim zamanda aktarılan bilgi miktarını (genellikle bit/dakika) ölçen performans kriteri.
Informed Consent (Aydınlatılmış Onam)
Katılımcının araştırma hakkında bilgilendirilip risk ve faydaları anlayarak çalışmaya kendi rızasıyla katılmayı kabul ettiğini gösteren yasal belge.
Infusions
Sıvıların veya hücrelerin damar yoluyla yavaş ve sürekli olarak vücuda verilmesi işlemi.
İnhibisyon
Bilişsel süreçlerde, gereksiz veya uygunsuz tepkilerin bastırılması yeteneği.
İnhibitör Nörotransmitter
Sinir sisteminde sinirsel aktiviteleri baskılayan veya yavaşlatan, GABA ve glisin gibi kimyasal haberciler.
İnklüzyon Cisimcikleri (Inclusion Bodies)
Hücre içinde proteinlerin hatalı katlanması sonucu oluşan, çözünmeyen ve genellikle hücre fonksiyonlarına zarar veren protein birikintileri.
İnklüzyon Cisimli Miyozit (IBM)
Kaslarda iltihaplanma ve dejenerasyona neden olan, ilerleyici kas güçsüzlüğü ile seyreden, genellikle el ve bacak kaslarını etkileyen bir miyopati türüdür.
İnme sonrası sekeller
İnme (felç) olayından sonra vücutta kalan kalıcı hasarlar veya bozukluklar.
innate immune activation
Vücudun doğuştan gelen (spesifik olmayan) bağışıklık sisteminin, patojenlere veya hasarlı hücrelere yanıt olarak aktif hale gelmesi.
Innate immune cells (Doğuştan gelen bağışıklık hücreleri)
Vücudun patojenlere karşı ilk ve genel savunma hattını oluşturan, mikroglia ve astrositler gibi hücreleri kapsayan bağışıklık sistemi bileşenleri.
Inositol-requiring enzyme 1 (IRE1)
Endoplazmik retikulumda yerleşik, TDP-43 protein seviyelerini baskılayan bir transmembran protein.
İnozin (Inosine)
RNA düzenleme sürecinde adenozinin deaminasyonu sonucu oluşan ve RNA'nın yapısını ve proteinlerle etkileşimini değiştirebilen bir pürin nükleozidi.
Inpatient Initiation
Hastanın hastaneye yatırılarak, hastane ortamında bir tedavinin başlatılması.
İnsan Lökosit Antijenleri (HLA)
İnsanlarda bağışıklık sisteminin hücreleri tanımasını sağlayan, MHC (Major Histocompatibility Complex) gen bölgesi tarafından kodlanan proteinler.
İnsani Amaçlı İlaca Erişim (Compassionate Use / Expanded Access)
Klinik araştırmalara katılamayan ve hayati tehlikesi bulunan hastaların, henüz resmi onay almamış ancak umut vaat eden deneysel tedavilere yasal olarak erişebilmesini sağlayan özel süreç.
Insertions/deletions (sIndels)
İnsersiyon/delesyonlar; DNA dizisine nükleotid eklenmesi (insersiyon) veya diziden nükleotid silinmesi (delesyon) durumları.
İnsidans
Belirli bir süre içinde bir popülasyonda yeni ortaya çıkan hastalık vakalarının sayısı.
Insufflation-Exsufflation (İnsüflasyon-Eksüflasyon)
Akciğerlere hava verip ardından hızla geri çekerek doğal öksürüğü taklit eden ve solunum yollarını temizleyen mekanik yöntem.
Integrated Stress Response (ISR)
Hücrelerin çeşitli stres faktörlerine karşı protein üretimini durdurarak ve koruyucu genleri aktive ederek verdiği metabolik yanıt.
Integrative therapies
Bütünleyici tedaviler. Geleneksel tıbbi tedavilerle birlikte kullanılan tamamlayıcı yaklaşımlar.
Integraz (IN)
Retrovirüslerin kendi viral DNA'larını konakçı hücrenin genomuna entegre etmek (eklemek) için kullandıkları ve konakçı hücrede DNA hasarına yol açabilen enzim.
Inter-regional Correlation Analysis (IRCA)
Farklı beyin bölgeleri arasındaki metabolik etkileşimi ve bu bölgelerin birbiriyle ne kadar uyumlu çalıştığını analiz eden istatistiksel yöntem.
İnterferon (IFN) skoru
Vücudun bağışıklık yanıtının, özellikle interferon adı verilen proteinlerin aktivasyon derecesinin ölçümü.
Interim Data (Ara Veriler)
Bir klinik araştırmanın planlanan bitiş tarihinden önce, gidişatı değerlendirmek amacıyla belirli bir aşamada toplanan veriler.
Intermediate-size Patient Population (Orta Ölçekli Hasta Popülasyonu)
Genellikle 10 ile 100 arasında hastayı kapsayan, belirli bir grup için düzenlenen genişletilmiş erişim kategorisi.
Interpretable Machine Learning
Yapay zeka modelinin bir karara nasıl vardığının insanlar tarafından anlaşılabilir ve açıklanabilir olması.
Interpretive Description
Nitel araştırmalarda kullanılan, katılımcıların deneyimlerini derinlemesine anlamayı ve yorumlamayı amaçlayan bir metodoloji.
Interstimulus Interval (ISI)
İki ardışık elektriksel uyaran arasında geçen, genellikle milisaniye (ms) cinsinden ölçülen süre.
Intestinal Microbiome
Bağırsaklarda yaşayan bakteri, virüs ve mantar gibi mikroorganizmaların oluşturduğu karmaşık topluluk.
İntrabadi (Intrabody)
Hücre içinde işlev görmek ve hedef proteinleri hücresel düzeyde nötralize etmek üzere genetik mühendisliğiyle tasarlanmış antikor.
Intracisternal
İlacın veya sıvının doğrudan beyin ve omuriliği çevreleyen subaraknoid boşluktaki genişlemiş alanlara (sisterna) enjekte edilmesi yöntemi.
Intracortical BCIs
Konuşma ve imleç kontrolü için yüksek doğrulukta sinirsel aktiviteyi çözebilen beyin-bilgisayar arayüzleri.
Intracortical Neural Interface (İntrakortikal Nöral Arayüz)
Beyin kabuğunun (korteks) içine yerleştirilen ve sinirsel aktiviteleri doğrudan kaydedip dış cihazlara aktaran teknolojik sistem.
Intranasal administration
Bir ilacın veya terapötik ajanın burun boşluğu yoluyla uygulanması yöntemidir. Bu yöntem, ilacın doğrudan beyne ulaşmasını sağlayabilir.
İntranazal nanopartiküller
Burun yoluyla uygulanan, çok küçük boyutlu ilaç taşıyıcı parçacıklar.
İntraserebral (i.c.)
Beyin içine yapılan uygulama.
İntratekal enjeksiyon
İlacın kan-beyin bariyerini aşması için doğrudan spinal kanaldaki subaraknoid boşluğa (beyin omurilik sıvısına) verilmesi yöntemi.
Intrathecal (İntratekal)
İlacın doğrudan omurilik kanalındaki beyin omurilik sıvısına (BOS) enjekte edilmesi yöntemi.
Intrathecal (IT) administration
İlacın doğrudan omurilik sıvısına veya omurilik çevresindeki boşluğa verilmesi.
Intrathecal injection
Maddelerin doğrudan omuriliği çevreleyen sıvıya (subaraknoid boşluk) enjekte edilmesi yöntemi.
Intrathecally administered
İlacın doğrudan omurilik sıvısına (subaraknoid boşluğa) enjekte edilmesi yoluyla uygulanması.
Intravenous drip infusion (İntravenöz damla infüzyonu)
Sıvı veya ilacın doğrudan toplardamar içine yavaşça damlatılarak verilmesi yöntemi.
Intravenous infusions
Bir ilacın veya sıvının doğrudan bir damar içine yavaşça verilmesi yöntemi.
İntravenöz Drip
İlacın veya sıvının bir damar yolu aracılığıyla damla damla yavaşça vücuda verilmesi yöntemi.
Invasive (İnvaziv)
Vücut bütünlüğünü bozan, cerrahi müdahale veya doku örneği alımı gerektiren tıbbi işlemler.
İnvaziv Mekanik Ventilasyon
Bir tüp veya trakeostomi aracılığıyla hastanın solunum yollarına doğrudan hava verilmesi işlemi.
İnvaziv Ventilasyon (IV)
Solunum yolunu emniyete almak amacıyla hava yoluna müdahale edilerek (örneğin trakeostomi) uygulanan mekanik solunum desteği.
Inversely Correlate (Ters Korelasyon)
İki değişken arasındaki, biri artarken diğerinin azaldığı istatistiksel ilişki.
Investigational drug
Klinik araştırmalarda terapötik etkileri, güvenliliği ve farmakolojik profili test edilmekte olan, henüz yaygın kullanım onayı almamış araştırma aşamasındaki ilaç.
Investigational product
Klinik araştırmalarda test edilen, henüz resmi makamlarca genel kullanım onayı almamış ilaç veya tedavi edici madde.
ION363
FUS-ALS hastalarında etkinliği ve güvenliliği araştırılmakta olan çalışma ilacı.
iPSC (Uyarılmış Pluripotent Kök Hücreler)
Yetişkin hücrelerin genetik olarak yeniden programlanarak embriyonik kök hücre benzeri, her türlü hücreye dönüşebilme yeteneği kazandırılmış hali.
iPSC kaynaklı motor nöronlar (iPSC-derived motor neurons)
Uyarılmış pluripotent kök hücrelerden laboratuvar ortamında üretilen ve ALS gibi motor nöron hastalıklarını modellemek için kullanılan sinir hücreleri.
iPSC-türetilmiş motor nöronlar
İndüklenmiş pluripotent kök hücrelerden (iPSC) elde edilen ve ALS modellerinde kullanılan motor nöronlar.
Irritable bowel syndrome (IBS)
Huzursuz bağırsak sendromu, karın ağrısı, şişkinlik, ishal veya kabızlık gibi semptomlarla seyreden kronik bir fonksiyonel bağırsak bozukluğudur.
Ischemia-reperfusion injury (İskemi-reperfüzyon hasarı)
Bir dokuya kan akışının geçici olarak kesilmesinin (iskemi) ardından kan akışının yeniden başlamasıyla (reperfüzyon) meydana gelen doku hasarı.
İskelet kası kaynaklı EV'ler (SkM-EV'ler)
İskelet kası hücrelerinden salgılanan ekstraselüler veziküller.
İskemik İnme
Beyne kan akışının bir pıhtı nedeniyle engellenmesi sonucu oluşan ve en yaygın inme türü olan durum.
İskemik kalp hastalığı
Kalp kasına kan akışının azalması veya kesilmesi sonucu ortaya çıkan bir kalp rahatsızlığı.
Isoenzyme (İzoenzim)
Aynı kimyasal reaksiyonu katalize eden ancak farklı genetik kodlara, amino asit dizilimlerine ve fiziksel özelliklere sahip olan enzim formları.
Isogenic-corrected
İzojenik olarak düzeltilmiş; genetik olarak hasta hücreleriyle tamamen aynı olan ancak sadece ilgili hastalığa neden olan mutasyonun (bu çalışmada C9ORF72 tekrar artışının) laboratuvar ortamında düzeltildiği kontrol hücreleri.
Isokinetic Dynamometer
Kasın kuvvetini, gücünü ve dayanıklılığını sabit bir hızda ve kontrollü bir direnç altında ölçen cihaz.
isolated rapid eye movement sleep behavior disorder (iRBD)
İzole REM uyku davranış bozukluğu. Uykunun REM evresinde rüyaların fiziksel olarak canlandırılmasıyla karakterize bir parasomni.
ISRE (Interferon Stimulated Response Element)
İnterferon uyarısıyla bağışıklık yanıtı genlerinin anlatımını düzenleyen genetik promotör dizisi.
İstatistiksel Güç (Statistical Power)
Bir çalışmanın, gerçekte var olan bir tedavi etkisini doğru bir şekilde saptayabilme kapasitesi.
IVIg (İntravenöz İmmünoglobulin)
CIDP şüphesi olan hastaya uygulanan ancak bu vakada yanıt alınamayan damar yoluyla verilen bağışıklık tedavisi.
İyon kanalı
Hücre zarında bulunan ve sinir hücrelerinin elektriksel sinyal iletimini, yani uyarılabilirliğini düzenleyen protein yapıları.
İyonize Radyasyon
Atomlardan elektron kopararak iyon oluşturabilecek kadar yüksek enerji taşıyan, tıbbi görüntüleme ve tedavide de kullanılan radyasyon türü.
İzoform
Aynı gen tarafından kodlanan ancak alternatif kırpılma (splicing) gibi süreçlerle yapısal farklılıklar gösteren protein varyantları.
İzoform-seçici İnhibisyon
Sadece belirli bir protein alt tipini (paralogunu) hedef alarak yan etkileri azaltmayı amaçlayan hassas tedavi yöntemi.
İzojenik Kontroller (Isogenic Controls)
Genetik olarak tamamen aynı olan, sadece incelenen spesifik mutasyon (örneğin C9orf72 mutasyonu) açısından farklılık gösteren kontrol hücre hatları.
İzojenik motor nöronlar
Genetik olarak birbirinin neredeyse tamamen aynısı olan, sadece incelenen spesifik mutasyon açısından farklılık gösteren yapay olarak üretilmiş motor sinir hücreleri.
İzojenik WT (Wild Type) Nöronlar
Mutasyon dışındaki tüm genetik arka planı hedef hücreyle aynı olan, mutasyona uğramamış yabanıl tip kontrol hücreleri.
İzokalorik Beslenme
Vücudun günlük harcadığı enerji miktarına tam olarak eşit miktarda kalori sağlayan beslenme düzeni.
J-domain proteinleri (JDP'ler)
HSP70 ile birlikte çalışan bir şaperon alt kümesi.
Jeneralize Miyasteni Gravis (gMG)
Vücuttaki istemli kasların (göz, yüz, yutma ve solunum kasları dahil) aşırı halsizliği ve çabuk yorulmasıyla karakterize, kronik otoimmün bir nöromüsküler hastalık.
Juvenil ALS (jALS)
Genellikle 25 yaşından önce başlayan, hızlı ilerleme ve kötü prognoz ile seyreden nadir bir ALS alt grubu.
Juvenile-onset
Hastalığın genç yaşta, genellikle 25 yaşından önce başlaması.
Juvenile-onset ALS (Juvenil başlangıçlı ALS)
ALS hastalığının çocukluk veya gençlik döneminde (genellikle 25 yaşından önce) alışılmadık derecede erken yaşta başlaması durumu.
Kalorimetri
Maddelerin ısı değişimlerini ölçerek termodinamik özelliklerini inceleyen bir analiz yöntemi.
Kalp Hızı Değişkenliği (HRV)
Ardışık kalp atışları arasındaki zaman aralıklarının milisaniye cinsinden değişimi; otonom sinir sisteminin kalbi ne kadar iyi yönettiğini gösterir.
Kalpain-2
Hücre içi proteinleri parçalayan bir enzim türü. ALS hastalarında seviyeleri yükseldiği ve sinir hücre hasarına katkıda bulunduğu düşünülen bir proteaz.
Kalsinörin
Hücre içi kalsiyum sinyalleriyle aktive olan ve proteinlerden fosfat gruplarını ayıran bir enzim (fosfataz).
Kalsiyum homeostazı
Vücuttaki kalsiyum seviyelerinin dengede tutulması süreci.
Kan-Beyin Bariyeri (KBB)
Merkezi sinir sistemini kanda dolaşan potansiyel zararlı maddelerden koruyan, ancak çoğu ilacın beyne geçişini de engelleyen son derece seçici bir zar tabakası.
Kan-beyin bariyeri bozulması
Kan dolaşımı ile beyin dokusu arasındaki koruyucu bariyerin bütünlüğünün zarar görmesi, istenmeyen maddelerin beyne geçişine izin vermesi.
Kanonik tau
Beyinde yaygın olarak bulunan ve nörodejeneratif süreçlerde üzerinde en çok çalışılan standart tau proteini formu.
Kantifikasyon
Bir dokudaki hücre sayısı veya protein miktarı gibi verilerin sayısal olarak ölçülmesi ve belirlenmesi işlemi.
Kaplan-Meier sağkalım analizi
Sağkalım sürelerini tahmin etmek ve karşılaştırmak için kullanılan istatistiksel bir yöntem.
Kaplan-Meier yöntemi
Tıbbi araştırmalarda sağkalım verilerini analiz etmek için kullanılan istatistiksel bir yöntem.
Karar verme kapasitesi
Bir kişinin kendi tıbbi kararlarını anlama ve bu kararlar hakkında muhakeme yapabilme yeteneği.
Karbondioksit (CO2)
Solunum yetersizliği durumunda vücuttan atılamayarak kanda biriken ve yüksek seviyeleri hayati risk taşıyan gaz.
Kardiyak troponin T (hs-cTnT)
ALS hastalarının plazmasında ölçülen, hastalık evresi ve klinik fenotiple ilişkili olduğu gösterilen yüksek duyarlılıklı kardiyak biyobelirteç.
Kardiyomiyopati
Kalp kasının yapısının bozularak kan pompalama yeteneğinin azalması; kanın kalpte göllenmesine ve pıhtı riskine yol açar.
Karotenoidler
Bitkilerde bulunan, güçlü antioksidan özelliklere sahip olan ve bir kısmı vücutta A vitaminine dönüştürülebilen organik pigmentler.
Karyoptoz (Karyoptosis)
Proteotoksik stresle tetiklenen, nükleer dejenerasyon ve nükleer materyalin hücre dışına atılmasıyla karakterize edilen farklı bir hücre ölümü türü.
Kas Atrofisi
Kas kütlesinin kaybı veya kasların erimesi durumu.
Kas Distrofisi (Muscular Dystrophy - MD)
Kas liflerinin zamanla zayıflamasına ve parçalanmasına neden olan, genetik bir grup kas hastalığı.
Kas Distrofisi Derneği (MDA)
Kas hastalıkları, ALS ve ilgili nöromüsküler bozukluklarla mücadele eden, araştırmaları destekleyen ve hasta bakımı sağlayan uluslararası bir sağlık kuruluşu.
Kas Kontraktürü
Kasların, tendonların veya eklem çevresindeki dokuların kalıcı olarak kısalması ve sertleşmesi sonucu eklem hareket açıklığının kısıtlanması durumu.
Kas Rejenerasyonu (Kas Yenilenmesi)
Hasar görmüş veya yıkıma uğramış kas dokusunun, vücudun kendi hücresel mekanizmaları ve kök hücreleri aracılığıyla kendini onarma, yenileme ve yeniden yapılandırma süreci.
Kas Ultrasonografisi (Muscle ultrasonography)
Yüksek frekanslı ses dalgaları kullanılarak kas dokusunun yapısının ve hareketlerinin gerçek zamanlı olarak görüntülenmesi yöntemi.
Kasa Özgü Kinaz (MuSK)
Nöromüsküler kavşağın bütünlüğü ve işlevi için kritik bir düzenleyici olan bir protein.
Kavrama Gücü (Grip Strength)
El ve ön kol kaslarının bir nesneyi sıkma kapasitesi; genellikle kas gücü ve genel fiziksel sağlığın bir göstergesi olarak kullanılır.
Kazein Kinaz 1 Delta (CK1δ)
TDP-43 LCD bölgesindeki serin amino asitlerini fosforile etmek için kullanılan enzim.
Keap1-Nrf2 Sinyal Yolu
Hücrenin oksidatif strese karşı savunmasını yöneten, antioksidan genlerin ifadesini kontrol eden temel moleküler mekanizma.
Kemokin
Bağışıklık sistemi hücrelerinin inflamasyon bölgesine göç etmesini sağlayan küçük sitokin benzeri sinyal proteinleri (Örn: CXCL10, CCL3, CCL19).
Kesitsel Çalışma (Cross-sectional study)
Belirli bir popülasyondan belirli bir zaman noktasında veri toplanarak yapılan araştırma türü.
Kesitsel gözlemsel çalışma
Belirli bir zaman diliminde bir popülasyondaki değişkenlerin durumunu inceleyen araştırma yöntemi.
Ketogenic diet (Ketojenik diyet)
Karbonhidratların ciddi şekilde kısıtlandığı, yağ tüketiminin artırılarak vücudun enerji için glikoz yerine keton cisimciklerini kullanmasının (ketozis) sağlandığı özel bir beslenme protokolü.
Ketone bodies (Keton cisimcikleri)
Glikoz yokluğunda karaciğerde yağ asitlerinden sentezlenen ve kan-beyin bariyerini geçerek beyin için alternatif enerji kaynağı oluşturan moleküller (asetoasetat, beta-hidroksibütirat ve aseton).
Key opinion leaders (KOLs)
Belirli bir alanda derin bilgi ve deneyime sahip, görüşleri önemli kabul edilen uzman kişiler.
Key performance indicators (KPIs)
Bir sürecin veya projenin başarısını ölçmek için kullanılan ölçülebilir değerler.
Kilitli Sendrom (LIS)
Motor bozukluk sonucu ortaya çıkan, en uç iletişim engeli biçimi.
Kinematics (Kinematik)
Hareketin kuvvet ve kütle gibi nedenlerini dikkate almadan, sadece konum, hız ve ivme gibi geometrik özelliklerini inceleyen mekanik dalı.
King Evrelemesi (King Stage)
ALS hastalığının klinik ilerlemesini, etkilenen vücut bölgelerine göre sınıflandıran bir klinik evreleme sistemi.
King's Clinical Severity Staging System
ALS hastalığının ilerlemesini, etkilenen vücut bölgelerine ve fonksiyonel kayıplara göre 1'den 5'e kadar evreleyen klinik sistem.
King's Clinical Staging
MNH hastalarında hastalığın klinik ilerlemesini ve tutulan sistem sayısını (beslenme ve solunum desteği ihtiyacına göre Evre 4A ve 4B dahil) değerlendiren evreleme sistemi.
King's Evreleme Sistemi
ALS hastalığının klinik ilerlemesini, etkilenen vücut bölgelerine ve fonksiyonel kayıplara göre 1'den 5'e kadar derecelendiren sistem.
Kinom (Kinome)
Bir hücre veya organizmadaki tüm protein kinazların (fosfat grubu ekleyen enzimlerin) tamamı.
Kinürenin yolu
Triptofan metabolizması ile ilişkili, nöroinflamasyon süreçlerinde rol oynayan biyokimyasal yolak.
Kitinazlar (CHIT1 ve CHI3L1)
ALS hastalarında inflamasyon ve glial aktivasyonla ilişkili olarak seviyeleri yükselen proteinler.
Kısa Zincirli Yağ Asitleri (SCFAs)
Bağırsaktaki faydalı bakterilerin lifli gıdaları fermente etmesi sonucu oluşan ve enerji metabolizması ile bağışıklık sistemini düzenleyen moleküller.
Klinik Anlamlılık
Bir tedavi sonucunun sadece matematiksel bir fark yaratması değil, hastanın sağlığı ve yaşam kalitesi üzerinde pratik ve değerli bir etki oluşturması.
Klinik Araştırma
Yeni tedavi yöntemlerinin, ilaçların veya tıbbi cihazların insanlar üzerindeki güvenliğini ve etkinliğini test etmek amacıyla yürütülen bilimsel çalışmalar.
Klinik Araştırma Fazları
Yeni ilaç veya tedavilerin insanlar üzerindeki güvenliğini ve etkinliğini değerlendirmek için yapılan aşamalı çalışmalar (Faz 1: güvenlik, Faz 2: etkinlik ve dozaj, Faz 3: geniş ölçekli etkinlik ve yan etkiler).
Klinik Araştırmalar
Yeni tedavi yöntemlerinin, ilaçların veya tıbbi cihazların insanlar üzerindeki güvenliğini ve etkinliğini test etmek için yapılan bilimsel çalışmalar.
Klinik Çalışma (Clinical Trial)
Yeni tıbbi müdahalelerin veya ilaçların insanlar üzerindeki güvenliğini ve etkinliğini test eden bilimsel araştırmalar.
Klinik deneme
İlaçların veya tedavi yöntemlerinin insanlar üzerindeki güvenliğini ve etkinliğini değerlendirmek için yapılan bilimsel araştırma.
Klinik Deneme Tasarımı (Trial Design)
Bir klinik araştırmanın hipotezini test etmek amacıyla hasta seçimi, tedavi protokolleri, izlem süreleri ve istatistiksel analiz yöntemlerinin belirlendiği metodolojik plan.
Klinik Deney (Clinical Trial)
Yeni ilaçların, tıbbi cihazların veya tedavi yöntemlerinin güvenliliğini ve etkinliğini insan katılımcılar üzerinde test etmek amacıyla yürütülen bilimsel araştırmalar.
Klinik Durum
Bir hastanın hastalığının mevcut şiddeti, semptomları, fonksiyonel kapasitesi ve genel sağlık durumu gibi gözlemlenebilir ve ölçülebilir özelliklerinin bütünü.
Klinik Faz Çalışmaları
Geliştirilen yeni bir ilaç veya tedavi yönteminin, insanlar üzerindeki güvenliliğini, dozajını ve etkinliğini değerlendirmek amacıyla yürütülen kontrollü bilimsel deneyler.
Klinik Fenotip
Bir hastalığın genetik yapısının dışa vuran, gözlemlenebilir fiziksel, işlevsel ve klinik özelliklerinin tamamı.
Klinik İlaç Geliştirme
Yeni bir ilaç adayının laboratuvar aşamasından başlayarak insanlar üzerinde test edildiği klinik faz çalışmalarını ve ruhsatlandırma sürecini kapsayan multidisipliner süreç.
Klinik Karar Destek Sistemi
Sağlık çalışanlarına klinik karar verme aşamalarında veri analizi ve bilgi sunarak yardımcı olan bilişim sistemleri.
Klinik Prediktörler
Bir hastalığın seyrini, sonucunu veya belirli bir risk faktörünü tahmin etmek için kullanılan klinik belirtiler veya veriler.
Klinik Stabilizasyon
Bir hastalığın ilerlemesinin durdurulması veya yavaşlatılması durumu; semptomların kötüleşmemesi veya mevcut durumun korunması.
Klinik Translasyon
Laboratuvar ortamında elde edilen bilimsel bulguların, hastalar için uygulanabilir tıbbi tedavilere ve klinik pratiklere dönüştürülmesi süreci.
Klinik uygulama
Laboratuvar ortamında geliştirilen tıbbi yöntemlerin veya ilaçların, hastalar üzerinde tedavi edici amaçla kullanılması süreci.
Klinisyen
Hastaları doğrudan muayene eden, tanı koyan ve tedavi süreçlerini yöneten tıp doktoru.
Klotho
Yaşlanma karşıtı özelliklere sahip olan ve sinir sisteminde nöroprotektif (sinir koruyucu) etkiler gösteren bir protein.
Knockin
Belirli bir genetik dizinin veya mutasyonun, laboratuvar ortamında bir organizmanın genomuna hedeflenmiş bir şekilde yerleştirilmesi yöntemi.
Knockout
Bir genin işlevini tamamen ortadan kaldırmak veya devre dışı bırakmak için kullanılan genetik bir tekniktir.
Knowledge Graph (Bilgi Grafiği)
Farklı veri türlerini ve bu veriler arasındaki karmaşık ilişkileri ağ yapısı şeklinde gösteren ve birbirine bağlayan veri modeli.
Ko-patoloji
Bir bireyde birden fazla hastalığa ait patolojik bulguların (örneğin hem ALS hem Alzheimer bulguları) aynı anda görülmesi durumu.
Kodlama yapmayan RNA'lar (Non-coding RNAs - ncRNAs)
Protein sentezlemek için şifre taşımayan, ancak gen ifadesinin düzenlenmesi gibi kritik hücresel süreçlerde rol oynayan RNA molekülleri.
Koenzim A (CoA)
Yağ asitlerinin sentezi ve oksidasyonu dahil olmak üzere birçok biyokimyasal reaksiyonda önemli bir rol oynayan bir koenzim.
Kognitif Bozukluk
Düşünme, hafıza, dikkat, dil ve problem çözme gibi zihinsel işlevlerdeki azalmayı veya bozulmayı ifade eder. Bu durum, günlük yaşam aktivitelerini etkileyebilir ve hafiften şiddetliye kadar değişebilir.
Kognitif Değerlendirme
Bellek, dikkat, dil ve problem çözme gibi zihinsel işlevlerin klinik testlerle ölçülmesi.
Kohort
Belirli bir ortak özelliği olan ve belirli bir zaman dilimi boyunca takip edilen hasta veya birey grubu.
Kohort Zenginleştirme
Bir klinik çalışmaya, ilacın etkisinin en iyi gözlemlenebileceği veya belirli bir özelliğe sahip hastaların seçilerek dahil edilmesi stratejisi.
Kolin Asetiltransferaz (ChAT)
Asetilkolin sentezleyen ve motor nöronları diğer sinir hücrelerinden ayırt etmek için kullanılan spesifik bir enzim/markör.
Kombinasyon Terapisi
Hastalığın farklı biyolojik mekanizmalarını aynı anda hedeflemek amacıyla iki veya daha fazla etken maddenin birlikte kullanıldığı tedavi yöntemi.
Kombine Antiretroviral Tedavi (CART)
HIV enfeksiyonunu kontrol altına almak için kullanılan, farklı mekanizmalara sahip birden fazla ilacın kombinasyonu.
Kompansatuar Mekanizma
Vücudun veya beynin, bir işlev kaybını veya hasarı başka bir mekanizmayı devreye sokarak dengeleme çabası; telafi edici süreç.
Kompansatuar Plastisite (Compensatory Plasticity)
Alternatif veya daha maliyetli stratejiler aracılığıyla performansı ve işlevi koruyan telafi edici plastisite.
Kompanzatuvar stratejiler
Bir işlevi yerine getirmek veya bir eksikliği gidermek için kullanılan telafi edici yöntemler veya teknikler.
Kompleman aktivasyonu
Doğal bağışıklık sisteminin bir parçası olan kompleman proteinlerinin, patojenleri veya hasarlı hücreleri hedef alarak aktive olması.
Kompleman genleri
Vücudun bağışıklık savunmasında rol oynayan ve inflamatuar süreçlerde aktive olan proteinleri kodlayan genler.
Kompleman Kaskadı (Complement Cascade)
Bağışıklık sisteminin bir parçası olan ve mikropları yok etmek veya iltihabı tetiklemek için sırayla aktive olan bir grup proteinin oluşturduğu tepki dizisi.
Kompleman Sistemi (Complement System)
Vücudun bağışıklık sisteminin bir parçası olan, patojenleri yok etmeye ve inflamatuar yanıtı artırarak hücresel hasarı temizlemeye yardımcı olan bir grup plazma proteininden oluşan savunma mekanizması.
Kondensat
Hücre sitoplazması veya çekirdeği içinde, belirli moleküllerin bir araya gelerek oluşturduğu yoğunlaşmış, dinamik yapılar.
Konnektom (Connectome)
Beyindeki sinirsel bağlantıların ve anatomik bölgeler arası iletişim ağlarının kapsamlı haritası.
Konsorsiyum
Belirli bir amaç için bir araya gelmiş, işbirliği yapan kuruluşlar veya gruplar birliği.
Konuşma belirteçleri
Konuşma seslerinin (örn. perde, hız, yoğunluk, artikülasyon) ölçülebilir özellikleri olup, bir hastalığın varlığını, ilerlemesini veya tedaviye yanıtını gösteren objektif göstergeler olarak kullanılabilirler.
Koriyokapillaris
Retinanın dış katmanlarının beslenmesini sağlayan, koroid tabakasının en içteki kılcal damar katmanı.
Koroid pleksus (CP)
Beyin omurilik sıvısının üretimi ve homeostazında rol oynayan, nöroimmün iletişimde arayüz görevi gören beyin yapısı.
Korpus kallozum (Corpus callosum)
Beynin sağ ve sol yarım kürelerini birbirine bağlayan ve aralarındaki iletişimi sağlayan kalın sinir lifi demeti.
Kortikal disfonksiyon
Beynin korteks bölgesindeki işlev bozukluğu.
Kortikal hipereksitabilite
ALS'de erken ve potansiyel olarak yukarı akış bir mekanizma olarak belirtilen, beyin korteksindeki aşırı uyarılabilirlik durumu.
Kortikal ve Subkortikal Atrofi
Beyin kabuğu (korteks) ve beynin daha derin yapılarındaki (subkorteks) sinir dokusunun hacim kaybetmesi, büzülmesi veya erimesi.
Kortikospinal Ağ
Beyin korteksinden omuriliğe uzanan ve istemli motor hareketleri kontrol eden sinir lifi sistemi.
Kortikospinal motor organoid
Korteksten omuriliğe uzanan motor nöronların gelişimini ve işlevini taklit eden, insan hücrelerinden türetilmiş 3D hücre kültürü modeli.
Kortikospinal traktus (KST)
Beyinden omuriliğe motor sinyalleri taşıyan ana sinir yolu.
Kortikospinal yol
Beyinden omuriliğe inen ve istemli hareketlerin kontrolünden sorumlu olan sinir lifleri demeti.
Kortikosteroid
İltihabı azaltan ve bağışıklık sistemini baskılayan, kas hastalıklarında yaygın kullanılan ilaç grubu.
Kortizol
Vücudun strese tepki olarak ürettiği, kronik yüksekliği inflamasyona ve sinir hücrelerinde hasara yol açabilen bir hormon.
KPNB1 (Importin Beta-1)
Proteinlerin sitoplazmadan hücre çekirdeğine taşınmasında görev alan temel bir taşıyıcı protein.
Kramp
Kasların istemsiz, ağrılı ve ani kasılması.
Kraniyotomi
Beyne ulaşmak için kafatasının bir kısmının cerrahi olarak çıkarılması işlemi.
Kriptik Ekzon (Cryptic Exon)
Normal şartlarda genetik işleme sırasında mRNA'ya dahil edilmeyen, ancak TDP-43 gibi düzenleyici proteinlerin eksikliğinde hatalı bir şekilde genetik koda eklenen RNA dizileri.
Kriptik ekzon dahil edilmesi (Cryptic exon inclusion)
Normalde mRNA'ya dahil edilmeyen bir ekzonun, genetik bir değişiklik veya düzenleme hatası sonucu mRNA'ya dahil olması.
Kriptik ekzonlar
TDP-43 fonksiyon kaybının bir işareti olarak STMN2 ve UNC13A gibi genlere anormal şekilde dahil olan ekzonlar.
Kriptik Splaysing
Normalde kullanılmayan genetik bölgelerin hatalı bir şekilde olgun mRNA'ya dahil edilmesi süreci.
Kriyojenik elektron mikroskobu (Cryo-EM)
Biyolojik örneklerin dondurularak doğal hallerinde, atomik çözünürlükte görüntülenmesini sağlayan ileri bir mikroskopi tekniği.
Kromatin Erişilebilirliği
DNA'nın hücre çekirdeği içindeki paketlenme yoğunluğunun, genetik bilginin okunmasına ne kadar izin verdiği.
Kromatoliz
Nöronlarda Nissl cisimciklerinin (ribozom ve endoplazmik retikulum) çözünmesi veya dağılması, genellikle hücre hasarı veya rejenerasyonunda görülür.
Kromozomal Translokasyon
Bir kromozom parçasının koparak başka bir kromozoma yapışması sonucu oluşan genetik yapı bozukluğu.
Kronik akciğer inflamasyonu
Akciğerlerde uzun süreli iltihaplanma durumu.
Kronik Denervasyon
Kas dokusunun kendisini uyaracak olan sinir girdisini uzun süreli kaybetmesi sonucu gelişen elektrofizyolojik ve yapısal değişiklikler.
Kronik Enflamatuar Demiyelinizan Polinöropati (CIDP)
Bağışıklık sisteminin çevre sinirlerin miyelin kılıfına saldırmasıyla karakterize, ilerleyici veya tekrarlayıcı seyreden nadir bir nörolojik bozukluk.
Kronik İnflamatuar Demiyelinizan Polinöropati (CIDP)
Bağışıklık sisteminin sinirlerin etrafındaki koruyucu miyelini hedef alarak hasar verdiği, kronik seyirli bir periferik sinir hastalığı.
Kronik yorgunluk (Chronic fatigue)
Dinlenmekle geçmeyen, günlük aktiviteleri önemli ölçüde kısıtlayan ve uzun süre devam eden aşırı bitkinlik durumu.
KSHV (Kaposi Sarkomu İlişkili Herpesvirüs)
Kaposi sarkomu, primer efüzyon lenfoması ve multisentrik Castleman hastalığı gibi kanser ve malignitelerle ilişkili onkojenik bir virüs.
Kuadripleji (Quadriplegia)
Boyun bölgesindeki omurilik hasarı nedeniyle her iki kolun, bacağın ve gövdenin kısmen veya tamamen felç olması durumu.
Kuantum Noktaları (Quantum Dots - QDs)
Işıkla uyarıldıklarında boyutlarına bağlı olarak son derece parlak ve kararlı renkler yayan, biyolojik görüntüleme ve hedeflemede kullanılan yarı iletken nanokristaller.
Kullanım Dışı Atrofi (Disuse Atrophy)
Kasların uzun süre kullanılmaması veya hareketsiz kalması sonucu boyut ve güç kaybetmesi.
Küme Analizi (Cluster Analysis)
Büyük veri setlerindeki benzer özelliklere sahip bireyleri veya nesneleri gruplandırmak için kullanılan istatistiksel yöntem.
Kümeleme (Clustering)
Hastaları hastalık ilerleyişlerine göre benzer gruplara ayırma yöntemi.
Küratif Tedavi
Bir hastalığı sadece semptomatik olarak yönetmek yerine, tamamen iyileştirmeyi veya ortadan kaldırmayı amaçlayan tedavi yöntemi.
Kütle Spektrometrisi (Mass Spectrometry)
Kimyasal maddelerin kütle-yük oranlarını ölçerek örneklerin içeriğini ve moleküler yapılarını belirleyen analitik bir teknik.
Kynurenic acid (Kinürenik Asit)
Parkinson modellerinde dopaminerjik nörotoksisiteyi azaltan, şizofreni modellerinde ise sinaptik budanma eksikliklerine yol açabilen nöroaktif metabolit.
Kynurenine pathway (Kinürenin yolağı)
Triptofan metabolizmasının ana yollarından biri olan ve sinir sistemi üzerinde etkileri olan metabolitlerin üretildiği biyokimyasal süreç.
Kynurenine pathway metabolites
Triptofan amino asidinin metabolizması sırasında oluşan ve nöroimmün modülasyon ile ilişkili olan bir dizi bileşik.
L-askorbat
C vitamininin biyolojik olarak aktif formu; güçlü bir antioksidan ve enzim kofaktörü.
L341V Varyantı
SQSTM1 geninde meydana gelen ve sporadik ALS ile ilişkilendirilen spesifik bir nokta mutasyonu (genetik değişim).
Lag period (Gecikme süresi)
Çevresel bir risk faktörüne veya toksine maruz kalınması ile bu maruziyetin neden olduğu hastalık belirtilerinin ya da ölümün ortaya çıkması arasında geçen zaman dilimi.
LAG-3
Mikroglial fonksiyonları düzenleyen, inhibe edici bir immün kontrol noktası reseptörü.
Laing Distal Miyopatisi
Genellikle bacakların alt kısımlarında ve ellerde kas güçsüzlüğüne yol açan, yavaş ilerleyen kalıtsal bir kas hastalığı.
Laktat Dehidrogenaz (LDH)
Piruvat ve laktat arasındaki dönüşümü katalize eden bir enzim ailesi.
Laktat Mekikleri (ANLS)
Astrosit adı verilen destek hücrelerinin ürettiği laktatın, enerji kaynağı olarak nöronlara aktarılmasını sağlayan mekanizma.
Laktat Şatıl
Glia hücrelerinin nöronlara metabolik destek sağlamak için laktat transfer etme süreci.
Laktilasyon
Laktat molekülünün proteinlere eklenerek gen ifadesini ve hücre fonksiyonlarını değiştirdiği bir epigenetik modifikasyon.
Lamin B1
Hücre çekirdeğinin iç kısmında bulunan ve çekirdek zarının yapısal desteğini sağlayan bir protein.
LAMP2A
Lizozomal membran proteini tip 2A; şaperon aracılı otofaji sürecinde proteinlerin lizozoma girişi için reseptör görevi gören bir belirteç.
Landmark kohort çalışması
Belirli bir zaman noktasından (landmark) sonraki sonuçları değerlendirmek için kullanılan, başlangıçtaki değişkenlerin bu noktaya kadar olan değişimini temel alan bir analiz yöntemi.
LASSO Regresyonu
Özellik seçimi ve düzenlileştirme amacıyla kullanılan, modelin karmaşıklığını azaltmaya yardımcı olan bir regresyon analizi yöntemi.
LATE (Limbic predominant age-related TDP-43 encephalopathy)
TDP-43 proteininin birikimiyle karakterize, özellikle ileri yaşlarda görülen limbik sistem baskın bir beyin hastalığı.
Latent (Gizli) Durumlar
Doğrudan ölçülemeyen ancak verilerdeki örüntülerden ve gözlemlenebilir semptomlardan matematiksel olarak çıkarılan değişkenler.
Latent factor
Doğrudan gözlemlenemeyen ancak gözlemlenebilir değişkenler aracılığıyla çıkarım yapılan gizli veya altta yatan bir değişken.
Latent Profil Analizi
Gözlemlenen değişkenlere dayanarak popülasyon içindeki gizli (doğrudan gözlemlenemeyen) alt grupları tanımlayan istatistiksel yöntem.
Lateral Deviation
Başın veya bir vücut parçasının orta hattan yana doğru eğilmesi veya sapması hareketi.
LDSC (Linkage Disequilibrium Score Regression)
Genetik varyantlar arasındaki korelasyonu kullanarak hastalıkların kalıtılabilirliğini ve birbirleriyle olan genetik ilişkisini ölçen bir istatistiksel yöntem.
Leber Konjenital Amaurosis tip 9
NMNAT1 varyantlarının neden olduğu bir hastalık tablosu.
Lenzumestrocel (Neuronata-R®)
ALS hastaları için geliştirilmiş, hastanın kendi kemik iliğinden elde edilen mezenkimal kök hücre temelli bir tedavi ürünü.
Levetirasetam
Epileptik nöbetlerin tedavisinde ve kontrolünde kullanılan antiepileptik bir ilaç.
Lewy body (Lewy cisimciği)
Parkinson hastalığı ve ilişkili demanslarda beyin hücrelerinde biriken anormal protein kümelenmeleri.
Lewy body dementia (LBD)
Bilişsel işlevlerde dalgalanmalar, görsel halüsinasyonlar ve Parkinson benzeri motor semptomlarla karakterize, beyinde Lewy cisimcikleri adı verilen anormal protein birikintileriyle ilişkili bir demans türüdür.
Ligand
Bir biyolojik moleküle (protein veya RNA gibi) bağlanarak belirli bir biyolojik etki oluşturan molekül.
Limb-onset ALS
Hastalık belirtilerinin ilk olarak kol veya bacak (ekstremite) kaslarında güçsüzlükle başladığı ALS türü.
LINE-1 (Long Interspersed Nuclear Element-1)
Normal koşullarda hücresel mekanizmalarla sıkı kontrol edilen, anormal aktifleştiğinde genomik kararsızlığa, gen inaktivasyonuna ve hücre ölümüne yol açabilen endojen hareketli genetik eleman (retrotranspozon).
LINE-1 retrotranspozonları
İnsan genomunda bulunan ve kendi kopyalarını genomun farklı bölgelerine kopyalayabilen genetik elementlerdir.
Linear mixed-effects models
Tekrarlanan ölçümlerin olduğu verileri analiz etmek için kullanılan istatistiksel modeller; hem sabit (popülasyon ortalaması) hem de rastgele (bireysel farklılıklar) etkileri hesaba katar.
Lineer karma etkili modeller
Veri setlerindeki değişkenler arasındaki ilişkileri analiz etmek için kullanılan istatistiksel bir yöntem.
Lipid düzensizliği
Yağ (lipid) metabolizmasının veya dengesinin bozulması durumu.
Lipid Homeostazı
Vücuttaki veya belirli bir organdaki (örneğin beyin) yağ dengesinin kararlı ve sağlıklı bir durumda tutulması süreci.
Lipid metabolism
Vücuttaki yağların (lipitlerin) sentezi, parçalanması ve taşınması süreçleri.
Lipid Metabolizması
Vücudun yağları (lipidleri) sindirme, emme, taşıma, depolama ve enerji üretimi için kullanma süreçlerinin tamamıdır.
Lipid Peroksidasyonu
Serbest radikallerin hücre zarlarındaki lipidlerden elektron kopararak hücre hasarına yol açtığı süreç.
Lipid Profili
Kandaki kolesterol, trigliserit ve yüksek/düşük yoğunluklu lipoproteinlerin (HDL/LDL) seviyelerini gösteren tıbbi ölçüm.
Lipidom
Bir biyolojik sistemdeki tüm lipid (yağ) türlerinin ve bunların hücresel yolaklar üzerindeki etkilerinin bütünü.
Lipit
Suda çözünmeyen, yağlar, mumlar, steroller ve yağda çözünen vitaminler gibi organik bileşikler.
Lipophagy (Lipofaji)
Hücre içindeki lipid (yağ) damlacıklarının otofaji yoluyla seçici olarak parçalanması süreci.
Lipophilic binding pocket (Lipofilik bağlanma cebi)
Hücre zarı gibi yağlı ortamlarda bulunan, hidrofobik (su sevmeyen/yağ seven) kimyasal grupları bağlama eğiliminde olan protein bölgesi.
Lipoylated Enzymes (Lipoillenmiş Enzimler)
Lipoik asit kofaktörü eklenerek aktif hale getirilmiş, özellikle TCA döngüsünde görev alan ve bakırın doğrudan bağlanarak kuproptozisi başlattığı enzimler.
Liquid biopsy (Likit biyopsi)
Hastalıkların teşhisi ve takibi için kan veya diğer vücut sıvılarından yapılan minimal invaziv analiz yöntemi.
Liquid-liquid phase separation (LLPS)
Bir çözeltideki moleküllerin, yoğun sıvı damlacıkları oluşturmak üzere ayrışması süreci.
LIR (LC3-interacting region)
SQSTM1 proteininin, otofaji sürecinde önemli bir rol oynayan LC3 proteini ile etkileşime girdiği özel bölge.
Liraglutid
Normalde diyabet tedavisinde kullanılan, ancak bu çalışmada tüm hastalara standart bazal tedavi olarak verilen bir GLP-1 reseptör agonisti.
Lizofaji
Hasarlı lizozomların otofaji yoluyla seçici olarak temizlenmesi süreci.
Lizozom
Hücre içinde atık maddelerin sindirilmesinden ve geri dönüşümünden sorumlu olan organel.
Lizozomal depo hastalıkları
Lizozom içindeki enzimlerin veya proteinlerin eksikliği sonucu atık maddelerin hücre içinde birikmesiyle karakterize genetik, metabolik hastalıklar grubu.
Lizozomal fonksiyon
Hücre içi atıkların parçalanmasından sorumlu lizozom organelinin işlevi.
Lizozomal Membran Hasarı
Hücrenin sindirim merkezi olan lizozomun dış zarının bütünlüğünün bozulması ve içeriğinin hücre içine sızması durumu.
Lizozomal membran permeabilizasyonu (LMP)
Lizozomların zarının geçirgen hale gelmesi, içeriğinin hücre sitoplazmasına sızmasına neden olan bir durum.
LOCF (Last Observation Carried Forward)
Bir klinik araştırmada hastanın kaydedilen son gözlem verisini sonraki zaman noktalarına aktararak yapılan eksik veri analizi yöntemi.
Locked-In Syndrome (LIS)
Hastanın bilincinin tamamen yerinde olduğu ancak göz hareketleri dışındaki tüm istemli kaslarının felçli olduğu klinik durum.
Locus Coeruleus
Beyin sapında bulunan, norepinefrin sentezinden sorumlu ve nörodejeneratif hastalıklarda erken dönemde etkilenen küçük bir çekirdek.
Logistic regression models
İkili bir sonuç değişkeni (örneğin, hastalık var/yok) ile bir veya daha fazla bağımsız değişken arasındaki ilişkiyi modellemek için kullanılan istatistiksel bir yöntemdir.
Lokalize termal kaçak
Dirençli metabolik ısının konvektif kan perfüzyonunu ve termal iletimi aşarak akut dekompansasyona yol açtığı, lokalize aşırı ısınma durumu.
Lökosit (Leukocyte)
Vücudun bağışıklık sisteminin bir parçası olan beyaz kan hücreleri. Enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı savaşmada önemli rol oynarlar.
Lokus (Locus)
Bir genin veya spesifik bir DNA dizisinin kromozom üzerindeki fiziksel konumu veya adresi.
Lomber Ponksiyon
Tanısal amaçla beyin omurilik sıvısını (BOS) toplamak için bel bölgesindeki spinal kanala iğne ile girilmesi işlemi.
Long-term Averaged Spectrum (LTAS)
Ses sinyalinin uzun bir zaman dilimi boyunca frekans bileşenlerinin ortalamasını alarak ses kalitesini ve spektral özelliklerini analiz eden yöntem.
Long-term extension (LTE)
Bir klinik araştırmanın ana aşaması tamamlandıktan sonra, ilacın uzun vadeli etkilerini ve güvenliğini gözlemlemek için sürenin uzatılması.
Longitudinal (Boylamsal)
Bir olgunun veya hasta grubunun belirli bir zaman dilimi boyunca tekrarlanan ölçümlerle takip edildiği araştırma yöntemi.
Longitudinal Assessment (Boylamsal Değerlendirme)
Aynı deneklerin veya değişkenlerin belirli bir zaman süreci boyunca tekrarlayan ölçümlerle takip edildiği araştırma yöntemi.
Longitudinal data
Aynı katılımcılardan belirli zaman aralıklarıyla tekrarlanan ölçümlerle elde edilen boylamsal/izlem verileri.
Longitudinal Disease Progression
Bir hastalığın seyrinin ve belirtilerinin zaman içinde, aynı bireyler üzerinde tekrarlanan ölçümlerle izlenmesi süreci.
Longitudinal monitoring
Hastaların veya belirli parametrelerin uzun bir zaman süreci boyunca tekrarlayan ölçümlerle takip edilmesi.
Longitudinal Study (Boylamsal Çalışma)
Aynı deneklerin veya olguların belirli zaman aralıklarıyla tekrar tekrar gözlemlendiği, zaman içindeki değişimi ve gelişimi inceleyen araştırma yöntemi.
Longitudinal trajectories
Zaman içinde bir ölçümün veya durumun değişim seyrini gösteren izleme.
Loss-of-function mechanism
Bir genin veya proteinin normal işlevini kaybetmesiyle sonuçlanan mekanizma.
Low-Rank Adaptation (LoRA)
Büyük yapay zeka modellerini daha az hesaplama gücüyle belirli görevlere veya veri setlerine uyarlamak için kullanılan verimli bir ince ayar tekniği.
Lower Motor Neuron (LMN)
Omurilikten veya beyin sapından kaslara doğrudan sinyal gönderen nöronlar. Kas kasılmasını doğrudan kontrol ederler.
Lower motor neuron disease (LMND)
Sadece alt motor nöronların hasar görmesiyle karakterize, kas erimesi ve güçsüzlüğe yol açan nörodejeneratif bir klinik tablo.
Lower motor neuron findings
Kas güçsüzlüğü, atrofi (kas erimesi), fasikülasyonlar (kas seğirmeleri) ve refleks kaybı gibi alt motor nöron hasarını gösteren klinik bulgular.
Lower motor neurons (LMN)
Omurilikten kaslara sinyal taşıyan ve kas kasılmasını doğrudan kontrol eden motor nöronlar.
LRP1
PF4'ün hücre yüzeyinde bağlanarak TBK1-OPTN otofaji sinyal yolunu aktive ettiği reseptör.
LRRK2-G2019S
Parkinson hastalığı riski ve gelişimi ile yakından ilişkili olan, LRRK2 geninde meydana gelen spesifik bir genetik mutasyon.
LSTM (Long Short-Term Memory)
Yapay sinir ağlarında, ardışık verilerdeki ve zaman serilerindeki uzun vadeli bağımlılıkları öğrenmek için kullanılan özel bir tekrarlayan sinir ağı (RNN) mimarisi.
Lucas-Kanade optical flow algorithm
Lucas-Kanade optik akış algoritması; görüntülerdeki yerel yoğunluk gradyanlarından kareler arası yer değiştirme vektörlerini tahmin eden bir bilgisayar algoritması.
Lumbar motor neurons
Omuriliğin bel bölgesinde bulunan ve bacak kaslarının hareketini kontrol eden sinir hücreleri.
Lumbar puncture
Beyin omurilik sıvısı (BOS) almak veya ilaç enjekte etmek için bel bölgesinden yapılan bir tıbbi işlem (belden omurilik sıvısı alma/verme).
Lysosomal homeostasis
Hücre içi atıkların sindirilmesi ve geri dönüştürülmesinden sorumlu olan lizozom organelinin dengeli, kararlı ve sağlıklı bir şekilde çalışması durumu.
M-dalgası
Bir sinirin elektriksel uyarımı sonrası kas liflerinin doğrudan uyarılmasıyla oluşan yanıt.
M-mod Görüntüleme (M-mode imaging)
Ultrasonografide hareketli dokuların ve yapıların zaman içindeki değişimini ve hareket sınırlarını kaydetmek için kullanılan hareket modu (Motion mode).
M1 Makrofajı
Pro-inflamatuar (iltihap yapıcı) yanıtlar veren ve yüksek düzeyde inflamatuar sitokin üreten aktifleşmiş makrofaj tipi.
M2 Makrofajı
Anti-inflamatuar (iltihap baskılayıcı) yanıtlar veren ve IL-10 gibi koruyucu sitokinler üreten makrofaj tipi.
Macronutrient
Vücudun büyük miktarlarda ihtiyaç duyduğu besin maddeleri (karbonhidratlar, proteinler, yağlar).
Magnetic Resonance Microscopy (MRM)
Manyetik Rezonans Mikroskopisi; dokuları mikroskobik çözünürlükte (genellikle 100 mikronun altında) görüntülemeye olanak sağlayan ileri düzey MR tekniği.
MAIT hücreleri
Mukozal ilişkili invariant T hücreleri; doğuştan gelen bağışıklık sisteminin bir parçası olan özel bir T-hücre alt grubu.
Majör Depresif Bozukluk (MDD)
Sürekli üzüntü, ilgi kaybı ve çeşitli fiziksel ve duygusal sorunlarla karakterize ciddi bir ruh hali bozukluğu.
Major Histocompatibility Complex (MHC)
Bağışıklık yanıtlarında antijen sunumunu kontrol eden ve insanlarda HLA olarak adlandırılan genleri içeren büyük genomik bölge.
Makine Öğrenimi (Machine Learning)
Bilgisayarların verilerden öğrenmesini, desenleri tanımasını ve insan müdahalesi olmaksızın kararlar almasını sağlayan bir yapay zeka alt dalı.
Makine Öğrenmesi (Machine Learning)
Bilgisayarların verilerden öğrenmesini ve belirli kalıpları tanıyarak tahminlerde bulunmasını sağlayan yapay zeka alt dalı.
Makrofaj (Macrophage)
Bağışıklık sisteminde doku artıklarını temizleyen ve iltihabi yanıtları düzenleyen hücre tipi (IMM, M0, M1, M2 alt tipleri bulunur).
Makrofajik inklüzyon
Vücudun savunma hücreleri olan makrofajların içinde biriken, yabancı madde veya hücresel atıklardan oluşan mikroskobik parçacıklar.
Maksimal ekspiratuar basınç (MEP)
Solunum kaslarının üretebildiği maksimum dışa doğru (ekspiratuar) basınç gücü.
Maksimal İnspiratuar Basınç (MIP)
Solunum kaslarının oluşturabildiği en yüksek nefes alma gücünü ölçen parametre.
Maksimum Ortalama Farklılık (Maximum Mean Discrepancy - MMD)
İki veri dağılımı arasındaki doğrusal olmayan farklılıkları yakalayan, çekirdek tabanlı bir istatistiksel yöntem.
Maladaptif Plastisite (Maladaptive Plasticity)
Plastik değişimin işlev bozukluğunu, ağrıyı, uyarılabilirliği, rijideyi veya klinik kötüleşmeyi pekiştirdiği durum.
Malignant arrhythmias
Kardiyak otonom disfonksiyon ve solunum yetmezliği sonucunda ani kardiyak ölüme yol açabilen tehlikeli kalp ritmi bozuklukları.
Malnütrisyon
Vücudun ihtiyaç duyduğu besin maddelerini yeterli miktarda alamaması durumu.
Manual Muscle Testing (MMT)
Hekimin hastanın kas gücünü belirli bir direnç uygulayarak elle değerlendirdiği klinik test yöntemi.
Manuel Öksürük Desteği (Manual Assist Cough)
Solunum kasları zayıflamış hastalarda, sekresyonların atılmasına yardımcı olmak için karın bölgesine dışarıdan uygulanan fiziksel basınç tekniği.
Mast Hücresi Degranülasyonu (Mast Cell Degranulation)
Mast hücrelerinin içinde depolanan histamin ve diğer inflamatuar kimyasalları dış ortama salması süreci.
Master Protocol (Ana Protokol)
Birden fazla alt çalışmanın veya tedavi kolunun, ortak bir altyapı ve tasarım kullanılarak tek bir genel protokol altında yürütüldüğü klinik araştırma türü.
Maximum tongue pressure (Maksimum dil basıncı)
Dil kaslarının uygulayabildiği en yüksek tepe kuvvetini gösteren motor ölçüm.
MCP (Major Capsid Protein)
Virüsün dış kılıfını (kapsid) oluşturan ana yapısal protein.
Measurement-based care
Klinik karar verme süreçlerini standartlaştırılmış ve objektif ölçüm araçlarından elde edilen verilere dayandıran sağlık hizmeti yaklaşımı.
mechanical cough assist
Öksürme yeteneği zayıflamış hastalarda solunum yollarındaki sekresyonları temizlemek için kullanılan, öksürüğü taklit eden bir cihaz.
Mechanical Insufflation (Mekanik İnsüflasyon)
Akciğerlere dışarıdan pozitif basınç uygulanarak hava verilmesi ve akciğerlerin maksimum kapasitede şişirilmesi işlemi.
Mechanical Insufflator-Exsufflator (MIE)
Akciğerlere pozitif basınçla hava verip ardından negatif basınçla hızla geri çekerek yapay öksürük oluşturan cihaz.
Mechanistic Pathways
Bir hastalığın gelişimine veya biyolojik bir değişime neden olan hücresel ve moleküler düzeydeki süreçler dizisi.
Median Sinir Kesit Alanı (Cross-Sectional Area)
Nöromüsküler ultrasonografi ile median sinirin enine kesitindeki alanının nicel olarak ölçülmesi.
Mediated effect
Bir değişkenin diğerini dolaylı olarak, üçüncü bir aracı değişken aracılığıyla etkilemesi durumu.
Mediation analyses
İstatistiksel analizlerde, bir bağımsız değişkenin bir bağımlı değişken üzerindeki etkisinin, üçüncü bir aracı değişken (mediatör) aracılığıyla gerçekleşip gerçekleşmediğini inceleyen yöntem.
Medicaid
Amerika Birleşik Devletleri'nde düşük gelirli bireylere ve ailelere, engellilere ve yaşlılara sağlık hizmeti sağlayan federal ve eyalet ortaklığında yürütülen bir program.
Medicaid Feragat Programı (Medicaid Waiver Program)
ABD'de, engelli bireylerin veya yaşlıların kurumsal bakım yerine evde veya toplum temelli ortamlarda hizmet almasını sağlayan, eyaletler tarafından yönetilen bir Medicaid programı.
Medical Assistance in Dying (MAiD)
Dayanılmaz acı çeken ve iyileşme umudu olmayan hastaların, kendi talepleri doğrultusunda tıbbi yardım alarak yaşamlarını sonlandırması süreci.
Medical exploitation
Hastaların tıbbi ihtiyaçlarından veya umutlarından faydalanarak çıkar sağlama durumu.
Medical Record
Hastanın sağlık geçmişi, tanıları, uygulanan tedaviler ve test sonuçlarının yer aldığı resmi tıbbi dosya veya elektronik kayıt.
Medication adherence
Hastanın ilaçlarını doktorun reçete ettiği şekilde, doğru dozda, doğru zamanda ve doğru sıklıkta düzenli olarak alması.
Medium spiny neurons (MSNs)
Striatal orta boy dikenli nöronlar; striatumda bulunan ve ana inhibitör çıktı hücreleri olan nöron tipi.
Mekanotransdüksiyon (Mechanotransduction)
Hücrelerin fiziksel ve mekanik uyaranları (örneğin hücre dışı matris gerilimi veya basınç) kimyasal ve biyolojik sinyallere dönüştürme süreci.
Mekansal Çoklu Omik (Spatial Multi-omics)
Hücrelerin doku içindeki orijinal konumlarını koruyarak genomik, transkriptomik ve proteomik gibi birden fazla moleküler katmanın aynı anda ve bir arada analiz edilmesini sağlayan ileri teknoloji.
Membran Atak Kompleksi (MAC)
Kompleman sisteminin terminal aşamasında oluşan, hedef hücre zarlarında delikler açarak hücre patlamasına ve ölümüne neden olan protein kompleksi.
Membran Temas Bölgeleri (MCSs)
Farklı organellerin birbirine çok yaklaştığı ve molekül alışverişi yaparak sinyal iletimini koordine ettiği özel bölgeler.
Membran zaman sabiti (Membrane time constant)
Bir hücre membranının elektriksel yük değişimlerine ne kadar hızlı yanıt verdiğini belirleyen pasif elektriksel özellik.
Membrane Excitability (Membran Uyarılabilirliği)
Bir sinir hücresinin dış uyarılara yanıt olarak elektriksel potansiyel (aksiyon potansiyeli) üretebilme yeteneği.
Mendelian Randomizasyon (MR)
Genetik varyantları kullanarak çevresel maruziyetler ile hastalıklar arasındaki nedensel ilişkileri ortaya koyan bir analiz yöntemi.
Mendelian randomization (Mendelian randomizasyonu)
Genetik varyantları kullanarak çevresel maruziyetler ile hastalıklar arasındaki nedensel ilişkileri tahmin eden bir epidemiyolojik analiz yöntemi.
Mendelyen Rastgeleleştirme (Mendelian Randomization - MR)
Genetik varyantları araç değişken olarak kullanarak maruziyetler ile hastalıklar arasındaki nedensel ilişkileri değerlendiren bir araştırma yöntemi.
Mesenchymal stem cell-derived exosomes/secretome
Mezenkimal kök hücrelerden salgılanan, hücreler arası iletişimi sağlayan nano boyutlu veziküller (eksozomlar) ve çeşitli biyolojik moleküller (sekretom) içeren bir karışımdır. Potansiyel terapötik etkileri araştırılmaktadır.
Mesenchymal stem cells (Mezenkimal kök hücreler)
Kemik iliği, yağ dokusu gibi çeşitli kaynaklardan elde edilebilen, farklı hücre tiplerine dönüşme yeteneğine sahip çok yönlü kök hücreler.
Mesenchymal Stromal Cell (MSC)
Ekstraselüler veziküllerin kaynağı olan bir tür stromal hücre.
Mesenchymal stromal/stem cells (MSCs)
Mezenkimal stromal/kök hücreler; bağışıklık sistemini düzenleme ve destekleyici faktörler salgılama yeteneğine sahip, farklı dokulardan elde edilebilen çok yetenekli hücreler.
Mesleki Maruziyet
Çalışma ortamında kimyasal maddeler, radyasyon veya fiziksel travma gibi sağlığı etkileyebilecek dış etkenlerle temas etme durumu.
Messenger RNA (mRNA)
Genetik bilginin DNA'dan proteine aktarılmasında aracı rol oynayan bir RNA türü.
Meta-Analiz
Birden fazla araştırmanın sonuçlarını birleştirerek daha kesin sonuçlar elde etmeyi amaçlayan istatistiksel bir yöntemdir.
Meta-analysis
Belirli bir konuda yapılmış birden fazla bağımsız çalışmanın sonuçlarını birleştirerek elde edilen verilerin istatistiksel analizi.
Meta-Synthesis
Belirli bir konudaki birden fazla nitel araştırmanın bulgularını birleştirerek yeni ve kapsamlı bir yorum getiren analiz yöntemi.
Metabolic Imbalance
Vücudun kimyasal süreçlerinde (metabolizma) meydana gelen dengesizlikler, örneğin elektrolit veya glikoz seviyelerindeki anormallikler.
Metabolik disregülasyon
Vücudun enerji üretimi ve kullanımı gibi metabolik süreçlerinde meydana gelen bozukluklar veya dengesizlikler.
Metabolites / Metabolitler
Metabolizma süreçleri sırasında veya sonucunda üretilen, mikrobiyota tarafından da salgılanabilen aktif kimyasal maddeler.
Metabolom
Bir hücre, doku veya organizmada belirli bir zamanda bulunan tüm küçük moleküllü metabolitlerin (kimyasal bileşiklerin) tamamı.
Metabolomics
Hücre, doku veya organizmalardaki küçük moleküllü metabolitlerin ve metabolik süreçlerin sistemik olarak analiz edilmesi.
Metabolomik
Hücre, doku veya biyolojik sıvılardaki küçük moleküllü metabolitlerin tamamının sistematik olarak incelenmesi.
Metaflammation (Metainflamasyon)
Periferik metabolik stres tarafından yönlendirilen ve yaşlanmayla ilişkili olan kronik, sistemik metabolik inflamasyon durumu.
Metastabil Konformasyon
Bir molekülün en kararlı durumuna ulaşmadan önce geçici olarak kaldığı, nispeten kararlı olan ara yapısal şekli.
Metilasyon
DNA veya proteinlerin işlevini düzenlemek için bir metil grubunun eklenmesi süreci; gen ifadesi ve nörotransmitter sentezi için kritiktir.
Metilglioksal (MGO)
Hücre metabolizması sırasında oluşan, proteinlerde glikasyona ve hasara yol açan oldukça reaktif bir bileşik.
Mezenkimal Kök Hücre (MSC)
Kemik iliği gibi dokulardan elde edilen, farklı hücre türlerine dönüşebilme, iltihap önleyici moleküller salgılama ve doku onarımını destekleme yeteneğine sahip yetişkin kök hücre türü.
mGluR5
Metabotropik glutamat reseptörü 5; sinir iletiminde rol oynayan ve ağ ayrışması dağılımıyla ilişkili bulunan bir reseptör.
Micro- and Nanoplastics (MNP)
Boyutları mikrometre (milimetrenin binde biri) ve nanometre (milimetrenin milyonda biri) seviyesinde olan plastik parçacıkları.
Microbiota-gut-brain axis (Mikrobiyota-bağırsak-beyin aksı)
Bağırsak mikrobiyotası, bağırsak sistemi ve merkezi sinir sistemi arasındaki çift yönlü iletişim ağı.
Microelectrode arrays (MEAs)
Mikroelektrot dizileri; beyin dokusunun içine (intrakortikal) yerleştirilen ve tekil nöron aktivitelerini yüksek çözünürlükle kaydedebilen çoklu minyatür elektrot sistemleri.
Microglia
Merkezi sinir sisteminin yerleşik bağışıklık hücreleri; beynin savunma ve temizlik sisteminden sorumludurlar.
Microglia-Astrocyte Crosstalk (Mikroglia-Astrosit Etkileşimi)
Beynin bağışıklık hücreleri olan mikroglialar ile destek hücreleri olan astrositler arasındaki, nöroinflamasyonu ve hücresel yanıtları yönlendiren karşılıklı iletişim.
Microglial activation
Beynin savunma hücreleri olan mikrogliaların, yaşlanma veya hasar durumunda inflamatuar (iltihabi) bir sürece girerek aktifleşmesi.
Microglial and astrocytic innate immune responses (Mikroglial ve astrositik doğuştan gelen bağışıklık yanıtları)
Merkezi sinir sistemindeki mikroglia ve astrosit hücrelerinin, hücresel hasar veya inflamatuar sinyallere karşı başlattığı birincil savunma ve bağışıklık tepkileri.
microglial clearance
Beyindeki bağışıklık hücreleri olan mikrogliaların, hücresel atıkları, hasarlı proteinleri ve patojenleri temizleme süreci.
Microglial environment
Merkezi sinir sisteminin bağışıklık hücreleri olan mikrogliaların oluşturduğu, nöroinflamasyon ve nöronal sağkalım süreçlerini doğrudan etkileyen hücresel çevre.
Microglial Pruning
Mikrogliaların (beynin bağışıklık hücreleri) gereksiz veya zayıf sinapsları temizleyerek sinir ağlarını optimize etmesi süreci.
Microgliosis (Mikrogliyozis)
Merkezi sinir sistemindeki bağışıklık hücreleri olan mikrogliaların hasar veya hastalığa yanıt olarak sayıca artması ve aktive olması.
MicroRNA (miRNA)
Gen ifadesini protein sentezi aşamasında baskılayarak veya düzenleyerek kontrol eden, protein kodlamayan küçük RNA molekülleri.
Microtubule-associated protein (Mikrotübül ilişkili protein)
Hücre iskeletinin önemli bir parçası olan mikrotübüllerin yapısını, stabilitesini ve işlevlerini düzenleyen protein sınıfı.
Mikrobaloncuklar
Kan-beyin bariyerinin geçici olarak açılmasına yardımcı olmak için odaklanmış ultrason ile birlikte kullanılan intravenöz ajanlar.
Mikrobiyom
Belirli bir ortamda (örn: insan bağırsağı) yaşayan tüm mikroorganizmaların (bakteriler, virüsler, mantarlar vb.) topluluğu.
Mikrobiyota-bağırsak-beyin ekseni
Bağırsak mikrobiyotası ile merkezi sinir sistemi arasındaki biyokimyasal sinyal iletim ağı.
mikroelektrot dizi
Beyindeki tek nöron aktivitesini kaydetmek için kullanılan çoklu küçük elektrot dizisi.
Mikroglia (Microglia)
Merkezi sinir sisteminde yer alan, beynin ve omuriliğin aktif bağışıklık savunmasını sağlayan özelleşmiş hücreler.
Mikroglia ve Astrositler
Merkezi sinir sisteminde bağışıklık ve destek fonksiyonları olan, ALS'de nöroinflamasyona katkıda bulunan hücre tipleri.
Mikroglial Aktivasyon
Beynin savunma hücreleri olan mikrogliaların, bir tehdit algıladığında biçim değiştirerek bağışıklık yanıtı vermesi.
Mikroglial aktivasyon belirteçleri
Beyindeki bağışıklık hücreleri olan mikrogliaların aktifleştiğini gösteren moleküler işaretleyiciler.
Mikroglial Polarizasyon
Beynin bağışıklık hücreleri olan mikrogliaların, çevresel sinyallere göre pro-inflamatuar (hasar verici) veya anti-inflamatuar (onarıcı) fenotiplere dönüşmesi.
Mikroglial sistem
Merkezi sinir sisteminde yer alan ve nöroinflamasyon (bağışıklık/iltihap) süreçlerine aracılık eden savunma hücrelerinin oluşturduğu yapı.
Mikrogliosis
Mikroglial hücrelerin aktivasyonunun bir göstergesi olan artışı ve morfolojik değişiklikleri.
Mikrogliyal Aktivasyon
Nörodejenerasyonda lizozomal bozukluk ve ER stresi ile birlikte ortak bir eksen oluşturan, beynin bağışıklık hücrelerinin tepkisel süreci.
mikroRNA (miRNA)
Gen ekspresyonunu post-transkripsiyonel olarak düzenleyen küçük, kodlamayan RNA molekülleri.
Mikrotübül
Hücre iskeletini oluşturan, hücre içi taşımacılıkta ray görevi gören ve hücreye şeklini veren tüp benzeri protein yapıları.
Mikrotübül taşıma sistemi
Nöronlar gibi aşırı uzun ve polarize hücrelerde, hücresel bileşenlerin ve organellerin hücre boyunca taşınmasını sağlayan mikrotübül tüpçükleri ve motor proteinlerden oluşan mekanizma.
MIND Diyeti
Nörodejeneratif gecikmeyi hedefleyen, Akdeniz diyeti ve DASH (Hipertansiyonu Durdurmaya Yönelik Beslenme Yaklaşımları) diyetlerinin unsurlarını birleştiren, beyin sağlığını korumaya yönelik beslenme modeli.
Minimum Important Difference (MID)
Bir hastanın veya klinisyenin, tedavinin etkili olduğunu kabul etmesi için gereken en küçük klinik iyileşme veya değişim miktarı.
Minör alel frekansı
Bir gen lokusunda daha az yaygın olan alelin popülasyondaki sıklığı.
Miselleşme (Micellization)
Proteinin hidrofobik ve yüklü bloklara ayrılması sonucu nanometre boyutunda (20-50 nm) sınırlı küresel parçacıklar oluşturması.
MISEV (Minimal Information for Studies of Extracellular Vesicles)
Hücre dışı vezikül çalışmalarında standardizasyonu, kalite kontrolünü ve laboratuvarlar arası tekrarlanabilirliği sağlamak amacıyla uluslararası topluluklar tarafından belirlenen asgari raporlama kılavuzları.
Misfolded protein
Normal üç boyutlu yapısını kazanamamış, işlevsiz ve hücre içinde birikerek toksik etki yaratan proteinler.
Misfolded SOD1 protein inclusions
Yanlış katlanmış SOD1 proteinlerinin hücre içinde birikmesiyle oluşan yapılar.
Misfolding (Hatalı Katlanma)
Bir proteinin işlevini yerine getirebilmesi için gereken üç boyutlu şekli doğru şekilde alamaması durumu.
Missense mutation (Yanlış anlamlı mutasyon)
DNA'daki tek bir nükleotid değişiminin, protein sentezi sırasında farklı bir amino asit üretilmesine neden olması durumu.
Missense variant
Bir genetik varyant türü olup, DNA'daki tek bir nükleotit değişikliğinin, kodlanan proteinde farklı bir amino asit üretimine yol açması durumudur.
Missense varyant (Yanlış anlamlı varyant)
DNA'daki tek bir nükleotid değişiminin, protein yapısında farklı bir amino asidin kodlanmasına yol açması durumu.
MITF/NRF2
Gen ekspresyonunu düzenleyen transkripsiyon faktörleri.
Mitochondria-associated ER membranes (MAM)
Endoplazmik retikulum ile mitokondri arasındaki iletişimi, kalsiyum transferini ve enerji metabolizmasını yöneten temas bölgeleri.
Mitochondrial Bioenergetics
Hücrenin enerji santralleri olan mitokondrilerin, besin maddelerini hücresel enerji birimi olan ATP'ye dönüştürme süreçlerinin tamamı.
Mitochondrial Dysfunction
Hücrenin enerji üretim merkezi olan mitokondrilerin görevini yapamaması sonucu hücrenin enerji krizine girmesi.
Mitochondrial EVs (mito-EVs)
Mitokondriyal DNA, proteinler ve fonksiyonel bileşenler taşıyan, hücresel biyoenerjetikleri, redoks dengesini ve nöroinflamatuar sinyalizasyonu etkileyebilen özel bir ekstraselüler vezikül alt kümesi.
Mitochondrial function
Hücrelerin enerji üretiminden sorumlu organeller olan mitokondrilerin işlevi.
Mitochondrial Homeostasis
Hücrenin enerji santralleri olan mitokondrilerin sağlıklı bir şekilde işleyişini ve dengesini sürdürmesi durumu.
Mitochondrial membrane potential
Mitokondrinin enerji (ATP) üretebilmesi için iç ve dış zarları arasında koruması gereken elektriksel gerilim farkı.
Mitochondrial nucleic acid stress
Mitokondriyal nükleik asitlerdeki (DNA/RNA) bozulma ile ilişkili bir durum.
Mitochondrial Phenotype
Hücrenin enerji üretiminden sorumlu organeli olan mitokondrinin yapısal ve işlevsel özelliklerinin tamamı.
Mitochondrial R-loops (RNA:DNA hybrids)
RNA ve DNA'nın birleşerek oluşturduğu hibrit yapılar.
Mitochondrial stress
Hücrenin enerji üretiminden sorumlu organelleri olan mitokondrilerin işlev bozukluğu veya hasar görmesi durumu, genellikle oksidatif stres ve enerji yetmezliği ile ilişkilidir.
Mitochondrial topoisomerase 1 (TOP1MT)
Mitokondriyal DNA (mtDNA) topolojisini transkripsiyon ve replikasyon sırasında düzenleyen bir enzim.
Mitofaji
Hasar görmüş veya işlevini yitirmiş mitokondrilerin hücre tarafından kontrollü bir şekilde yok edilmesi süreci.
Mitokondri
Hücrenin enerji ihtiyacını karşılayan, metabolik süreçlerde merkezi rol oynayan organel.
Mitokondriyal biyoenerjetik
Hücrenin enerji üretim merkezi olan mitokondrilerin enerji metabolizması süreçleri.
Mitokondriyal Biyogenez
Hücrenin enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla yeni mitokondriler üretmesi süreci.
Mitokondriyal Biyojenez
Hücrelerin enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla mevcut mitokondrilerin büyümesi ve bölünmesiyle yeni mitokondrilerin sentezlenmesi süreci.
Mitokondriyal Bütünlük
Hücrenin enerji üretim merkezi olan mitokondrinin yapısının ve işlevinin sağlıklı kalması durumu.
Mitokondriyal Dinamikler
Mitokondrilerin hücre içindeki ihtiyaçlara göre bölünmesi (fisyon) veya birleşmesi (füzyon) gibi yapısal değişim süreçleri.
Mitokondriyal Disfonksiyon
Hücrenin enerji üreten organeli olan mitokondrinin işlevini kaybetmesi; bu durum sıklıkla hücre içine DNA sızmasına neden olur.
Mitokondriyal DNA (mtDNA)
Hücrenin enerji santralleri olan mitokondrilerin içinde bulunan, çekirdek DNA'sından bağımsız genetik materyal.
Mitokondriyal entegre stres yanıtı
Mitokondriyal fonksiyon bozukluğuna karşı hücrenin verdiği biyolojik tepki süreci.
Mitokondriyal Fisyon
Mitokondrilerin bölünerek daha küçük parçalara ayrılması süreci; patolojik durumlarda aşırı fragmantasyona yol açabilir.
Mitokondriyal fonksiyon
Hücrelerin enerji üretiminden sorumlu organeller olan mitokondrilerin işleyişi.
Mitokondriyal Metabolizma (Mitochondrial metabolism)
Hücrenin hücresel enerji üretimi ve metabolik süreçlerinden sorumlu organeli olan mitokondride gerçekleşen enzimatik reaksiyonlar.
Mitophagy (Mitofaji)
Hasar görmüş veya işlevini yitirmiş mitokondrilerin hücre tarafından kontrollü bir şekilde sindirilerek temizlenmesi süreci.
Mitophagy enhancers (Mitofaji artırıcılar)
Hasarlı veya disfonksiyonel mitokondrilerin hücresel düzeyde temizlenmesi ve geri dönüştürülmesi sürecini (mitofaji) destekleyen terapotik yaklaşımlar.
Mixed Effects Models (Karma Etkiler Modelleri)
Hem sabit (grup geneli) hem de rastgele (bireysel değişkenlik) etkileri hesaba katarak boylamsal verileri analiz eden istatistiksel yöntem.
Miyastenia Gravis (MG)
Nöromüsküler hastalıklar grubunda yer alan, kas-sinir kavşağı işlevinin bozulduğu otoimmün veya konjenital bir hastalık.
Miyasteniya Gravis
Sinir ve kas arasındaki iletimin bağışıklık sistemi tarafından engellenmesi sonucu gelişen, kaslarda çabuk yorulma ve güçsüzlükle seyreden otoimmün bir hastalık.
Miyelin incelmesi (Myelin refinement)
Sinir liflerini kaplayan miyelin kılıfının gelişimsel süreçte olgunlaşması ve optimize edilmesi.
Miyelinik nanokanallar
Miyelin kılıfı içinde yer alan, metabolitlerin difüzyonu ve motor proteinlere bağlı taşıma süreçleri için kullanılan dar sitozolik bölmeler.
Miyelinizasyon
Sinir liflerinin (aksonların) yalıtımını sağlayan ve sinyal iletim hızını artıran miyelin kılıfı ile kaplanması süreci.
Miyeloid hücre tetikleyici reseptör 2 (TREM2)
Mikroglial hücrelerin yüzeyinde bulunan ve nöroinflamasyon ile ilişkili bir reseptör.
Miyotonik Distrofi Tip 2 (DM2)
Genellikle yetişkinlik döneminde ortaya çıkan, kas güçsüzlüğü, kas gevşeme güçlüğü (miyotoni) ve kas erimesi ile karakterize genetik bir kas hastalığı.
Miyotübüler miyopati
Kas hücrelerinin yapısında bozukluklara yol açan, genetik kökenli bir kas hastalığı grubu.
MLKL (Mixed-Lineage Kinase Domain-Like Protein)
Nekroptoz yolağının son basamağında görev alan ve hücre zarını delerek hücre ölümünü gerçekleştiren protein.
MMRM (Mixed Model for Repeated Measures)
Klinik araştırmalarda zaman içinde tekrarlanan ölçümleri ve eksik verileri analiz etmek için kullanılan, özellikle ilerleyici hastalıklarda tercih edilen istatistiksel model.
MND (Motor Neuron Disease)
Kasların hareketini kontrol eden sinir hücrelerini etkileyen hastalık grubunun genel adı; ALS bu grubun en yaygın formudur.
Mobilite
Bireyin fiziksel çevresinde bağımsız, aktif ve amaçlı bir şekilde hareket edebilme yeteneği.
Modere Etmek (Moderation)
İstatistiksel ve klinik bağlamda, bir değişkenin (örn. yaş veya eğitim) diğer iki değişken arasındaki ilişkinin yönünü veya gücünü etkilemesi durumu.
Modified frailty index (MFI)
ALS ile anlamlı derecede ilişkili belirli sağlık eksikliklerinden oluşturulmuş, kırılganlığı ölçen modifiye bir indeks.
Molecular Docking
Küçük bir molekülün (ilaç adayı), hedef bir proteinin bağlama bölgesine nasıl yerleştiğini ve bağlanma gücünü tahmin eden modelleme.
Molecular dynamics simulations
Proteinler gibi moleküler sistemlerin zaman içindeki fiziksel hareketlerini incelemek için kullanılan bilgisayar tabanlı bir modelleme tekniği.
Molecular pathogenesis (Moleküler patogenez)
Bir hastalığın hücresel ve moleküler düzeyde başlama, gelişme ve ilerleme mekanizması.
Molecular Pathways (Moleküler Yolaklar)
Hücre içinde belirli bir biyolojik işlevi veya değişikliği gerçekleştirmek için bir dizi molekül arasındaki etkileşimler zinciri.
Moleküler Dinamik (MD) Simülasyonu
Moleküllerin ve atomların zaman içindeki fiziksel hareketlerini bilgisayar ortamında analiz eden yöntem.
Moleküler heterojenite
Aynı klinik tanıya sahip hastalarda, hastalığa neden olan genetik veya biyokimyasal mekanizmaların farklılık göstermesi durumu.
Mondo Disease Ontology (Mondo Hastalık Ontolojisi)
Farklı kaynaklardaki hastalık terimlerini ve tanımlarını standartlaştırmak için kullanılan küresel bir hastalık ontolojisi sistemi.
Monoaçilgliserol Lipaz (MAGL)
Endokannabinoid 2-AG seviyelerini düzenleyen ve pro-enflamatuar lipidlerin üretimine katkıda bulunan, nörodejenerasyon süreçlerinde anahtar rol oynayan bir enzim.
Monoclonal Antibodies (mAbs)
Tek bir bağışıklık hücresi soyundan üretilen ve belirli bir antijene (hedefe) çok yüksek özgüllükle bağlanan proteinler.
Monogenic Disorders
Tek bir gendeki mutasyon veya bozukluk nedeniyle ortaya çıkan kalıtsal hastalıklar.
Monoklonal Antikor
Vücuttaki spesifik bir hedef yapıya bağlanmak üzere laboratuvarda üretilen, bağışıklık sistemi proteinleri.
Monoklonal antikorlar
Belirli bir antijene (örneğin, hastalığa neden olan bir proteine) bağlanmak üzere tasarlanmış, laboratuvarda üretilen tek tip antikorlar.
Monomer
Bir protein kompleksini oluşturan tekil birim; SOD1 normalde iki birimden (dimer) oluşur.
Monosit (Monocyte)
Bir tür lökosit (beyaz kan hücresi) olup, bağışıklık sisteminde makrofajlara dönüşerek patojenleri ve hücresel kalıntıları temizlemede görev alır.
Monozigot ikiz
Tek bir döllenmiş yumurtadan gelişen, genetik yapıları aynı olan ikizler.
Morfoloji
Bir hücrenin veya dokunun şekli ve yapısı.
Mortalite
Belirli bir popülasyondaki ölüm oranı veya sıklığı.
Motor Conduction Velocity (MCV)
Bir motor sinirin elektriksel bir uyarıyı kas dokusuna iletme hızı.
Motor Cortex
Beyinde istemli kas hareketlerinin planlanması ve yürütülmesinden sorumlu olan bölge.
Motor cortical hyperexcitability
Beynin motor korteksindeki aşırı uyarılabilirlik durumu.
Motor decline
Motor gerileme, kas gücünde, hareket yeteneğinde ve genel motor fonksiyonda zamanla meydana gelen ilerleyici kayıptır.
Motor defisitler
Hareket yeteneğinde bozukluklar veya eksiklikler.
Motor evoked potential (MEP)
Beyinden kaslara giden sinir yollarının uyarılmasıyla kaslarda oluşan elektriksel yanıt.
Motor Evoked Potentials (MEP)
Motor uyarılmış potansiyeller; motor korteksin uyarılmasıyla kaslarda oluşan elektriksel yanıtlar.
Motor fluctuations
Parkinson hastalığı tedavisinde oral ilaçların etkisinin gün içinde azalması veya dalgalanmasıyla ortaya çıkan hareketlilik değişimleri.
Motor Fonksiyon Kaybı
Sinir sistemi hasarına bağlı olarak kasların istemli hareket ettirilme yeteneğinin azalması veya tamamen yitirilmesi.
motor homunkulus
Beynin motor korteksinde vücut parçalarının göreceli temsil gücünü gösteren kavramsal bir harita.
Motor imagery (MI)
Zihinsel olarak bir hareketi gerçekleştirme eylemi, gerçek fiziksel hareket olmaksızın.
Motor impairment
Motor fonksiyonlarda bozulma veya yetersizlik durumu.
motor korteks
Beynin istemli hareketleri kontrol eden bölgesi.
Motor nerve conduction abnormalities
Motor sinirlerin elektrik sinyallerini iletme yeteneğindeki bozukluklar.
Motor Neuron
Beyinden omuriliğe ve kaslara sinyal göndererek gönüllü hareketleri kontrol eden sinir hücresi. (Motor Nöron)
Motor neuron degeneration
Beyin ve omurilikte kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin (motor nöronlar) yapısının bozulması ve ölümü süreci.
Motor Neuron Disease (MND)
Kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerini etkileyen hastalıklar grubu; ALS bu grubun en yaygın türüdür.
Motor Neuron Diseases
Kasların hareketini kontrol eden sinir hücrelerinin (motor nöronlar) ilerleyici kaybı ile karakterize hastalık grubu (Örn: ALS).
Motor Neuron Disorders (Motor Nöron Hastalıkları)
Beyin ve omurilikteki kas hareketlerini kontrol eden motor nöronların hasar görmesiyle seyreden nörodejeneratif hastalık grubu.
Motor neuron loss
Kas hareketini kontrol eden motor nöron adı verilen sinir hücrelerinin kaybı.
Motor neuron toxicity
Motor nöronların hasar görmesi veya ölmesi durumu.
Motor Neurone Disease (MND)
Motor nöronların ilerleyici kaybı ile karakterize, kas güçsüzlüğü ve atrofisine yol açan nörodejeneratif bir hastalık grubu (Örn: ALS).
Motor Neurons (MNs)
Beyin ve omurilikten kaslara sinyal göndererek istemli kas hareketlerini ve kasılmalarını kontrol eden özelleşmiş sinir hücreleri.
Motor Nöron (MN)
Merkezi sinir sisteminde bulunan ve kasların kasılmasını kontrol eden sinir hücresi.
Motor Nöron Dejenerasyonu
İstemli kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin zamanla işlevini kaybetmesi ve yıkıma uğraması süreci.
Motor Nöron Hastalığı (MND)
Kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin hasar görmesiyle seyreden, ALS'yi de kapsayan hastalıklar grubu.
Motor Nöron Hastalıkları
Vücuttaki istemli kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin (motor nöronlar) hasar görmesiyle seyreden bir grup nörolojik bozukluk.
Motor nöronlar
Beyinden ve omurilikten kaslara sinyal göndererek hareketi kontrol eden sinir hücreleri.
Motor Nöronopati
Motor sinir hücrelerinin (nöronların) hasar görmesi sonucu ortaya çıkan, kas güçsüzlüğü ve atrofi ile seyreden hastalık grubu.
Motor threshold (MT)
Kaslarda motor uyarılmış potansiyel (MEP) oluşturmak için gereken en düşük stimülasyon şiddeti.
Motor unit (MU)
Tek bir motor nöron ve onun uyardığı tüm kas liflerinin oluşturduğu, nöromüsküler sistemin en küçük fonksiyonel birimi.
Motor unit loss
Kaslarda sinir-kas bağlantılarının (motor ünitelerin) kaybı.
Motor unit number estimates (MUNE)
Bir kastaki fonksiyonel motor ünite sayısının tahmini.
Motor unit number estimation (MUNE)
Kaslardaki motor ünite sayısını tahmin etmeye yönelik bir yöntem.
Motor unit pathology
Motor ünite patolojisi; motor nöron, akson ve innervasyon yaptığı kas liflerinden oluşan motor ünitenin hastalığı.
Motor unit recruitment
Kasların kasılması için motor ünitelerin devreye alınması süreci.
MoU (Memorandum of Understanding)
Taraflar arasında ortak bir çalışma niyetini ve stratejik iş birliği çerçevesini belirleyen resmi mutabakat zaptı.
MR-Guided Focused Ultrasound (MRgFUS)
Manyetik Rezonans görüntüleme eşliğinde, yüksek enerjili ses dalgalarının vücudun derinliklerindeki belirli bir noktaya odaklanarak kullanıldığı tıbbi teknoloji.
MRC skoru
Medical Research Council kas gücü ölçeği; kas gruplarının gücünü 0 ile 5 arasında derecelendiren klinik değerlendirme yöntemi.
MRG (Manyetik Rezonans Görüntüleme)
Güçlü manyetik alan ve radyo dalgaları kullanarak vücudun ayrıntılı görüntülerini oluşturan radyasyon içermeyen teknik.
mRNA Splaysingi (Splicing)
Genetik bilginin protein üretimi için işlenmesi sırasında, öncül mRNA molekülünden protein kodlamayan kısımların çıkarılması süreci.
mRNA Spleysingi (Eklemlenmesi)
Pre-mRNA'dan protein kodlamayan bölgelerin (intronlar) çıkarılıp kodlayan bölgelerin (ekzonlar) birleştirilerek olgun mRNA'nın oluşturulması süreci.
mRNA Splicing (mRNA Ekleme/Kırpma)
Pre-mRNA molekülünden protein kodlamayan kısımların (intronlar) çıkarılıp kodlayan kısımların (ekzonlar) birleştirilerek olgun mRNA'nın oluşturulması süreci.
mRNA Yıkımı (mRNA decay)
Hücrenin hatalı veya gereksiz RNA moleküllerini parçalayarak genetik mesajların doğruluğunu koruduğu biyolojik kalite kontrol süreci.
mTOR (mammalian Target of Rapamycin)
Hücre büyümesi, protein sentezi ve enerji metabolizmasını düzenleyen, otofajiyi baskılayabilen kritik bir protein kinaz.
mTOR sinyal yolağı
Hücre büyümesi, metabolizması ve otofaji gibi kritik hücresel süreçleri düzenleyen protein kinaz yolağı.
mTOR yolu
Hücre büyümesi, çoğalması, protein sentezi ve otofaji gibi temel hücresel süreçleri düzenleyen bir sinyal yolu.
Mucosae
Vücudun dış çevreye açık olan iç boşluklarını (solunum ve sindirim yolları gibi) kaplayan ve salgı üreten nemli doku tabakaları (mukozalar).
Mucus Clearance (Mukus Temizliği)
Solunum yollarında biriken balgam ve salgıların öksürük veya yardımcı cihazlar yoluyla dışarı atılması süreci.
Mukus
Solunum yollarında üretilen, ALS gibi yutma ve öksürme refleksinin zayıfladığı durumlarda akciğerlerde birikerek solunum güçlüğüne yol açabilen yapışkan salgı.
Multi-omik
Genomik, metabolomik ve proteomik gibi farklı biyolojik veri setlerinin birleştirilerek kapsamlı bir analiz yapılması yöntemi.
Multi-omik analiz
Fizyolojik, radyomik, metabolomik ve genomik gibi farklı biyolojik veri türlerinin entegre bir şekilde analiz edilmesi.
Multi-omiks
Genomik, transkriptomik ve proteomik gibi farklı biyolojik veri setlerinin bir arada analiz edildiği bütüncül yaklaşım.
Multi-regimen
Bir klinik çalışma içerisinde farklı ilaçların, dozajların veya tedavi yöntemlerinin ayrı kollar halinde eş zamanlı olarak incelenmesi.
MultiBacMam expression system
Memeli hücrelerinde yüksek verimli protein üretimi için kullanılan bir ekspresyon sistemidir.
Multidimensiyonel (Çok boyutlu)
Bir durumu etkileyen fiziksel, psikolojik ve sosyal gibi birden fazla farklı faktörün bir arada bulunması.
Multidisciplinary Clinic (MDC)
Hastaya bütüncül bir bakım sunmak amacıyla nörolog, fizyoterapist, konuşma terapisti, diyetisyen ve sosyal hizmet uzmanı gibi farklı disiplinlerden sağlık profesyonellerinin bir arada çalıştığı klinik yapı.
Multidisciplinary coordination (Multidisipliner koordinasyon)
Hastanın bakım ve tedavisinde farklı uzmanlık alanlarından sağlık profesyonellerinin iş birliği içinde çalışması.
Multidisciplinary management
Hastanın bakımının farklı uzmanlık alanlarından hekim ve sağlık profesyonelleri tarafından birlikte yönetilmesi.
Multidisciplinary team
Bir hastanın bakımı için farklı uzmanlık alanlarından (örneğin, doktorlar, hemşireler, genetik uzmanları) gelen profesyonellerden oluşan bir ekip.
Multidisciplinary Team / Multidisipliner Ekip
Karmaşık hastalıkların yönetiminde, hastaya bütüncül bir bakım sunmak amacıyla farklı uzmanlık alanlarından (nöroloji, palyatif bakım, fizyoterapi, beslenme vb.) sağlık profesyonellerinin bir arada çalıştığı ortak hizmet modeli.
Multidisipliner Bakım
Hastanın tedavisinde nörolog, fizyoterapist, diyetisyen ve sosyal hizmet uzmanı gibi farklı disiplinlerden uzmanların koordineli çalışması.
Multidisipliner ekip
Farklı uzmanlık alanlarından sağlık profesyonellerinin bir araya gelerek hasta bakımı sağladığı ekip.
Multidisipliner Yaklaşım
Bir hastanın tedavisinde ve bakımında farklı uzmanlık alanlarından (nörolog, fizyoterapist, diyetisyen vb.) sağlık profesyonellerinin bir araya gelerek bütüncül bir plan oluşturması ve uygulaması.
Multielectrode array (MEA) recordings (Çoklu Elektrot Dizisi (MEA) Kayıtları)
Nöronal ağların elektriksel aktivitesini in vitro veya in vivo olarak kaydetmek için kullanılan bir elektrofizyoloji tekniği.
Multifokal edinsel demiyelinizan duyusal ve motor nöropati (MADSAM)
İmmün aracılı, hem duyusal hem motor sinirleri etkileyen bir nöropati türü.
Multifokal Motor Nöropati (MMN)
Birden fazla motor siniri etkileyen, genellikle ellerde güçsüzlükle başlayan ve bağışıklık sistemi tedavilerine yanıt veren bir sinir sistemi hastalığı.
Multikinase inhibition
Birden fazla kinaz enziminin aktivitesinin engellenmesi.
Multimodal
Birden fazla yöntem, mod veya duyu kanalını içeren. Bu bağlamda, farklı dijital ölçüm türlerini (spirometri, akselerometri, konuşma, anketler) ifade eder.
Multimodal biyobelirteç çerçeveleri
Hastalık hakkında daha kapsamlı bilgi edinmek için birden fazla farklı biyobelirteç türünün (örn. PET görüntüleme, kan testleri) bir arada kullanılması.
Multinucleation
Bir hücrede birden fazla çekirdek bulunması durumu.
Multiom Atlası
Bir hücre veya dokunun genetik, epigenetik, transkriptomik ve proteomik gibi birden fazla biyolojik katmanını aynı anda analiz eden kapsamlı veri seti.
Multiple Sclerosis (MS)
Bağışıklık sisteminin beyin ve omurilikteki sinir liflerini koruyan miyelin kılıfına saldırmasıyla oluşan kronik, inflamatuar bir merkezi sinir sistemi hastalığı.
Multiple system atrophy (MSA)
Parkinson benzeri semptomlar, koordinasyon bozukluğu ve otonomik işlev bozukluğu ile karakterize nadir bir nörodejeneratif hastalıktır.
Multisistem Proteinopati (MSP)
Kas, kemik ve sinir sistemini aynı anda etkileyebilen, protein birikimiyle karakterize genetik bir hastalık grubu.
Multisistem Proteinopatisi
VCP genindeki mutasyonlarla da ilişkili olan, kas, kemik ve sinir sistemini etkileyebilen, hücre içi protein birikimiyle karakterize ilerleyici bir hastalık grubu.
Multisystem proteinopathy
Birden fazla organ sistemini etkileyen, protein birikimi ile karakterize bir hastalık.
Multisystemic
Multisistemik; vücuttaki birden fazla sistemi veya organ grubunu aynı anda etkileyen durum.
Multivalent
Bir molekülün hedef yapıya (örneğin bir proteine) birden fazla bölgeden bağlanabilme yeteneği.
Multivariate Classification Model
Birden fazla değişkeni aynı anda analiz ederek verileri belirli kategorilere veya sınıflara ayırmak için kullanılan istatistiksel/matematiksel model.
Multivesicular Endosomes (MVEs)
İçlerinde çok sayıda küçük vezikül barındıran ve hücre dışı veziküllerin (eksozomlar) oluşumu ve salınımında rol oynayan endositik organeller.
MUNE/MUNIX (Motor Unit Number Estimation / Index)
Motor ünite sayısı tahmini ve indeksi; bir kası kontrol eden aktif motor sinir hücrelerinin sayısını ve durumunu değerlendiren elektrofizyolojik ölçümler.
MUNIX (Motor Unit Number Index)
Kaslardaki işlevsel motor ünitelerin sayısını dolaylı olarak tahmin eden ve motor nöron kaybını kantitatif olarak değerlendiren elektrofizyolojik bir yöntem.
Muscarinic signaling
Asetilkolin nörotransmitterinin muskarinik reseptörlere bağlanarak hücre içinde başlattığı biyokimyasal süreçler dizisi.
Muscle Atrophy
Kas dokusunun kullanılmaması veya sinir hasarı nedeniyle hacimce küçülmesi ve zayıflaması.
Muscle biopsies
Tanısal amaçlarla kas dokusundan küçük bir örnek alınması işlemi.
Muscle edema
Kas dokusunda sıvı birikmesi; MRG'de saptanabilen ve akut kas hasarı veya inflamasyonu işaret eden bir bulgu.
Muscle ultrasound (MUS)
Kas ultrasonu; kasların ultrason görüntülemesi.
Muse hücreleri (Multi-lineage differentiating stress-enduring)
Strese dayanıklı, farklı hücre tiplerine dönüşebilen ve tümör oluşturma riski taşımayan, vücutta doğal olarak bulunan kök hücreler.
Müsküler Distrofi
Kas liflerinin zamanla zayıflamasına, hasar görmesine ve yıkımına neden olan, ilerleyici ve genetik geçişli bir kas hastalığı grubu.
Mütevelli Heyeti (Board of Trustees)
Bir vakıf veya kâr amacı gütmeyen kuruluşun stratejik yönetiminden, finansal sürdürülebilirliğinden ve misyonuna bağlılığından sorumlu üst düzey kurul.
MYD88-dependent cascade
Toll-benzeri reseptör sinyalizasyonunda yer alan ve NF-κB gibi transkripsiyon faktörlerinin aktivasyonuna yol açan anahtar bir adaptör proteinine (MyD88) bağlı yolak.
Myelin basic protein (MBP)
Merkezi sinir sistemindeki sinir liflerini çevreleyen koruyucu miyelin kılıfının yapısında yer alan ve bu çalışmada agregat oluşturduğu gösterilen temel bir protein.
Myeloid States
Kemik iliği kökenli bağışıklık hücrelerinin (monosit, makrofaj vb.) hastalık sürecinde büründüğü farklı fonksiyonel ve aktivasyon aşamaları.
Myeloradiculitis
Omurilik (miyelit) ve omurilikten çıkan sinir köklerinin (radikülit) eş zamanlı olarak etkilenmesiyle karakterize inflamatuar (iltihabi) durum.
MYOBLOC
Botulinum Toksini Tip B içeren, sinir uçlarından asetilkolin salınımını engelleyerek salgı bezlerinin aktivitesini azaltan biyolojik bir ilaç.
Myokinler ve Exerkine'ler
Egzersiz sırasında kaslar tarafından salgılanan ve sistemik etkileri olan sinyal molekülleri.
Myopathy
Kas zayıflığı ve işlev bozukluğu ile karakterize kas hastalığı.
Myositis
Kas iltihabı.
N-acyl taurines (NATs)
Genişletilmiş endokannabinoid sistemde yer alan, ALS hastalık progresyonu ve sağkalım ile ilişkili olduğu saptanan bir grup lipid metaboliti.
N-terminal Domain (NTD)
Bir protein zincirinin amino grubuyla biten başlangıç bölgesi; TDP-43'te dimerleşmeyi sağlayan kısımdır.
NAD (Nikotinamid Adenin Dinükleotid)
Hücrelerde enerji üretimi, metabolizma ve DNA onarımı süreçlerinde hayati rol oynayan bir koenzim.
Nanocrystal
İlaçların biyolojik sistemlerdeki etkinliğini ve emilimini artırmak için nanometre boyutunda üretilen kristal yapılar.
Nanomedicine
Hastalıkların teşhisi, önlenmesi ve tedavisi için nanoteknolojinin tıbbi uygulaması.
Nanotaşıyıcılar (Nanocarriers)
Lipozomlar, polimerik nanopartiküller veya eksozomlar gibi, ilaçların hedef bölgeye stabil ve spesifik bir şekilde taşınmasını sağlayan nano ölçekli formülasyonlar.
Nanotheranostics
Tedavi (terapi) ve teşhis (diagnostik) işlevlerini tek bir nanoplatformda birleştiren yaklaşımlar.
Nanotherapeutics
Hastalıkların tedavisi için tasarlanmış, nanoboyutlu materyaller veya sistemler kullanan terapötik ajanlar.
Nanoyapı
Bir malzemenin nanometre ölçeğindeki yapısı.
Nanozyme (Nanozim)
Doğal enzimlerin katalitik aktivitelerini taklit etmek üzere tasarlanmış nano-boyutlu yapay malzemeler.
NASA Raw Task Load Index (NASA-RTLX)
Bir görevi yerine getiren kişinin hissettiği zihinsel ve fiziksel iş yükünü ölçmek için kullanılan bir değerlendirme aracı.
Nasu-Hakola Hastalığı
Kemik kistleri ve erken başlangıçlı demans ile karakterize nadir görülen genetik bir hastalık.
Natural history (Doğal seyir)
Bir hastalığın tedavi edilmediği veya standart süreçte kendi haline bırakıldığı takdirde başlangıcından sonlanmasına kadar izlediği gelişim süreci.
Natural History Study (Doğal Seyir Çalışması)
Bir hastalığın, herhangi bir tedavi müdahalesi olmaksızın, başlangıcından sonlanımına kadar olan doğal gelişim ve ilerleme sürecini inceleyen klinik araştırma türü.
NEALS
ALS ve ilişkili motor nöron hastalıklarının tedavisini ve araştırmalarını geliştirmeyi amaçlayan uluslararası klinik araştırma konsorsiyumu.
Near Infrared Spectroscopy (NIRS)
Kızılötesine yakın ışık kullanarak dokulardaki (özellikle kas ve beyin) hemoglobin oksijenasyonunu invaziv olmayan bir şekilde ölçen yöntem.
Nebulize
Sıvı haldeki bir ilacın, bir cihaz (nebulizatör) aracılığıyla solunabilir ince bir sis veya buhar haline getirilmesi.
Necroptosis
Hücre içeriğinin dışarı sızmasına ve inflamasyona yol açan, genetik olarak programlanmış bir nekrotik hücre ölümü biçimi.
Necrosis
Hücre veya doku ölümü.
NEK1 (NIMA-related kinase 1)
ALS ile ilişkilendirilen ve bu çalışmada genetik varyantları incelenen bir kinaz enzimi.
NEK1 variants
NEK1 genindeki genetik değişiklikler.
Neopterin
Hücresel bağışıklık sisteminin aktivasyonu ve nöroinflamasyon sırasında makrofajlar tarafından salgılanan bir biyobelirteç.
Nerve Growth Factor (NGF)
Sinir hücrelerinin büyümesi, hayatta kalması ve fonksiyonlarını sürdürmesi için gerekli olan bir nörotrofin (protein).
NeuN
Nöronal nükleer antijen; olgun nöronları tanımlamak ve nöron yoğunluğunu ölçmek için kullanılan bir histolojik belirteç.
Neural activity
Beyin hücrelerinin elektriksel veya kimyasal aktivitesi.
Neural stem cell (NSC)
Kendini yenileme, nöral soylara farklılaşma ve nörotrofik faktörler salgılama yeteneğine sahip hücreler.
Neural Throughput
Sinir sistemi ile bir dış cihaz arasındaki bilgi transferinin hızı ve verimliliği.
Neurite outgrowth (Nörit gelişimi)
Gelişmekte olan veya iyileşen sinir hücrelerinden (nöronlar) yeni uzantıların (nöritlerin) çıkması ve büyümesi süreci.
Neurite outgrowth of MNs (NOMN)
Motor nöronların akson ve dendrit gibi sinir uzantılarını geliştirme ve uzatma süreci.
Neuro-Interactome
Sinir sistemindeki proteinler, genler ve metabolitler arasındaki karmaşık etkileşim ağının tamamı.
Neuroaxonal damage
Sinir hücrelerinin (nöronların) sinyal ileten uzantıları olan aksonların hasar görmesi veya yıkılması.
Neuroaxonal injury
Sinir hücrelerinin aksonlarında (uzantılarında) meydana gelen hasar.
NeuroBANK
ALS ve diğer nörolojik hastalıklar için tasarlanmış, hasta odaklı, güvenli bir klinik araştırma ve veri kayıt platformu.
Neurocritical Care
Beyin, omurilik ve sinir sistemi ile ilgili ciddi, yaşamı tehdit eden durumları olan hastaların yoğun bakım ünitesinde özel olarak yönetilmesi.
Neurodegeneration
Sinir hücrelerinin (nöronların) yapısının veya işlevinin zamanla bozulması ve kaybı ile seyreden süreç.
Neurodegenerative
Merkezi sinir sistemindeki nöronların yapısının veya işlevinin ilerleyici bir şekilde bozulması ve kaybı ile karakterize edilen durum.
Neurodegenerative condition
Sinir sistemindeki nöronların zamanla ilerleyici bir şekilde hasar görmesi veya ölmesiyle karakterize olan hastalıklar grubudur, genellikle bilişsel veya motor işlevlerde bozulmaya yol açar.
Neurodegenerative Disease
Merkezi sinir sistemindeki nöronların yapısının veya işlevinin ilerleyici kaybı ile karakterize edilen, ALS, Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkları kapsayan grup.
Neurodegenerative diseases (Nörodejeneratif hastalıklar)
Merkezi sinir sistemindeki nöronların yapısının ve işlevinin ilerleyici kaybı ile karakterize edilen hastalıklar (örn. ALS, Alzheimer).
Neurodegenerative diseases of the motor system (NDMS)
Motor sistemin nörodejeneratif hastalıkları; motor nöronların ve hareket kontrol merkezlerinin ilerleyici kaybıyla karakterize, ALS, Parkinson ve Huntington gibi hastalıkları kapsayan grup.
Neurodegenerative disorder
Merkezi sinir sistemindeki nöronların yapısının veya işlevinin zamanla bozulması ve kaybı ile seyreden hastalıklar grubu.
Neurodegenerative Disorders (Nörodejeneratif Bozukluklar)
Merkezi sinir sistemindeki nöronların ilerleyici bir şekilde yapısal veya işlevsel kaybı ile seyreden hastalıklar grubu.
Neurodegenerative processes
Nöronların yapısının veya işlevinin ilerleyici kaybını içeren süreçler.
NeuroEXPLORER
Klinik TerimBeyin görüntülemede kullanılan özel PET izleyici (tracer) teknolojisi.
Neurofibrillary tangles (Nörofibriler yumaklar)
Nöronların içinde tau proteinlerinin anormal şekilde kendi kendine birikerek oluşturduğu patolojik ipliksi yapılar.
Neurofilament (Nörofilaman)
Nöronların yapısal iskeletini oluşturan ve sinir hücresi hasar gördüğünde beyin omurilik sıvısı ile kana salınan, nörodejenerasyonun önemli bir biyobelirteci olan protein.
Neurofilament biomarkers (Nf biomarkers)
Sinir hücrelerinin hasarını veya dejenerasyonunu gösteren, genellikle kan veya beyin omurilik sıvısında ölçülen proteinler.
Neurofilament light (NfL)
Sinir hücreleri (nöronlar) hasar gördüğünde vücut sıvılarına salınan ve sinir yıkımının şiddetini belirlemede kullanılan bir biyobelirteç.
Neurofilament light chain (NEFL)
Sinir hücrelerinin akson iskeletinde bulunan ve sinir hasarı meydana geldiğinde vücut sıvılarına salınan yapısal bir protein.
Neuroinflammatory
Sinir sistemi dokularında meydana gelen, genellikle mikroglia ve astrosit aktivasyonu ile karakterize enflamatuar (iltihabi) süreç.
Neuroinflammatory mechanism (Nöroenflamatuar mekanizma)
Sinir sisteminde meydana gelen iltihabi süreçlerin hastalık gelişimindeki rolü.
Neurological decline
Sinir sistemi fonksiyonlarında (örneğin, kas gücü, koordinasyon, bilişsel yetenekler) zamanla kötüleşme.
Neurological disorders (Nörolojik bozukluklar)
Beyin, omurilik ve sinirleri etkileyen, ALS, Parkinson, Alzheimer veya inme gibi durumları kapsayan sinir sistemi hastalıkları.
Neuromodulation / Nöromodülasyon
Sinir sistemi aktivitesini, belirli sinir gruplarına doğrudan uyaranlar (elektriksel, manyetik veya ultrasonik) göndererek değiştirme veya düzenleme işlemi.
Neuromodulator
Sinir sistemi aktivitesini değiştiren veya düzenleyen bir etken.
Neuromuscular
Sinirler ve kaslar arasındaki ilişkiyi veya bu yapıların her ikisini birden etkileyen durumları ifade eder.
Neuromuscular and neurodegenerative (NMND) disorders
Sinir sistemi ve kasları etkileyen, ilerleyici hasara yol açan hastalıklar grubudur. ALS, Parkinson ve Lewy cisimcikli demans bu gruba dahildir.
Neuromuscular Diseases (NMD)
Sinir sistemi ile kasların iletişimini veya kasların doğrudan kendisini etkileyerek ilerleyici güçsüzlüğe neden olan hastalıklar grubu.
Neuromuscular impairment
Sinir ve kas sistemini etkileyen bozukluk veya işlev kaybı.
Neuromuscular Junction (NMJ)
Motor nöronun uç kısmı ile kas lifi arasındaki, sinir sinyallerinin kasa iletildiği bağlantı bölgesi.
Neuromyelitis optica spectrum disorder (NMOSD)
Optik sinirleri ve omuriliği etkileyen, MS'e benzer ancak farklı patogeneze sahip otoimmün bir hastalık.
Neuropalliative care (Nöropalyatif bakım)
İlerleyici ve yaşamı sınırlayıcı nörolojik hastalıkları olan bireylerin fiziksel, psikososyal ve manevi ihtiyaçlarını bütüncül bir şekilde ele almayı amaçlayan özel bakım alanı.
Neuropathological
Sinir sistemi hastalıklarının patolojik özellikleriyle ilgili.
Neuroplasticity (Nöroplastisite)
Sinir sisteminin yaralanma veya hastalık gibi durumlara yanıt olarak yapısal ve işlevsel olarak kendini yeniden organize etme yeteneği.
Neuroprosthetic
Sinir sistemi fonksiyonlarını desteklemek veya geri kazandırmak amacıyla kullanılan yapay cihaz.
Neuroprotection (Nöroproteksiyon)
Sinir hücrelerinin hasar görmesini engellemek, yapı ve işlevlerini korumak için uygulanan stratejiler.
Neuroprotective (Nöroprotektif)
Sinir hücrelerini hasara, işlev kaybına veya ölüme karşı koruyan madde veya mekanizma.
Neuroprotective activity
Sinir hücrelerini hasardan koruma yeteneği.
Neuropsychiatric diseases
Nörolojik (sinir sistemi) ve psikiyatrik (ruhsal) hastalıkları kapsayan geniş bir hastalık grubudur.
Neuropsychiatric manifestations
Nöropsikiyatrik belirtiler; merkezi sinir sistemi hastalıklarının seyri sırasında ortaya çıkan, doğrudan beyin patolojisi veya işlev bozukluğuyla ilişkili olduğu düşünülen psikiyatrik ve davranışsal semptomlar.
Neuropsychological Phenotype
Bir bireyin bilişsel, davranışsal ve zihinsel işlevlerinin klinik testler ve gözlemlerle belirlenen karakteristik profili.
Neurosarcoidosis
Vücutta granülom adı verilen iltihap hücreleri yığınlarının oluşumuyla seyreden sarkoidoz hastalığının, merkezi veya periferik sinir sistemini tutması durumu.
NeuroTechnology
Sinir sistemi fonksiyonlarını izlemek, analiz etmek veya etkilemek için kullanılan teknolojik yöntemlerin bütünü.
Neurotoxicity (Nörotoksisite)
Biyolojik, kimyasal veya fiziksel ajanların sinir sistemi üzerinde oluşturduğu toksik veya hasar verici etki.
Neurotoxins
Sinir dokusuna doğrudan zarar veren, sinir hücrelerinin yapısını veya işlevini bozan zehirli kimyasal veya biyolojik maddeler.
Neurotrophic factors
Sinir hücrelerinin hayatta kalmasını, büyümesini ve farklılaşmasını destekleyen proteinler.
Neurotrophic responses
Sinir hücrelerinin hayatta kalmasını, büyümesini ve fonksiyonunu destekleyen süreçler. Nörotrofik faktörler bu süreçlerde rol oynar.
Neurturin
Sinir hücrelerinin hayatta kalmasını ve büyümesini destekleyen, nörotrofik faktör ailesine ait bir protein.
Neutrophil (Nötrofil)
Vücudun enfeksiyonlara karşı savunmasında rol oynayan, beyaz kan hücrelerinin en yaygın türü.
NF-κB (Nükleer Faktör Kappa B)
Hücrelerin bağışıklık, inflamasyon ve hayatta kalma yanıtlarını düzenleyen kritik bir protein kompleksi.
NfL (Nörofilament Hafif Zincir)
Sinir hücrelerinin iskeletini oluşturan ve sinir hasarı meydana geldiğinde kana karışan, hastalık şiddetini gösteren bir protein.
NGDH FUS
Next Generation Dome Helmet (Yeni Nesil Kubbe Kask) kullanılarak uygulanan odaklanmış ultrason teknolojisi.
Nicotine metabolite ratio (Nikotin metabolit oranı)
Nikotinin vücuttaki yıkım hızını ve metabolizmasını değerlendirmek için kullanılan bir oran.
Nicotinic acetylcholine receptors (Nikotinik asetilkolin reseptörleri)
Nikotine ve asetilkoline yanıt veren, sinir sisteminde sinyal iletimini sağlayan reseptör proteinleri.
NIH (National Institutes of Health)
Amerika Birleşik Devletleri'nin biyomedikal ve halk sağlığı araştırmalarından sorumlu ana devlet kurumu.
Nitrik Oksit (NO)
Nöronal iletişim, sinaptik plastisite ve vasküler regülasyonda rol oynayan gaz yapısındaki bir sinyal molekülü.
Nitrogen oxides (NOx)
Azot ve oksijen atomlarından oluşan bir grup reaktif gaz. Genellikle fosil yakıtların yanmasıyla oluşur ve hava kirliliğinin önemli bir bileşenidir.
Nitrosative stress (Nitrozatif stres)
Reaktif azot türlerinin (RNS) aşırı üretimi sonucu hücresel proteinlerin, lipidlerin ve DNA'nın zarar görmesi durumu.
NLRP3 inflamatuar
Nöroinflamasyonu tetikleyerek nöronal hasarı artıran bir protein kompleksi.
NLRP3 İnflamazomu
Hücre içi hasar sinyallerini algılayarak iltihabi yanıtı (sitokin salınımı) başlatan bir protein kompleksi.
NLRP3 inflammasom
Hücrelerde inflamatuar yanıtı başlatan ve düzenleyen protein kompleksi.
NLRP3 Inflammasome
Hücre içinde iltihabi yanıtları başlatan ve sitokin salınımını tetikleyen bir protein kompleksi.
NMDA and AMPA Receptors (NMDA ve AMPA Reseptörleri)
Glutamat tarafından aktive edilen, hücre içine iyon (özellikle kalsiyum ve sodyum) akışını düzenleyen ve eksitotoksisitede aşırı aktif hale gelen iyonotropik reseptörler.
NMDAR (N-metil-D-aspartat Reseptörü)
Sinaptik plastisite ve bellek fonksiyonlarında rol oynayan, kalsiyum geçişini düzenleyen bir glutamat reseptör alt tipi.
NMNAT2
Aksonların hayatta kalmasını sağlayan pro-survival enzim.
Nomogram
Birden fazla klinik değişkeni kullanarak belirli bir tıbbi sonucun veya riskin olasılığını hesaplamaya yarayan grafiksel hesaplama aracı.
Non-cell autonomous mechanism
Bir hücredeki genetik bozukluğun veya patolojinin, doğrudan o hücreyi değil, etkileşimde olduğu komşu hücrelerin fonksiyonlarını bozması durumu.
Non-cell-autonomous
Bir hücredeki patolojinin veya hastalığa bağlı bozukluğun, hücrenin kendi iç genetik kusurlarından ziyade, çevresindeki diğer komşu hücrelerin etkisiyle ortaya çıkması durumu.
Non-inferiority
Bir tedavinin veya yöntemin, standart bir tedavi veya yöntemden daha kötü olmadığını göstermeyi amaçlayan istatistiksel bir kavram.
Non-invasive / Non-invaziv
Vücuda herhangi bir cerrahi kesi yapılmadan veya doku bütünlüğü bozulmadan dışarıdan uygulanan tıbbi işlemler.
Non-invasive mechanical ventilation (NIMV)
Solunum desteği sağlamak için maske veya burun kanülü gibi invaziv olmayan bir arayüz kullanan mekanik ventilasyon yöntemi.
Non-invasive Ventilation (NIV)
Hastaya cerrahi bir müdahale (entübasyon) yapılmadan, maske aracılığıyla uygulanan dış destekli solunum yardımı.
Non-invaziv
Vücuda herhangi bir cerrahi müdahale, iğne veya giriş yapılmadan uygulanan tanı veya tedavi yöntemi.
Non-invaziv Ventilasyon (NIV)
Cerrahi bir işlem gerektirmeden, bir maske aracılığıyla dışarıdan hava basıncı desteği sağlayarak solunuma yardımcı olan yöntem.
Non-motor neurons (non-MN)
Motor dışı nöronlar (non-MN), kas hareketlerinin doğrudan kontrolünde rol oynamayan, ancak duyusal işleme, biliş, ruh hali ve diğer otonomik fonksiyonlarda görev alan sinir hücreleridir.
Non-motor symptoms
Motor dışı semptomlar; hareket bozukluğu ile seyreden hastalıklarda, hareket sistemini doğrudan etkilemeyen ancak duygu durum, uyku, bilişsel işlevler ve otonom sistem gibi alanlarda ortaya çıkan belirtiler.
Non-SOD1 ALS
SOD1 genindeki mutasyonlardan kaynaklanmayan Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) türü.
Non-stationarity
Bir sinyalin veya sistemin istatistiksel özelliklerinin zamanla değişmesi durumu.
Noninvasive breathing equipment
Trakeostomi gerektirmeyen, maske veya burun kanülü gibi yöntemlerle solunum desteği sağlayan cihazlar (örn: BiPAP, CPAP).
Noninvasive Home Mechanical Ventilation
Solunum yoluna tüp takılmadan (invaziv olmayan yolla), maske veya burun yastıkları aracılığıyla evde uygulanan mekanik ventilasyon.
Noradrenalin taşıyıcısı
Noradrenalin nörotransmitterinin sinaptik aralıktan hücre içine geri alımını düzenleyen taşıyıcı protein.
Nöral organoid
Beyin yapılarını ve hastalık fenotiplerini modellemek için laboratuvarda üretilen üç boyutlu (3D) hücresel yapılar.
Nöral Progenitör Hücreler (NPC)
Sinir sistemindeki nöronlar ve destek hücrelerine dönüşme yeteneğine sahip olan özelleşmiş öncül hücreler.
Nöral Veri
Beyin veya sinir sistemi tarafından üretilen elektriksel veya kimyasal sinyallerle ilgili veriler.
Nörit yoğunluk indeksi (NDI)
Difüzyon MRG ile ölçülen, sinir liflerinin yoğunluğunu ve bütünlüğünü gösteren bir parametre.
Normal Pressure Hydrocephalus (NPH)
Beyin omurilik sıvısının beyin karıncıklarında birikmesiyle oluşan, yürüme bozukluğu, idrar kaçırma ve demans ile seyreden klinik tablo.
Normalization Process Theory (NPT)
Yeni uygulamaların sağlık hizmetleri rutinlerine nasıl entegre edildiğini, sürdürüldüğünü ve normalleştirildiğini açıklayan sosyolojik bir teori.
Normalize Edilmiş Fark Bitki Örtüsü İndeksi (NDVI)
Uydu verileri kullanılarak bir bölgedeki canlı ve sağlıklı bitki örtüsünün yoğunluğunu ölçmek için kullanılan bir yöntem.
Nöroaksonal hasar
Sinir hücrelerinin iletimden sorumlu uzantıları olan aksonların zarar görmesi durumu.
Nöroaksonal hasar biyobelirteçleri (pNfH ve NfL)
Sinir hücrelerinin (aksonların) hasar görmesi sonucu kana veya beyin omurilik sıvısına salınan ve nörodejenerasyonun şiddetini gösteren protein yapıları.
Nörodejenerasyon
Sinir hücrelerinin (nöronların) ilerleyici kaybı veya işlev bozukluğu.
Nörodejeneratif
Sinir hücrelerinin ilerleyici kaybı ile karakterize hastalıkları tanımlayan terim.
Nörodejeneratif Bozukluk
Merkezi sinir sistemindeki nöronların yapısının veya işlevinin zamanla bozulması ve hücre ölümüyle karakterize edilen hastalık grubu.
Nörodejeneratif Bozukluklar
Beyin veya omurilikteki sinir hücrelerinin ilerleyici kaybı ile karakterize edilen hastalıklar (Örn: Alzheimer, Parkinson).
Nörodejeneratif Hastalık
Beyin ve sinir sisteminin ilerleyici ve geri dönüşü olmayan hasarına neden olan hastalıklar grubudur.
Nörodejeneratif Hastalıklar (NDs)
Merkezi sinir sistemindeki nöronların yapısının ve işlevinin ilerleyici bir şekilde kaybıyla karakterize edilen hastalıklar grubu (Örn: ALS, Alzheimer).
Nörodejeneratif patoloji
Sinir hücrelerinin ilerleyici kaybı ve işlev bozukluğu ile karakterize hastalık süreçleri.
Nörodejeneratif sendromlar
Sinir hücrelerinin (nöronların) yapısının veya işlevinin ilerleyici kaybı ile karakterize edilen, genellikle nöron ölümüyle sonuçlanan hastalıklar grubu.
Nörodejeneratif spliceozomopatiler
Spliceozom işlev bozukluğunun neden olduğu, sinir sistemi hücrelerinin dejenerasyonu ile karakterize nörodejeneratif hastalıklar grubu.
Nöroenflamasyon
Merkezi sinir sistemindeki mikroglia ve astrosit gibi bağışıklık hücrelerinin aktivasyonuyla karakterize, sinir dokusundaki kronik iltihabi süreç.
Nörofilamanlar (NfL, pNfH)
Sinir hücrelerinin (nöronlar) iç iskeletini oluşturan proteinlerdir. Sinir hasarı veya dejenerasyonu durumunda, bu proteinler beyin omurilik sıvısı ve kana salınarak nöroaksonal hasarın bir göstergesi olarak kullanılabilir.
Nörofilament (NF)
Sinir hücrelerinin yapısında bulunan ve sinir hasarı meydana geldiğinde vücut sıvılarına (kan, BOS) sızan, hasarın şiddetini gösteren bir protein.
Nörofilament hafif zincir (NfL)
Aksonal hasar meydana geldiğinde beyin omurilik sıvısı ve kana salınan, sinir hücresi yıkımının hassas bir biyobelirteci.
Nörofilament Hafif Zinciri (NfL)
Sinir hasarının bir biyobelirteci olarak kullanılan, nöronların yapısal bir proteinidir. Plazma NfL seviyeleri ALS'de yükselir.
Nörofilamentler (NEFH ve NEFL)
Sinir hücresi hasarını gösteren, ALS tanısında kullanılan yapısal proteinler.
Nörofizyolojik Yük Endeksi (NLI)
Elektriksel hesaplama gücü, topolojik ağ empedansı ve lokal yapısal ve mikrovasküler dağılım kapasitesi arasındaki uyumsuzluğu nicelendiren boyutsuz bir parametre.
Nörogelişimsel Bozukluk (Neurodevelopmental Condition)
Beynin gelişimi ve işleyişindeki farklılıklardan kaynaklanan, genellikle erken yaşlarda ortaya çıkan ve bilişsel, motor, dil veya sosyal becerileri etkileyen gelişimsel durumlar.
Nörogranin (NRGN)
Sinaptik bir protein.
Nöroimmün Crosstalk
Sinir sistemi ile bağışıklık sistemi arasındaki karmaşık ve çift yönlü iletişim ağı.
Nöroimmünometabolizma
Sinir sistemindeki bağışıklık hücrelerinin işlevleri ile metabolik süreçler arasındaki etkileşimi inceleyen bilim dalı.
Nöroinflamasyon (Neuroinflammation)
Merkezi sinir sistemindeki dokuların, hasar veya hastalığa yanıt olarak geliştirdiği iltihabi süreç.
Nörojenez (Neurogenesis)
Sinir sisteminde yeni nöronların (sinir hücrelerinin) üretilmesi ve gelişmesi süreci.
Nörojenik motor ünite değişiklikleri
Elektromiyografide sinir hasarına bağlı olarak kas liflerinde görülen elektriksel değişimler.
Nörolog
Beyin, omurilik ve sinir sistemi hastalıklarının teşhis ve tedavisi üzerine uzmanlaşmış tıp doktoru.
Nörolojik bozukluk
Sinir sisteminin yapısını veya işlevini etkileyen, beyin, omurilik ve sinirleri kapsayan hastalıklar grubu.
Nörolojik hastalıklar
Beyni, periferik sinirleri ve omuriliği etkileyen ve sosyo-duygusal, bilişsel, motor ve duyusal işlevleri bozan çeşitli durumlar grubu.
Nörolojik Muayene
Refleksler, kas gücü, denge, koordinasyon ve görme gibi sinir sistemi fonksiyonlarının sistematik olarak değerlendirilmesi.
Nörolojik Semptom
Beyin, omurilik ve sinir sistemindeki bir işlev bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıkan uyuşma, güç kaybı, koordinasyon bozukluğu veya refleks değişiklikleri gibi fiziksel belirtiler.
Nöromodülasyon
Sinir sisteminin aktivitesini değiştirmek veya düzenlemek için elektriksel, manyetik veya kimyasal uyarılar gibi yöntemlerin kullanılması.
Nöromüsküler (Neuromuscular)
Sinirler ve kaslar arasındaki ilişkiyi veya hem sinir sistemini hem de kasları etkileyen durumları ifade eden tıbbi terim.
Nöromüsküler Bileşke (NMJ)
Motor nöronların uzantıları ile kas liflerinin birleştiği, sinirsel uyarıların kasa iletilerek hareketin sağlandığı özelleşmiş kavşak bölgesi.
Nöromusküler Bozukluk
Sinirlerin ve kasların işlevini etkileyerek kas zayıflığına, erimesine ve hareket kısıtlılığına yol açan hastalıklar grubu.
Nöromüsküler fiziyatrist
Sinir ve kas hastalıklarının fiziksel tıp ve rehabilitasyon süreçleriyle ilgilenen uzman hekim.
Nöromüsküler Hastalık (NMD)
Kasları kontrol eden sinirleri ve kasların kendisini etkileyerek hareket kaybı, güçsüzlük ve kas erimesine yol açan hastalıklar grubu.
Nöromüsküler Hastalıklar (Neuromuscular Diseases)
Kasları kontrol eden sinir sistemini ve kasların kendisini etkileyerek kas güçsüzlüğü, erimesi ve hareket kaybına yol açan ilerleyici hastalıklar grubu.
Nöromüsküler homeostaz
İskelet kası ve motor nöronlar arasındaki sağlıklı denge ve fonksiyonun sürdürülmesi durumu.
Nöromüsküler Kavşak (NMJ)
Motor sinir hücresinin uç kısmı ile kas lifi arasındaki, sinirsel iletinin kasa aktarılarak hareketin oluşmasını sağlayan bağlantı bölgesi.
Nöromüsküler Kavşak Denervasyonu (NMJ Denervation)
Motor nöronlar ile kas lifleri arasındaki iletişim bağlantısının kopması durumu; çalışmada PF4 ile bu kayıp azaltılmıştır.
Nöromüsküler organoid
Laboratuvar ortamında sinir ve kas dokularının etkileşimini modellemek için üretilen üç boyutlu doku yapıları.
Nöromüsküler Rehabilitasyon (NMR)
Sinir ve kas sistemini etkileyen durumların tedavisinde kullanılan, fonksiyonel iyileşmeyi amaçlayan bir rehabilitasyon türü.
Nöromüsküler ultrasonografi
Sinir ve kas yapılarının görüntülenmesi için kullanılan, vücuda müdahale gerektirmeyen bir tanısal görüntüleme yöntemi.
Nöron kaybı
Beyin ve sinir sisteminin temel hücreleri olan nöronların, çeşitli patolojik süreçler sonucunda geri dönüşümsüz olarak ölmesi durumudur.
Nöronal aktif seks steroidleri
Nöronal fonksiyonlar üzerinde düzenleyici etkisi olan östrojen ve progesteron gibi hormonlar.
Nöronal disfonksiyon
Sinir hücrelerinin (nöronların) normal işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirememesi durumu.
Nöronal Hasar (Neuronal Injury)
Sinir hücrelerinde meydana gelen ve hücre ölümüne veya işlev kaybına yol açan yapısal ve fonksiyonel hasar.
Nöronal Hassasiyet (Neuronal vulnerability)
Nöronların hücresel stres, bakır düzensizliği veya toksik etkenler karşısında zarar görmeye duyarlı olması.
Nöronal homeostaz
Sinir hücrelerinin iç ortamındaki kararlılığın, dengenin ve işlevsel sürekliliğin korunması durumu.
Nöronal Kimlik Stabilitesi
Bir sinir hücresinin yaşamı boyunca kendine özgü işlevlerini ve yapısal özelliklerini koruma yeteneği.
Nöropatoloji
Sinir sistemi hastalıklarının patolojik incelemesi; doku ve hücre düzeyindeki değişiklikleri inceler.
Nöropatolojik
Sinir sistemi hastalıklarının doku ve hücre düzeyinde meydana getirdiği yapısal ve işlevsel bozukluklarla ilgili.
Nöroplastisite
Sinir sisteminin ve beynin, yeni bilgiler öğrenme veya hasara yanıt verme sürecinde yapısal ve işlevsel olarak kendini yenileme ve değiştirme yeteneği.
Nöroproteksiyon
Sinir hücrelerini hasara karşı koruma, işlevlerini sürdürme ve ölümlerini engelleme stratejisi.
Nöroprotektif (Neuroprotective)
Sinir hücrelerini hasardan, bozulmadan veya ölmekten koruyan mekanizmalar veya maddeler.
Nöroprotektif etkiler
Sinir hücrelerini hasardan koruyan etkiler.
Nöroprotez
Hasar görmüş veya kaybedilmiş sinir sistemi işlevlerinin (konuşma, hareket vb.) yerini almak veya desteklemek amacıyla geliştirilen yapay cihaz.
Nörorestorasyon
Hasar görmüş sinir sistemi yapılarının veya fonksiyonlarının biyolojik olarak onarılması süreci.
Nörotransmitter
Sinir hücreleri (nöronlar) arasında veya bir sinir hücresi ile başka bir hücre arasında kimyasal sinyallerin iletilmesini sağlayan kimyasal taşıyıcılar.
Nörotrofik Faktör (Neurotrophic Factor)
Sinir hücrelerinin (nöronların) büyümesini, hayatta kalmasını, gelişimini ve hücresel sağlığını destekleyen protein yapısındaki moleküller.
Nörotrofik faktörler
Nöronların büyümesini, hayatta kalmasını ve farklılaşmasını destekleyen proteinler.
Nörovasküler Ünite
Nöronlar, kan damarları ve destek hücrelerinin (glia) oluşturduğu, beyin kan akışını ve bariyer işlevini düzenleyen fonksiyonel yapı.
Nötrofil-Lenfosit Oranı (NLR)
Kandaki nötrofil sayısının lenfosit sayısına bölünmesiyle hesaplanan, sistemik inflamasyonun (yangı) bir göstergesi olan biyobelirteç.
Nrf2 (Nuclear factor erythroid 2-related factor 2)
Hücreleri oksidatif hasara karşı koruyan antioksidan proteinlerin üretimini kontrol eden bir transkripsiyon faktörü.
Nrf2 proteini
Antioksidan proteinlerin ekspresyonunu düzenleyen bir transkripsiyon faktörü.
Nrf2/ARE sinyal yolağı
Hücrelerin oksidatif strese karşı savunma mekanizmalarını aktive eden bir hücresel sinyal yolu.
Nrf2/HO-1 Yolu
Hücreyi oksidatif hasardan koruyan ve antioksidan enzimlerin üretimini sağlayan temel savunma mekanizması.
Nrf2/HO-1/GPx4 Sinyal Yolağı
Hücreyi oksidatif strese karşı koruyan, antioksidan yanıtı ve hücre savunmasını düzenleyen temel bir hücresel yolak.
NRG3 (Neuregulin 3)
Sinir sistemi gelişiminde, sinaps oluşumunda ve hücreler arası iletişimde rol oynayan, ERBB4 reseptörüne bağlanan bir ligand protein.
Nuclear export
Moleküllerin hücre çekirdeğinden sitoplazmaya taşınması süreci.
Nuclear localization signal (NLS)
Proteinlerin hücre çekirdeğine taşınmasını sağlayan spesifik amino asit dizisi işareti.
Nuclear pleomorphism
Hücre çekirdeklerinin boyut ve şeklinde anormal çeşitlilik göstermesi.
Nuclear Pore Complex (NPC)
Hücre çekirdeği zarında bulunan ve moleküllerin çekirdek ile sitoplazma arasındaki geçişini düzenleyen büyük protein kompleksleri.
Nuclear translocation
Bir proteinin hücre sitoplazmasından çekirdeğe geçişi.
Nucleolus
Hücre çekirdeği içinde yer alan, ribozomal RNA sentezi ve ribozom montajından sorumlu olan nükleolus (çekirdekçik) bölgesi.
Nucleoporins
Nükleer gözenek kompleksinin (NPC) yapısal bileşenlerini oluşturan proteinler.
Nükleaz Direnci
RNA veya DNA moleküllerinin, nükleik asitleri parçalayan enzimlere karşı gösterdiği dayanıklılık.
Nükleer Deplesyon
Normalde hücre çekirdeğinde (nükleus) bulunması gereken bir proteinin miktarının azalması veya tamamen kaybolması.
Nükleer piknoz
Hücre çekirdeğinin küçülmesi ve yoğunlaşması, genellikle hücre ölümüyle ilişkilidir.
Nükleer temizlenme
TDP-43 patolojisinin bir tanımı olarak, TDP-43'ün çekirdekten ayrılması durumu.
Nükleol
Ökaryotik hücre çekirdeği içinde bulunan ve ribozomal RNA sentezinin gerçekleştiği bölge.
Nükleositoplazmik Şatıllama (Nucleocytoplasmic Shuttling)
Protein ve RNA gibi moleküllerin hücre çekirdeği (nükleus) ile hücre sıvısı (sitoplazma) arasındaki kontrollü ve çift yönlü taşınma süreci.
Nükleositoplazmik Taşıma
Moleküllerin hücre çekirdeği ile sitoplazma arasındaki çift yönlü hareketi; ALS'de bu sürecin bozulduğu bilinmektedir.
Nükleositoplazmik Taşınım
Hücre çekirdeği (nükleus) ile sitoplazma arasında moleküllerin çift yönlü taşınma süreci.
Nükleositoplazmik Trafik (Nucleocytoplasmic trafficking)
Moleküllerin, özellikle proteinlerin ve RNA'ların, hücre çekirdeği (nükleus) ile hücre sitoplazması arasındaki çift yönlü taşınma süreci.
Nükleositoplazmik translokasyon
Moleküllerin veya proteinlerin (örneğin TDP-43) hücre çekirdeği ile sitoplazma arasında yer değiştirmesi.
Nükleositoplazmik transport (Nucleocytoplasmic transport)
Hücre çekirdeği ile sitoplazma arasındaki madde alışverişi süreci; bu süreçteki kusurlar nörodejeneratif patolojilerle ilişkilendirilmiştir.
Nükleositoplazmik Yanlış Konumlanma (Nucleocytoplasmic Mislocalization)
Proteinlerin hücre çekirdeği (nükleus) ile hücre sıvısı (sitoplazma) arasındaki normal dağılım dengesinin bozularak, bulunmamaları gereken bölgede birikmesi durumu.
Nükleositoplazmik Yanlış Lokalizasyon
Bir proteinin normalde bulunması gereken hücre çekirdeğinden (nükleus) çıkıp anormal şekilde hücre sıvısına (sitoplazma) geçmesi ve orada birikmesi durumu.
NULISA (NUcleic Acid-Linked Immuno-Sandwich Assay)
Kan veya diğer biyolojik sıvılardaki proteinleri çok düşük yoğunluklarda bile yüksek hassasiyetle ölçmek için nükleik asit etiketleri kullanan gelişmiş bir sandviç immünolojik analiz yöntemi.
NuRD kompleksi
Kromatin yeniden şekillendirme ve histon deasetilaz aktivitesine sahip, gen ifadesini düzenleyen protein kompleksi.
Nusinersen
SMA tedavisinde kullanılan, hastalığı modifiye edici bir tedavi yöntemi.
Nutrigenomics
Besinlerin ve gıda bileşenlerinin gen ifadesi ve genom üzerindeki etkilerini inceleyen bilim dalı.
Nutritional decline
Beslenme durumunda kötüleşme, genellikle kilo kaybı ve besin eksiklikleri ile karakterizedir.
Objective Assessment
Gözlemcinin kişisel yorumundan bağımsız, somut ve ölçülebilir verilere dayanan değerlendirme biçimi.
Observational study
Gözlemsel çalışma. Araştırmacıların müdahale etmeden doğal seyri gözlemlediği bir çalışma türü.
Occupational therapists (Ergoterapistler)
Nöropalyatif bakım ekibinde yer alan ve hastaların günlük yaşam aktivitelerini, bağımsızlıklarını destekleyen uzmanlar.
Occupational therapy
Kişilerin günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık kazanmalarını sağlamak amacıyla uygulanan ergoterapi yöntemi.
Odak grup çalışması
Belirli bir konu hakkında katılımcıların görüşlerini, deneyimlerini ve algılarını derinlemesine anlamak için küçük bir grubun katıldığı nitel araştırma yöntemi.
Odaklanmış Ultrason (Focused Ultrasound - FUS)
Akustik enerjiyi belirli bir derinlikteki dokuya odaklayarak, kan-beyin bariyerini geçici ve hassas bir şekilde açmak amacıyla kullanılan invaziv olmayan bir teknoloji.
Odaksal Epilepsi (Focal Epilepsy)
Beynin belirli bir lokalize bölgesindeki anormal nöronal deşarjlardan kaynaklanan epileptik nöbet türü.
Odds Ratio (OR)
Bir maruziyete (örneğin hava kirliliği) maruz kalan grupta bir olayın (örneğin ALS geliştirme) olasılığının, maruz kalmayan gruptaki olasılığa oranını gösteren istatistiksel bir ölçü.
Off-label (Endikasyon Dışı Kullanım)
Bir ilacın, resmi otoriteler tarafından onaylanmış kullanım amaçları, dozları, uygulama yolları veya yaş grupları dışındaki bir yöntemle kullanılması.
Off-target effect
Hedef dışı etki; gen düzenleme teknolojilerinde (örneğin CRISPR), tasarlanan rehber RNA'nın hedef bölge dışındaki benzer DNA dizilerine bağlanarak istenmeyen kesimler veya mutasyonlar yapması durumu.
Offset-MCV
Bileşik kas aksiyon potansiyelinin (CMAP) bitiş noktasına dayanarak hesaplanan, en yavaş ileten motor aksonların hızını temsil eden yeni bir parametre.
Oksidatif Fosforilasyon
Hücrelerin mitokondri içerisinde oksijen kullanarak besin maddelerinden enerji (ATP) üretmesi süreci.
Oksidatif Stres (OS)
Vücuttaki serbest radikaller ile bunları etkisiz hale getiren antioksidanlar arasındaki dengenin bozulması sonucu hücrelerde oluşan hasar.
Oksidatif stres yanıtı
Hücrelerde serbest radikallerin antioksidan savunmayı aşması sonucu oluşan hasara karşı verilen biyolojik yanıt.
Oksidatif-Nitrozatif Stres
Hücrelerde reaktif oksijen türleri (ROS) ve reaktif nitrojen türleri (RNS) üretimi ile antioksidan savunma mekanizmaları arasındaki dengesizliğin neden olduğu hücresel hasar durumu.
Okülometrik Ölçüm
Göz hareketlerinin, bakış yönünün ve gözle ilgili diğer parametrelerin ölçülmesi ve analiz edilmesi yöntemi.
Okülomotor nöronlar (OMN)
Göz hareketlerini kontrol eden ve ALS'de genellikle hastalıktan etkilenmeyen dirençli nöron grubu.
Olfacto-gustatory sensorialite
Koku ve tat duyularının birleşimiyle oluşan, yiyeceklerin algılanmasında ve tüketiminde rol oynayan duyusal deneyim.
Olgu-Kohort Çalışması (Case-cohort study)
Büyük bir takip grubundan (kohort) seçilen bir alt grup ile süreç içinde hastalık geliştiren vakaların karşılaştırıldığı epidemiyolojik araştırma tasarımı.
Oligodendrocytes
Sinir hücrelerinin uzantılarını (akson) çevreleyerek elektrik iletimini hızlandıran miyelin kılıfını üreten hücreler.
Oligodendrosit
Merkezi sinir sisteminde nöronların aksonlarını çevreleyen ve elektriksel iletimi hızlandıran miyelin kılıfını üreten hücre tipi.
Oligogenic inheritance
Birkaç genin etkileşimiyle belirlenen kalıtım şekli.
Oligogenic model
Bir hastalığın gelişiminde birden fazla genin rol oynadığı genetik bir model.
Oligomer
Proteinin kendi kendine birleşme sürecinde oluşan, fibrillerden daha küçük, genellikle geçici ve düşük konsantrasyonlu protein kümesi.
OMA1
Stresle düzenlenen ve PGAM5 tarafından aktive edilen mitokondriyal peptidaz.
Omaveloxolone
Friedreich ataksisi tedavisinde kullanılan veya araştırılan bir ilaç etken maddesidir.
Omics (Omik)
Genomik, transkriptomik gibi hücre içindeki moleküllerin tamamını büyük ölçekte inceleyen biyolojik araştırma alanları.
Omni-Dimensional Dynamic Convolution (ODConv)
Görüntü işlemede kullanılan, sabit filtreler yerine giriş verisinin özelliklerine göre dinamik olarak şekil değiştiren ve uzamsal boyutlar ile kanal boyutları üzerinde çok yönlü dikkat mekanizmaları barındıran gelişmiş bir yapay sinir ağı katmanı.
Ön Baskı (Preprint)
Bilimsel bir çalışmanın, henüz hakem denetiminden geçmeden ve bir akademik dergide resmi olarak yayımlanmadan önce paylaşılan taslak hali.
Önceden Var Olan Rahatsızlıklar
Bir sağlık sigortası poliçesi satın alınmadan önce teşhis edilmiş veya tedavi edilmiş tıbbi durumlar.
Öngörücü geçerlilik
Bir modelin veya testin, gerçek klinik sonuçları veya gelecekteki olayları ne kadar doğru tahmin edebildiğini gösteren bir ölçüt.
Onkoloji
Kanserlerin oluşumu, nedenleri, teşhisi, tedavisi ve kalıtımı ile ilgilenen tıp dalı.
Onset phenotype
Hastalığın başlangıçta hangi vücut bölgesinde (örn. üst ekstremite, alt ekstremite) belirti gösterdiği.
Onuf Çekirdeği
Omuriliğin sakral bölgesinde bulunan ve ALS hastalığında dejenerasyona karşı direnç göstermesiyle bilinen motor nöron grubu.
Open label trial
Hem araştırmacıların hem de katılımcıların hangi tedavinin uygulandığını bildiği bir klinik çalışma türü.
Open-label
Hem araştırmacıların hem de katılımcıların hangi ilacın veya dozun uygulandığını bildiği, gizli tutulmadığı çalışma türü.
Open-label pilot study
Hem araştırmacıların hem de katılımcıların hangi tedavinin verildiğini bildiği, ön güvenlik ve fizibiliteyi değerlendiren küçük ölçekli bir çalışma.
Operasyonelleştirmek (Operationalize)
Tıbbi kılavuzların veya teorik yaklaşımların klinik uygulamada somut ve uygulanabilir adımlara dönüştürülmesi.
Opioids
Opioidler; şiddetli ağrıların tedavisinde kullanılan güçlü reçeteli analjezik ilaç grubu.
Opposable and abductable thumb (Karşılaştırılabilir ve abdukte edilebilir başparmak)
Başparmağın diğer parmakların karşısına gelebilme (oppozisyon) ve el ayasından dışarı/yana doğru uzaklaşabilme (abduksiyon) hareket yeteneği.
Optical coherence tomography (OCT)
Retinal yapısal değişiklikleri tespit etmek için kullanılan invaziv olmayan bir görüntüleme tekniği.
optical density measurements
Bir maddenin ışığı ne kadar emdiğini veya saçtığını ölçme tekniği.
Optik koherens tomografi (OCT)
Gözün retina tabakasının yüksek çözünürlüklü kesitsel görüntülerini elde etmek için kullanılan bir görüntüleme tekniği.
Optik Koherens Tomografi Anjiyografi (OCT-A)
Retina ve koroid katmanlarındaki kılcal damar ağlarını kan akışı bazlı olarak invaziv olmayan bir şekilde görüntüleyen ileri optik tetkik yöntemi.
Oral Administration
İlacın ağız yoluyla (yutularak) vücuda alınması yöntemi.
Oral Diadokokinezi (DDK)
Bir bireyin hızlı ve tekrarlayan konuşma seslerini üretme yeteneği; motor konuşma kontrolünü ve koordinasyonunu ölçmek için kullanılır.
Oral Edaravone
ALS tedavisinde kullanılan, oksidatif stresi azaltmaya yardımcı serbest radikal temizleyici edaravon ilacının ağız yoluyla (oral) alınan formu.
Oral motor cortex
Ağız, dil, dudak ve çene hareketleri ile konuşmayı kontrol eden beyin bölgesi.
Oral Motor Fonksiyon
Ağız, dudak, dil, yanak ve çene kaslarının konuşma, çiğneme ve yutma gibi hayati işlevleri gerçekleştirmek üzere koordineli çalışabilme yeteneği.
Oral Motor Fonksiyonlar
Çiğneme, yutma ve konuşma gibi ağız ve yüz kaslarının koordineli hareketlerini içeren işlevler.
Oral uygulama
İlacın ağız yoluyla alınması.
Oral-gut-brain axis (Oral-bağırsak-beyin aksı)
Ağız boşluğu, gastrointestinal sistem ve merkezi sinir sistemi arasındaki çift yönlü biyokimyasal ve fiziksel iletişim yolu.
Organ retrieval
Organ alımı; nakil amacıyla donörden organların cerrahi olarak çıkarılması işlemi.
Organ viability
Organ canlılığı; nakledilecek organın işlevselliğini ve nakil sonrası hayatta kalma potansiyelini ifade eden durum.
Organel
Hücre içinde belirli yaşamsal işlevleri yerine getiren, mitokondri gibi özelleşmiş yapılar.
Organel Homeostazisi
Hücre içindeki mitokondri, endoplazmik retikulum gibi yapıların işlevsel ve yapısal dengesinin korunması durumu.
Organelle organization (Organel organizasyonu)
Hücre içindeki Golgi aygıtı, mitokondri ve mikrotübüller gibi özelleşmiş yapıların hücresel işlevler için düzenli bir şekilde konumlanması.
Organoid
Kök hücrelerden türetilen, bir organın mimarisini ve işlevsel özelliklerini laboratuvar ortamında taklit eden üç boyutlu doku kültürü.
Organoid-dilim konnektoid
Organoidler (3D hücre kültürleri) ve doku dilimlerini birleştirerek fonksiyonel bağlantılar kuran gelişmiş bir 3D in vitro model.
Originator Study (Öncü Çalışma)
Mevcut çalışmaya temel teşkil eden ve katılımcıların ilk olarak dahil edildiği başlangıç araştırması.
orthologs
Farklı türlerde ortak bir atadan gelen ve benzer işlevleri koruyan genler veya proteinler.
Orthostatic stress (Ortostatik stres)
Vücudun pozisyon değiştirmesi (örneğin yataktan ayağa kalkma) ile ortaya çıkan ve kan basıncı ile kalp atış hızında değişikliklere neden olan fizyolojik zorlanma.
Otoacoustic emissions
İç kulaktaki dış tüy hücreleri tarafından üretilen ve işitme fonksiyonunun bir göstergesi olan sesler.
Otofagozom
Otofaji sürecinde, yıkılacak hücresel bileşenleri çevreleyen ve lizozomla birleşerek içeriğini sindiren çift zarlı hücresel yapı.
Otofaji (Autophagy)
Hücrelerin kendi içindeki hasarlı veya gereksiz bileşenleri parçalayarak geri dönüştürdüğü hücresel temizlik ve kendini sindirme süreci.
Otofaji-Endolizozomal Sistem (APELS)
Hücre içindeki hasarlı organellerin ve proteinlerin yıkılarak geri dönüştürülmesini sağlayan hücresel temizlik ve sindirim sistemi.
Otofaji-lizozom sistemi (Autophagy-lysosome system)
Hücre içindeki hasarlı bileşenlerin ve proteinlerin yıkılarak temizlenmesini sağlayan hücresel geri dönüşüm mekanizması.
Otofaji-Lizozom Yolağı (Autophagy-Lysosome Pathway)
Hücre içindeki yaşlanmış, hasarlı organellerin ve protein agregatlarının lizozomlar aracılığıyla sindirilerek ortadan kaldırılmasını sağlayan hücresel temizlik sistemi.
Otofaji-Lizozomal Yıkım
Hücrenin kendi içindeki hasarlı bileşenleri veya yabancı mikroorganizmaları lizozomlar aracılığıyla parçalayıp yok ettiği hücresel temizlik mekanizması.
Otofaji-lizozomal yolak
Hücrelerin hasarlı organelleri, protein agregatlarını ve diğer hücresel atıkları lizozomlara taşıyarak parçaladığı ve geri dönüştürdüğü temel bir hücresel temizleme ve geri dönüşüm mekanizması.
Otonom Sinir Sistemi
Kalp hızı, sindirim ve solunum gibi istemsiz vücut fonksiyonlarını kontrol eden sinir sistemi bölümü.
Otorite Paradoksu (Authority Paradox)
Hastaların, uzman hekimlerin sunduğu detaylı ve nüanslı klinik değerlendirmeler yerine yapay zekanın ürettiği çıktılara daha fazla güvenmesi durumu.
Otozomal dominant
Bir genetik özelliğin veya hastalığın, cinsiyet kromozomları dışındaki (otozomal) bir kromozom üzerinde bulunan ve tek bir kopyasının bile hastalığa neden olmaya yeterli olduğu bir gen tarafından kalıtılması durumu.
Otozomal dominant mutasyonlar
Bu çalışmada geliştirilen risk hesaplama formüllerinin, yaşa bağlı penetransa sahip diğer hastalıklar için de kullanılabileceği belirtilen genetik mutasyon türü.
Otozomal Resesif Kalıtım
Bir genetik hastalığın ortaya çıkması için, ilgili genin her iki kopyasının da (hem anneden hem babadan gelen) mutasyonlu olması gereken kalıtım şekli.
Ötrofikasyon
Sularda besin maddelerinin aşırı artması sonucu alg varlığının kontrolsüz çoğalması ve ekosistemin bozulması süreci.
Out-of-pocket expenses
Sağlık sigortası veya devlet desteği tarafından karşılanmayan, doğrudan bireyin kendi bütçesinden ödediği giderler.
Outcome Measurement Instruments (Sonuç Ölçüm Araçları)
Bir hastalığın seyrini veya tedavinin etkinliğini standart bir şekilde değerlendirmek için kullanılan ölçekler ve testler.
Outpatient Initiation
Hastanın hastaneye yatırılmadan, ayaktan tedavi veya takip sırasında bir tedavinin başlatılması.
Oxidative Stress (Oksidatif Stres)
Hücrelerdeki serbest radikallerin antioksidan savunma sistemini aşarak hücre bileşenlerine zarar vermesi durumu.
Oxygen Desaturation Index (ODI)
Uyku sırasında kandaki oksijen seviyesinde belirli bir eşiğin üzerinde düşüşlerin saat başına düşen ortalama sayısı.
p-AKT/HO-1 yolu
Hücre sağkalımı ve antioksidan savunmada rol oynayan sinyal yoludur. AKT protein kinazını ve hem oksijenaz-1 (HO-1) enzimini içerir.
P-bodies (Processing bodies)
Hücre sitoplazmasında bulunan, mRNA'ların transkripsiyonel kontrolü, geçici olarak depolanması ve yıkımından sorumlu ribonükleoprotein granülleri.
P-değeri
Bir çalışmada elde edilen sonuçların tesadüf eseri oluşma olasılığını gösteren, istatistiksel anlamlılığı belirleyen değer.
p.Pro56Ser mutation
VAPB proteininin 56. pozisyonundaki prolin amino asidinin serine dönüşmesiyle sonuçlanan ve ALS8'e yol açan spesifik genetik mutasyon.
P2X7 Receptor (P2X7 Reseptörü)
Nöroinflamasyon ve hücre ölümü süreçlerinde anahtar rol oynayan, ATP ile aktive olan bir iyon kanalı.
P300
Bir kişinin görsel veya işitsel bir uyarana dikkatini vermesiyle beyinde oluşan, yaklaşık 300 milisaniye sonra ortaya çıkan elektriksel dalga (olaya ilişkin potansiyel).
p300/CBP-HDAC Aksı
Hücre içi proteinlerin asetilasyon (p300/CBP transferazlar aracılığıyla) ve deasetilasyon (HDAC - histon deasetilazlar aracılığıyla) dengesini kontrol eden, gen ifadesi ve protein fonksiyonunda rol oynayan enzimatik yolak.
p38 kinaz sinyal yolağı (p38 kinase signalling pathway)
Hücre içi stres yanıtlarını ve LaminB1 stabilitesini fosforilasyon yoluyla düzenleyen bir hücresel sinyal iletim yolu.
p38 MAPK/MK2/HSP27 ekseni
ANXA11 kaynaklı lizozomal hasarı algılayan ve lizofajiyi başlatan koruyucu bir sinyal yolu.
p62 (Sequestosome 1)
Hücre içindeki atıkların temizlenmesi (otofaji) ve sinyal iletiminde görev alan, ALS ile ilişkili çok fonksiyonlu bir protein.
Pack-years
Sigara içme miktarını ve süresini ölçen bir birimdir; günde içilen paket sayısı ile içilen yıl sayısının çarpımıyla hesaplanır.
PaCO2
Arteriyel kanda çözünmüş karbondioksitin kısmi basıncını belirten ve solunum fonksiyonunu/gaz değişimini gösteren tıbbi ölçüm.
Paget disease of bone
Kemiklerin anormal bir şekilde yeniden şekillenmesiyle karakterize kronik bir kemik hastalığı.
PAICS Enzimi
DNA'nın yapı taşları olan pürinlerin üretiminde ve dolayısıyla DNA onarımı ve bakımı süreçlerinde kritik rol oynayan bir enzimdir.
Paket-Yıl (Pack-Year)
Kişinin yaşam boyu sigara maruziyetini hesaplamak için kullanılan, bir yıl boyunca günde 1 paket (20 adet) sigara tüketilmesini esas alan tıbbi ölçüm birimi.
pAKT/tAKT oranı
Rho kinaz (ROCK) inhibisyonunun farmakodinamik bir göstergesi olarak kullanılan, fosforile AKT proteininin toplam AKT proteinine oranı.
Palatability (Palatabilite)
Bir ilacın veya gıdanın ağızdaki tadı, kokusu ve dokusu bakımından hasta tarafından kabul edilebilirliği, lezzeti.
Palliative Care (Palyatif Bakım)
Ciddi hastalıkları olan hastaların acılarını hafifletmek ve yaşam kalitelerini artırmak amacıyla uygulanan, semptom yönetimi odaklı destekleyici bakım.
Palmitoylasyon
Proteinlere palmitik asit gibi yağ asitlerinin kovalent olarak bağlanmasıyla gerçekleşen, proteinlerin hücre zarına tutunmasını ve işlevselliğini düzenleyen bir modifikasyon süreci.
PALS (People with ALS)
Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalığı ile yaşayan bireyleri tanımlamak için kullanılan tıbbi kısaltma.
Paltusotin
Palsonify adlı ilacın etkin maddesi olan, genellikle akromegali gibi endokrinolojik hastalıkların tedavisinde kullanılan oral aktif bir somatostatin reseptör ligandı.
Palyatif Bakım (Palliative Care)
Ciddi hastalıkları olan kişilerde ağrı, stres ve diğer semptomların hafifletilerek yaşam kalitesinin artırılmasını hedefleyen tıbbi yaklaşım.
Pan-HSP90 İnhibitörleri
HSP90 proteininin tüm alt tiplerini ayrım gözetmeksizin baskılayan ilk nesil ilaç bileşikleri.
Pan-terapötik Hedefler
Birden fazla farklı hastalık grubunda ortak olarak bulunan ve tek bir tedavi yaklaşımıyla birden fazla hastalığı etkilemeyi amaçlayan moleküler hedefler.
Pantotenat (B5 Vitamini)
Koenzim A'nın (CoA) sentezinde temel bir öncü olan, suda çözünen bir B vitamini.
Papilödem
Kafa içi basınç artışına bağlı olarak göz siniri başının şişmesi.
Paralogue (Paralog)
Aynı organizmada gen ikilemesi sonucu oluşan ve benzer veya farklı işlevlere sahip olabilen aynı gen ailesine ait protein varyantları (örneğin SUMO-1 ve SUMO-2/3).
Paralysis
Vücudun bir kısmının veya tamamının hareket edememesi durumu.
Parasympathetic dysregulation (Parasempatik disfonksiyon)
Otonom sinir sisteminin 'dinlen ve sindir' tepkisinden sorumlu parasempatik bölümünün işlev bozukluğu.
Parestezi
Genellikle uyuşma, karıncalanma veya yanma hissi olarak tanımlanan duyusal bozukluk.
Parkinson Hastalığı
Beyindeki dopamin üreten hücrelerin kaybıyla ortaya çıkan, titreme, hareketlerde yavaşlama, kas sertliği ve denge bozukluğu ile seyreden kronik bir sinir sistemi hastalığı.
Parkinson's disease (PD)
Beyindeki dopamin üreten nöronların kaybıyla ilişkili, titreme, bradikinezi (hareket yavaşlığı), rijidite (katılık) ve postüral instabilite (duruş bozukluğu) gibi motor semptomlarla karakterize ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır.
PARP1 (Poli ADP-Riboz Polimeraz 1)
DNA hasarını tespit eden ve onarım sinyallerini başlatan, ancak aşırı aktivasyonu durumunda hücre enerjisini (NAD) tüketen bir enzim.
Participatory Action Research (PAR)
Araştırmacıların ve araştırılan grubun, mevcut bir sorunu anlamak ve çözmek amacıyla iş birliği içinde eylemler geliştirdiği ve uyguladığı araştırma yöntemi.
Partikül Madde (PM)
Havada asılı kalan katı parçacıklar ve sıvı damlacıkların karışımından oluşan hava kirletici türü.
Path Analizi (Yol Analizi)
Değişkenler arasındaki doğrudan ve dolaylı ilişkileri ve istatistiksel tahminleri incelemekte kullanılan bir nedensel modelleme yöntemi.
Pathogenesis
Bir hastalığın başlangıcı ve gelişimi sırasında meydana gelen biyolojik mekanizmaların bütünü.
Pathogenesis / Patogenez
Bir hastalığın ortaya çıkış ve gelişim mekanizması.
Pathogenic mechanisms
Bir hastalığın gelişimine veya ilerlemesine yol açan biyolojik süreçler veya mekanizmalar.
Pathogenic Variant
Bir genin normal diziliminde meydana gelen ve doğrudan bir hastalığa veya tıbbi duruma neden olduğu kanıtlanmış olan genetik değişiklik.
Pathogenicity
Bir etkenin hastalığa neden olma yeteneği.
Pathognomonic (Patognomonik)
Bir hastalık için tamamen karakteristik olan ve görüldüğünde kesin teşhis koyduran klinik veya patolojik bulgu.
Pathological protein aggregation (Patolojik protein agregasyonu)
Nörodejeneratif hastalıklarda görülen, proteinlerin anormal şekilde katlanarak hücre içinde veya dışında birikmesi durumu.
Pathology
Patoloji; hastalıkların nedenlerini, mekanizmalarını ve vücutta oluşturdukları morfolojik değişiklikleri inceleyen tıp dalı.
Pathophysiological mechanisms
Bir hastalığın gelişiminde ve ilerlemesinde rol oynayan anormal biyolojik ve fizyolojik süreçler.
Pathophysiology
Bir hastalığın neden olduğu işlevsel bozukluklar ve bu bozuklukların altında yatan biyolojik mekanizmalar.
Patient reported outcomes (PROs)
Hastaların kendi sağlık durumları, semptomları ve tedavinin etkileri hakkındaki doğrudan bildirimleri.
Patient Stratification (Hasta Tabakalama)
Hastaların genetik, biyolojik veya klinik özelliklerine göre en uygun tedaviyi almaları için alt gruplara ayrılması.
Patient Trajectories (Hasta Yörüngeleri)
Bir hastanın zaman içindeki sağlık durumunu, aldığı tanıları, geçirdiği tıbbi süreçleri ve klinik olayları gösteren kronolojik seyir.
Patient-Centered Care
Klinik karar alma süreçlerinde hastanın kişisel tercihlerini, ihtiyaçlarını ve değerlerini merkeze alan tıbbi bakım yaklaşımı.
Patient-Centred Decision-Making
Tedavi seçenekleri değerlendirilirken hastanın kişisel tercihlerinin, değerlerinin ve ihtiyaçlarının ön planda tutulduğu yaklaşım.
Patofizyoloji
Bir hastalığın veya durumun vücutta neden olduğu işlevsel değişiklikleri ve mekanizmaları inceleyen bilim dalı.
Patogenez
Bir hastalığın gelişimi ve ilerleyişi
Patojenez
Bir hastalığın gelişim mekanizması.
Patojenik Agregatlar
Hücre içinde birikerek toksik etki gösteren ve nörodejeneratif hastalıklara yol açan anormal protein kümeleri.
Patojenik mekanizma
Bir hastalığın ortaya çıkmasına, gelişmesine ve ilerlemesine neden olan biyolojik süreçler.
Patojenik mutasyonlar
Bir hastalığa neden olan veya hastalığın gelişimine katkıda bulunan genetik değişiklikler.
Patojenik varyant
Bir hastalık veya bozukluğa neden olduğu bilinen genetik değişiklik.
Patojenik Varyant Taşıyıcısı (Pathogenic Variant Carrier)
Hastalığa neden olduğu bilinen genetik mutasyonu taşıyan ancak henüz hastalık belirtisi göstermeyen birey.
Patojenik varyantlar
Hastalığa neden olan veya hastalığın gelişimine katkıda bulunan genetik değişiklikler.
Patojenik yük
Hastalığa neden olan veya hastalığın ilerlemesine katkıda bulunan moleküller (örneğin, yanlış katlanmış proteinler, anormal RNA'lar).
Patolojik Hallmark
Bir hastalığı tanımlayan, o hastalığa özgü en temel ve ayırt edici mikroskobik veya biyokimyasal özellik.
PBMC (Periferik Kan Mononükleer Hücreleri)
Kanda bulunan, tek çekirdekli lenfosit ve monosit gibi bağışıklık hücrelerinin genel adı.
Peak Cough Flow (Tepe Öksürük Akımı)
Bir kişinin öksürme sırasında üretebildiği maksimum hava akış hızı; öksürüğün etkinliğini ve balgam çıkarma yeteneğini ölçer.
Peak Expiratory Flow on Cough (PEFC)
Öksürme manevrası sırasında elde edilen en yüksek hava akış hızı; öksürüğün etkinliğini belirlemede kullanılır.
PEDF (Pigment Epithelium-Derived Factor)
Pigment epiteli kaynaklı faktör; metinde genetik yatkınlıkla birlikte astrositik glutamat geri alımını etkilediği belirtilen protein.
PEG (Perkütan Endoskopik Gastrostomi)
Karın duvarından geçirilerek doğrudan mideye yerleştirilen ve hastanın beslenmesini sağlayan esnek tüp.
Penetrance
Belirli bir genetik varyanta sahip bireylerde hastalığın klinik olarak ortaya çıkma olasılığı.
Penetrans
Belirli bir genotipi taşıyan bir bireyin, bu genotiple ilişkili fenotipi (klinik belirtileri) gösterme olasılığı.
Pennes Biyolojik Isı Transfer Denklemi
Biyolojik dokulardaki ısı transferini, özellikle kan perfüzyonunun etkisini modellemek için kullanılan bir denklem.
Peptidyl deiminase 2 (PAD2)
Proteinlerdeki arginin amino asitlerini sitrüline dönüştürerek post-translasyonel modifikasyona yol açan ve ALS patogenezinde rol oynayan bir enzim.
Percent of Predicted Normal (%PN)
Kişinin ölçülen solunum değerinin; yaş, cinsiyet ve boy gibi özelliklerine göre hesaplanan beklenen normal değerine olan yüzdesel oranı.
Percutaneous Endoscopic Gastrostomy (PEG)
Karın duvarından mideye endoskopik yöntemle bir tüp yerleştirilerek hastanın doğrudan beslenmesini sağlayan tıbbi işlem.
Periferik lökositler
Kanda dolaşan ve bu çalışmada protein seviyelerinin ölçümü için kullanılan akyuvar hücreleri.
Periferin (Peripherin)
Özellikle periferik sinir sistemi nöronlarında bulunan ve gelişimsel süreçler ile akson rejenerasyonunda rol oynayan bir tip III ara filaman proteini.
Perineuronal Nets (PNNs)
Sinir hücrelerinin (özellikle gövde ve sinapslarının) etrafını saran, sinaptik bağlantıları stabilize eden ve nöronal plastisiteyi düzenleyen özelleşmiş hücre dışı matris yapıları.
Peripheral (Periferik)
Merkezi bir yapının (bu bağlamda merkezi sinir sisteminin) dışında kalan, çevre birimlerle ilgili olan.
Perisynaptic Schwann cells (PSCs)
Nöromüsküler kavşakta bulunan, sinapsların bakımı, onarımı ve sinyal iletiminin düzenlenmesinden sorumlu özelleşmiş glial hücreler.
Peroneal sinir felci
Bacakta bulunan peroneal sinirin hasar görmesi sonucu oluşan hareket kaybı.
Peroxynitrite (Peroksinitrit)
Hücrelerde proteinlere ve dokulara zarar verebilen, kontrolsüz nitrasyona neden olan güçlü bir reaktif oksidan.
Perpetual Trial
Yeni tedavi kollarının eklenmesine olanak tanıyan, belirli bir bitiş süresi olmayan ve sürekli veri akışı sağlayan klinik çalışma türü.
Personalized Therapy
Hastanın genetik, çevresel ve yaşam tarzı özelliklerine göre her birey için özel olarak uyarlanan tıbbi tedavi yaklaşımı.
PET Tarayıcı (Pozitron Emisyon Tomografisi)
Vücuttaki organ ve dokuların metabolik veya fonksiyonel aktivitesini gösteren üç boyutlu görüntüler elde etmek için radyoaktif izleyiciler kullanan bir tıbbi görüntüleme tekniğidir.
PET/BT
Klinik TerimPET/BT (Pozitron Emisyon Tomografisi / Bilgisayarlı Tomografi): Vücuttaki metabolik aktiviteyi (PET) ve anatomik yapıyı (BT) aynı anda görüntüleyen birleşik tıbbi görüntüleme yöntemi.
PET/CT (PET/BT)
Pozitron Emisyon Tomografisi ve Bilgisayarlı Tomografi kombinasyonu olan, hücresel düzeydeki metabolik aktiviteleri görüntüleyen ileri düzey bir görüntüleme yöntemi.
Pfam domain
Proteinlerin evrimsel ve işlevsel olarak korunan yapısal bölgelerini (domain) sınıflandıran veri tabanı birimi.
PFKFB3
Glikoliz hızını belirleyen en kritik enzimlerden biri; nörodejeneratif hastalıklarda potansiyel bir tedavi hedefidir.
PFN1 (Profilin 1)
Hücre iskeletinin düzenlenmesinde rol oynayan aktin bağlayıcı bir protein; bu çalışmada KSHV replikasyonunu engelleyen antiviral bir faktör olarak tanımlanmıştır.
PGAM5
ALS alt tiplerinde tedavi hedefi olarak tanımlanan bir fosfataz enzimi.
Pgc1α
Mitokondriyal biyogenezi, enerji metabolizmasını ve hücresel solunumu düzenleyen kritik bir protein/transkripsiyonel koaktivatör.
Pgp Efluks Riski (Pgp efflux liability)
İlacın P-glikoprotein pompalama sistemi aracılığıyla hücreden dışarı atılma eğilimi; BSZ için düşük efflux oranı (ER) ile düşük riskli olarak saptanmıştır.
Pharmacodynamics (Farmakodinami)
İlacın vücut üzerindeki biyokimyasal ve fizyolojik etkilerini ve bu etkilerin mekanizmasını inceleyen bilim dalı.
Pharmacokinetic model
Bir ilacın vücutta emilim, dağılım, metabolizma ve atılımını (ADME) tahmin etmek için kullanılan matematiksel model.
Pharmacokinetic variability
İlacın vücut tarafından emilimi, dağılımı, metabolizması ve atılımının bireyler arasında farklılık göstermesi.
Pharmacokinetics (PK)
Bir ilacın vücutta emilimi, dağılımı, metabolizması ve atılımı (ADME) süreçlerini inceleyen bilim dalı.
Pharmacokinetics (PK) / Farmakokinetik
İlacın vücuda girişinden atılımına kadar geçen süreçte vücudun ilaca ne yaptığını (emilim, dağılım, metabolizma, atılım) inceleyen bilim dalı.
Pharyngeal swallowing
Yutma sürecinin, bolusun orofarinksten özofagusa doğru itildiği, solunum yolunun korunduğu ve faringeal kasların koordineli çalıştığı ikinci fazıdır. Bu faz istemsizdir ve yutma refleksini içerir.
Phase 1/2 Study
İlacın hem güvenliğinin ve dozajının (Faz 1) hem de erken dönem etkinlik belirtilerinin (Faz 2) birlikte değerlendirildiği klinik araştırma evresi.
Phase 1/2 trial
Yeni bir ilacın güvenliliğini, tolerabilitesini ve erken dönem etkinliğini değerlendirmek amacıyla yürütülen erken aşama klinik araştırma.
Phase II clinical trials (Faz II klinik çalışmalar)
Geliştirilmekte olan bir ilacın veya tedavinin terapötik etkisini, optimum dozunu ve güvenliğini hastalar üzerinde değerlendiren orta ölçekli klinik araştırma aşaması.
Phase II Study
Yeni bir ilacın veya tedavinin, belirli bir hastalık için etkinliğini ve güvenliğini daha küçük bir hasta grubunda değerlendiren klinik araştırma aşaması.
Phase transition
Bir maddenin fiziksel halinin (örneğin, sıvıdan katıya) değişimi.
Phase Value (Faz Değeri)
EIM ölçümlerinde kasın hücre zarı bütünlüğünü ve doku kalitesini yansıtan, derece cinsinden ifade edilen bir parametre.
Phenotype (Fenotip)
Bir canlının genetik yapısı ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan, gözlemlenebilir fiziksel ve klinik özelliklerinin tamamı.
Phenotypes
Bir hastalığın farklı klinik görünümleri veya alt tipleri.
Phenotypic spectrum
Belirli bir genetik mutasyonun veya hastalığın, farklı bireylerde ortaya çıkarabileceği klinik belirti, bulgu ve ağırlık derecelerinin tüm çeşitliliği.
Phenotypic stratification
Fenotipik sınıflandırma; hastaların klinik belirtilerine, seyrine ve fiziksel özelliklerine göre alt gruplara ayrılması.
Phospho-TDP-43-positive neuronal cytoplasmic inclusions
Fosforile TDP-43 proteini içeren, nöronların sitoplazmasında bulunan anormal birikintiler.
Phosphoglycerate kinase 1 (Pgk1)
Glikoliz yolunda görev alan ve bu çalışmada hücre dışı formunun nöroprotektif etkileri incelenen bir enzim.
Phosphorylated neurofilament heavy chain (pNfH)
Nöronal hasar sırasında açığa çıkan ve ALS'de hastalık seyrini (prognozu) değerlendirmek için kullanılan bir biyobelirteç.
Phosphorylated TDP-43
TDP-43'ün fosforillenmiş formu olup, ALS'de periferik dokularda biriktiği belirtilmiştir.
Phrenic Long-Term Facilitation (pLTF)
Akut aralıklı hipoksi sonrasında frenik sinir aktivitesinde meydana gelen ve uyaran kesildikten sonra da devam eden uzun süreli artış.
Physical outcomes
Fiziksel sonuçlar. Hastalığın veya tedavinin fiziksel durum üzerindeki etkilerini gösteren ölçülebilir veriler.
Phytoconstituents
Bitkilerde doğal olarak bulunan ve biyolojik aktivite gösteren kimyasal bileşikler, bitkisel bileşenler.
Phytopharmaceuticals
Bitkisel kaynaklardan elde edilen, standartlaştırılmış ve tedavi edici özellikleri olan ilaç veya tıbbi ürünler.
PI(3,5)P (Fosfatidilinositol 3,5-bifosfat)
Lizozomal sinyal iletiminde görev alan ve eksikliği nörolojik hastalıklara yol açan bir sinyal lipidi.
PI3K/AKT/mTOR Yolağı
Hücre büyümesi, sağkalımı, metabolizması ve otofajinin baskılanmasında rol oynayan kritik bir hücre içi sinyal iletim yolu.
Pilot Çalışma
Daha büyük bir araştırmanın uygulanabilirliğini, maliyetini ve olası sonuçlarını test etmek için yapılan küçük ölçekli ön çalışma.
pilot randomised single-blind trial
Küçük ölçekli, öncü bir çalışma olup, katılımcıların rastgele gruplara ayrıldığı ve en az bir tarafın (genellikle hasta) hangi tedaviyi aldığını bilmediği bir araştırma tasarımı.
PINK1-Parkin Yolağı
Hasarlı mitokondrileri tespit ederek onları mitofaji (seçici yıkım) için işaretleyen ve hücre içi kalite kontrolünü sağlayan temel protein sinyal yolağı.
Pipeline (İlaç Geliştirme Süreci)
Bir ilacın keşfinden klinik deneylere ve piyasaya sürülmesine kadar geçen tüm aşamaları kapsayan süreç.
Piramidal nöronlar
Serebral kortekste bulunan, piramit şeklinde hücre gövdesine sahip ve projeksiyon lifleri gönderen ana uyarıcı nöron tipi.
Placebo (Plasebo)
İlaçla karşılaştırma yapmak amacıyla kullanılan, içinde aktif madde bulunmayan etkisiz formülasyon.
Placebo-controlled (Plasebo kontrollü)
Test edilen aktif tedavinin etkisini karşılaştırmak amacıyla, etken madde içermeyen etkisiz bir madde (plasebo) kullanan kontrol grubunun dahil edildiği çalışma tasarımı.
Plasebo Kontrollü (Placebo-controlled)
İlacın etkisini ölçmek amacıyla, aktif madde içermeyen bir kontrol grubuyla karşılaştırma yapılan çalışma yöntemi.
Plasma Extracellular Vesicles (EVs)
Hücrelerden salınan, kan plazmasında bulunan, zarla çevrili küçük keseciklerdir. Proteinler, lipitler ve nükleik asitler taşıyarak hücreler arası iletişimde rol oynarlar ve hastalık biyobelirteçleri olarak potansiyel taşırlar.
Plasmapheresis
Plazmaferez; kanın sıvı kısmı olan plazmanın bileşenlerine ayrılarak zararlı maddelerden veya antikorlardan temizlenmesi işlemi.
Platelet Factor 4 (PF4 / Trombosit Faktör 4)
Trombositlerden salgılanan, çalışmada dolaşımdaki nörokoruyucu proteostaz aksını uyardığı ve ALS patolojisini gerilettiği gösterilen protein faktörü.
Platform Çalışması (Platform Trial)
Tek bir ana protokol altında birden fazla tedavinin veya ilacın aynı anda değerlendirildiği, verimliliği artıran klinik araştırma tasarımı.
Platform denemeleri
Birden fazla deneysel tedavinin aynı anda ve aynı ana protokol altında, ortak bir kontrol koluyla test edildiği klinik araştırma tasarımları.
Platform Denemesi
Birden fazla ilacın veya tedavi rejiminin aynı anda ve aynı altyapı içinde test edildiği, esnek ve verimli bir klinik araştırma modeli.
Platform Trial
Birden fazla deneysel tedavinin, ortak bir ana protokol ve kontrol grubu kullanılarak aynı anda değerlendirildiği klinik araştırma tasarımı.
Plazma
Kanın pıhtılaşma faktörlerini de içeren, hücrelerinden arındırılmış sıvı kısmı.
Plazma Belirteçleri
Kanın sıvı kısmı olan plazmada ölçülebilen ve belirli bir biyolojik durum, hastalık veya fizyolojik süreç hakkında bilgi veren moleküller veya maddeler.
Plazma Membranı (Plasma Membrane)
Hücrenin dışını çevreleyen, sitozolün bölmelere ayrılmasını ve hücrenin canlılığını sağlayan seçici geçirgen zar yapısı.
Pleiotropi
Tek bir genin veya genetik varyantın birden fazla, birbiriyle ilişkisiz fenotipik özelliği veya biyolojik yolağı etkilemesi durumu.
Pleiotropic pathways (Pleyotropik yolaklar)
Tek bir genetik veya moleküler mekanizmanın, birden fazla farklı biyolojik süreç veya klinik tablo üzerinde etki göstermesi.
Pleiotropik
Bir genin veya molekülün birden fazla, birbiriyle ilişkisiz gibi görünen fenotipik özelliği veya biyolojik süreci aynı anda etkileme yeteneği.
Pluripotent kök hücre
Vücuttaki hemen hemen tüm hücre tiplerine dönüşebilme yeteneğine sahip olan öncül hücre türü.
Pluripotent kök hücreler
Vücuttaki hemen hemen tüm hücre tiplerine dönüşebilme yeteneğine sahip olan öncül hücreler.
PM2.5
Çapı 2.5 mikrometreden küçük olan, solunum yoluyla akciğerlerin derinliklerine ve kan dolaşımına karışabilen ince partikül maddeler.
PML nuclear bodies (PML nükleer cisimcikleri)
Hücre çekirdeğinde bulunan; transkripsiyonel düzenleme, tümör baskılama, genom bütünlüğü ve protein modifikasyonları gibi kritik hücresel süreçlerde rol oynayan protein yapılı alt bölmeler.
POLG variant
Mitokondriyal DNA replikasyonunda görev alan DNA polimeraz gama enzimini kodlayan POLG genindeki genetik değişiklik.
Poli-GR (Poli-glisin-arjinin)
C9orf72 genindeki heksanükleotid tekrar artışından üretilen, mitokondriyal disfonksiyon ve oksidatif strese yol açan toksik bir dipeptid tekrar proteini.
Polifarmakoloji
Birden fazla hastalığa özgü mekanizmayı aynı anda hedefleyen terapötik strateji.
Polifenoller
Bitkilerde bulunan, antioksidan özellikleri olan ve bağırsak bakterileri tarafından işlenerek faydalı bileşiklere dönüştürülen doğal kimyasallar.
Poligenik arka plan hipotezi
Bir hastalığın gelişimine birçok genin, her birinin küçük bir etkisiyle katkıda bulunduğu fikri.
Polihidramnios
Gebelik sırasında amniyotik sıvının normalden fazla olması durumu.
Polijenik Risk Skoru
Bir bireyin birden fazla genetik varyasyona dayanarak belirli bir hastalığı geliştirme olasılığını/riskini tahmin etmek için kullanılan genetik ölçüm yöntemi.
Polisomnografi
Uyku sırasında vücut fonksiyonlarının kaydedildiği tıbbi inceleme yöntemi.
Politika Karnesi
Belirli bir konuda (bu bağlamda sağlık politikaları) eyaletlerin performansını ölçmek, kıyaslamak ve iyileştirilmesi gereken alanları belirlemek için kullanılan değerlendirme raporu.
Poly-GR
C9orf72 genindeki mutasyon sonucu üretilen, arjinin içeren ve sinir hücreleri için toksik olan dipeptid tekrar proteini.
Poly(ADP-ribose) (Poli(ADP-riboz))
Hücresel süreçlerde ve proteinlerin kondansasyonunda (yoğunlaşmasında) rol oynayan bir polimer.
Polyglutamine expansion (Poliglutamin genişlemesi)
Bir gendeki CAG nükleotid tekrarlarının normalden fazla olması sonucu oluşan ve nörodejeneratif hastalıklara yol açan mutasyon tipi.
polymer-peptide conjugates
Polimer ve peptit birimlerinin birleşmesiyle oluşan bileşikler.
Polymeric Nanoparticles (Polimerik Nanopartiküller)
İlaçların kararlılığını ve biyoyararlanımını artırmak, hedef dokuya (örneğin mitokondriye) güvenli iletim sağlamak amacıyla kullanılan polimer bazlı mikroskobik taşıyıcı sistemler.
Polymorphic enzyme
Aynı türün bireyleri arasında genetik varyasyonlar nedeniyle farklı aktivite seviyeleri veya yapısal formlar gösteren enzim.
Polymorphism (Polimorfizm)
Aynı protein dizisinin farklı üç boyutlu fibril yapıları (konformasyonlar) oluşturabilme yeteneği.
Pompe Hastalığı (LOPD)
Glikojenin kas hücrelerinde birikmesiyle karakterize, nadir görülen genetik bir metabolik hastalıktır. LOPD, hastalığın geç başlangıçlı formudur.
Population-based study
Belirli bir coğrafi bölgedeki veya ülkedeki tüm nüfusu temsil eden verilerin kullanıldığı, sonuçların genel topluma uyarlanabildiği araştırma türü.
Positive Predictive Value (Pozitif Öngörü Değeri)
Bir testin pozitif sonuç verdiğinde, kişinin gerçekten o durumu/özelliği taşıma olasılığını gösteren istatistiksel ölçüt.
Post hoc analyses
Bir çalışma tamamlandıktan ve birincil analizler yapıldıktan sonra, genellikle beklenmedik bulguları veya alt grupları daha fazla keşfetmek için yapılan ek analizler.
Post-hoc analiz
Bir klinik çalışmanın ana sonuçları elde edildikten sonra, veriler üzerinde yapılan planlanmamış veya keşifsel analizler.
Post-sinaptik Yoğunluk (PSD)
Sinapsın alıcı tarafında bulunan, sinyal iletimi ve yapısal bütünlük için kritik olan protein açısından zengin bölge.
Post-transkripsiyonel regülasyon (Post-transcriptional regulation)
Gen ifadesinin, RNA molekülü sentezlendikten sonra ve protein üretilmeden önce kontrol edilmesi ve düzenlenmesi mekanizması.
Post-translasyonel Modifikasyon
Proteinlerin sentezlendikten sonra işlevlerini, yerleşimlerini veya ömürlerini belirlemek amacıyla uğradıkları kimyasal değişimler.
Posterior Kortikal Atrofi
Beynin arka kısımlarında (oksipital ve parietal bölgelerde) meydana gelen doku kaybı ve küçülme.
Postmitotic Neural Tissue / Postmitotik Sinir Dokusu
Bölünme ve kendini yenileme yeteneğini kaybetmiş, olgunlaşmış sinir hücrelerinden oluşan doku.
Postmortem
Ölüm sonrası; bir organizmanın ölümünden sonra gerçekleştirilen tıbbi inceleme veya işlemler.
Postüral İnstabilite
Vücut dengesini koruma yeteneğinin kaybı; hastanın ayakta dururken veya yürürken dengesini sağlayamaması durumu.
PP1 (Protein Fosfataz 1)
GADD34 ile birlikte TDP-43 RNA granül dinamiklerini düzenleyen ve TDP-43 oksidasyonu tarafından granül oluşturma yeteneği kontrol edilen bir fosfataz enzimi.
PPIA
Peptidil-prolil cis-trans izomeraz A; TDP-43 proteini ile etkileşime girerek onun kümelenmesini ve işlevini etkileyen bir enzim.
Practice Parameter
Belirli bir hastalığın teşhis ve tedavisi için kanıta dayalı verilerle oluşturulmuş uygulama standartları veya kılavuzları.
Prazosin
Bu çalışmada ters fenotipik haritalama ile tanımlanan ve SQSTM1 seviyelerini artırarak ALS modellerinde iyileşme sağlayan kimyasal bileşik/ilaç.
Pre-analitik değişkenlik
Biyolojik bir örneğin (kan, BOS vb.) hastadan alınmasından laboratuvar analizine kadar geçen süreçteki (örnek toplama, işleme, depolama, taşıma) farklılıklardan kaynaklanan değişkenliktir. Bu değişkenlik, test sonuçlarının doğruluğunu ve güvenilirliğini etkileyebilir.
Pre-analitik faktörler
Laboratuvar analizi öncesinde; örnek toplama, taşıma, saklama, dondurma-çözme ve kontaminasyon gibi test sonuçlarını doğrudan etkileyebilecek değişkenlerin tamamı.
Pre-diagnostik
Bir hastalığın klinik belirtilerinin ortaya çıkıp resmi tanısının konulmasından önceki süreci ifade eden tıbbi terim.
Pre-formed fibrils (PFFs)
Proteinlerin önceden oluşturulmuş fibril yapıları, protein agregasyonunu ve yayılımını modellemek için kullanılır.
Pre-mRNA eklenmesi (splicing)
Hücrelerde genetik bilginin doğru proteinlere dönüştürülmesi sürecinde, pre-mRNA'dan gereksiz kısımların çıkarılıp kalan kısımların birleştirilmesi işlemi.
Precentral Girus
Beynin frontal lobunda yer alan, birincil motor korteksi içeren ve istemli hareketlerin kontrolünde anahtar rol oynayan kıvrım.
Precision Medicine (Hassas Tıp)
Tedavi ve önleme stratejilerinin, bireylerin genetik, çevresel ve yaşam tarzı özelliklerine göre kişiselleştirilmesi.
Preclinical stages
Hastalığın dışarıdan fark edilebilir belirtiler göstermediği ancak biyolojik olarak beyinde başladığı en erken evre.
Preconditioning
EV etkinliğini artırmak için hipoksik, inflamatuar, farmakolojik veya genetik mühendisliği gibi yaklaşımlarla uygulanan ön hazırlık stratejileri.
Predictive Factors
Belirli bir sonucun veya durumun (bu vakada ölüm isteğinin) ortaya çıkma olasılığını önceden belirleyen değişkenler.
Predictive testing
Henüz hastalık belirtisi göstermeyen ancak genetik risk taşıyan bireylerde, gelecekte hastalığın ortaya çıkıp çıkmayacağını belirlemek amacıyla yapılan öngörücü genetik test.
Preklinik (Klinik Öncesi) Testler
Bir ilaç adayının insanlar üzerinde denenmeden önce, laboratuvar ortamında (in vitro) ve hayvanlar üzerinde (in vivo) güvenlik ve biyolojik etkinlik açısından test edildiği aşama.
Preklinik çalışmalar
İnsanlar üzerinde yapılmadan önce laboratuvar ortamında veya hayvan modellerinde yapılan araştırmalar.
Preklinik Modeller
İnsanlarda klinik denemelerden önce laboratuvar ortamında veya hayvanlarda yapılan araştırma modelleri.
Preliminary Efficacy
Bir klinik araştırmanın erken aşamalarında gözlemlenen, yöntemin beklenen etkiyi gösterip göstermediğine dair ilk bulgular.
Premorbid Düzenleyici Özellikler
Hastalığın başlangıcından önceki dönemde bireyin davranışlarını, duygularını ve düşüncelerini düzenleme yeteneğiyle ilgili kişilik özellikleri.
Premortem
Ölüm gerçekleşmeden önce, canlılık süresi içerisinde yapılan tıbbi inceleme veya durum.
Premotor diagnosis (Premotor teşhis)
ALS gibi motor nöron hastalıklarında, hareketle ilgili (motor) klinik belirtiler henüz ortaya çıkmadan önceki evrede konulan teşhis.
presantral girus (PCG)
Beynin motor korteksinin büyük bir kısmını oluşturan, hareket kontrolünde önemli rol oynayan bir kıvrım.
Presemptomatik
Bir hastalığın biyolojik olarak mevcut olduğu ancak henüz hastada fark edilebilir klinik belirti veya semptom vermediği dönem.
Presinaptik
Sinir hücreleri arasındaki iletişim noktası olan sinapsın, sinyali gönderen (iletici) tarafına ait olan yapı veya süreç.
Prevalans
Belirli bir hastalık veya durumun, belirli bir popülasyonda belirli bir andaki görülme sıklığı.
Prevalence (Prevalans)
Belirli bir hastalık veya durumun, belirli bir zaman diliminde bir popülasyonda görülme sıklığı veya yaygınlığı.
Pridopidin
Klinik TerimPridopidin, başlıca Huntington Hastalığı ve Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS) gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisi için araştırma ve geliştirme aşamasında olan oral, merkezi sinir sistemi etkili küçük bir moleküldür
Primary Lateral Sclerosis (PLS)
Sadece üst motor nöronların etkilenmesiyle karakterize, kaslarda sertlik ve güçsüzlüğe neden olan, yavaş ilerleyici nadir bir hastalık.
Primer Cilt Fibroblastları (Primary Skin Fibroblasts)
Hastalardan alınan deri dokusundan doğrudan elde edilerek laboratuvarda çoğaltılan temel bağ dokusu hücreleri.
Primer Lateral Skleroz (PLS)
Motor nöronların dejenerasyonu ile karakterize, ilerleyici bir nörolojik hastalıktır. ALS'nin bir varyantıdır.
Primer Motor Korteks
Beyinde istemli hareketlerin başlatılmasından sorumlu olan bölge.
Primer Sil (Primary cilium)
Hücre yüzeyinde yer alan ve siliyer sinyalizasyon ile hücresel algılama süreçlerini koordine eden organel.
Prion benzeri agregasyon
Hatalı katlanmış proteinlerin, normal proteinlerin de yapısını bozarak kendisi gibi hatalı katlanmaya ve kümelenmeye zorlaması süreci.
Prion Benzeri Mekanizma
Yanlış katlanmış proteinlerin, normal proteinleri de kendileri gibi yanlış katlanmaya teşvik ederek hücreden hücreye yayılma özelliği.
Prion benzeri proteinler
Yanlış katlanmış formlarını diğer proteinlere aktarabilen ve agregasyon eğilimi gösteren proteinler, TDP-43 ve FUS gibi.
Prion-benzeri Alan (PLD)
Proteinlerin kümelenmeye ve agregasyona eğilimli olan, prion proteinlerine benzer yapısal özellikler gösteren bölgesi.
Prion-benzeri enfektivite
Hatalı katlanmış bir proteinin, normal yapıdaki proteinleri de kendisi gibi hatalı katlanmaya zorlayarak hastalığı hücreden hücreye yayma yeteneği.
Prion-benzeri Tohumlanma (Seeded Aggregation)
Hatalı katlanmış bir proteinin, çevresindeki normal proteinleri de kendi hatalı formuna dönüştürerek kümelenmeye zorlaması süreci.
Prion-like domain (PrLD)
Proteinlerin anormal birleşim ve agregasyonuna aracılık eden, prion proteinlerine benzer özellikler gösteren bir protein bölgesi.
PRO-ACT Database
ALS klinik çalışmalarından elde edilen anonim hasta verilerinin toplandığı dünyanın en büyük açık erişimli veri tabanı.
Pro-apoptotic
Hücrenin programlı ölüm (apoptoz) sürecini başlatan veya teşvik eden etki.
Pro-inflamatuar
Vücutta inflamasyonu (iltihaplanmayı/yangıyı) teşvik eden, başlatan veya artıran maddeler ya da süreçler.
Pro-inflamatuar Sitokin
Vücutta iltihaplanma sürecini başlatan ve hücre hasarını artıran bağışıklık sistemi proteinleri.
Pro-inflamatuar Sitokinler
Vücutta iltihaplanma sürecini başlatan ve hücre hasarına yol açabilen TNF-α ve IL-1β gibi bağışıklık sistemi proteinleri.
Pro67Arg Mutasyonu
SOD1 proteinindeki 67. pozisyonda bulunan Prolin amino asidinin Arginin ile yer değiştirdiği spesifik genetik değişim.
Probabilistik traktografi
MRG verilerini kullanarak sinir liflerinin yollarını olasılıksal olarak haritalandıran bir görüntüleme yöntemi.
Proband
Bir ailede genetik araştırma veya analize başlanmasına vesile olan, genetik bozukluğu ilk tespit edilen birey.
Probiyotik
Yeterli miktarda alındığında konakçının sağlığı üzerinde olumlu etkiler yaratan canlı mikroorganizmalar.
Process evaluation
Bir programın veya müdahalenin nasıl uygulandığını, neden işlediğini veya işlemediğini ve hedeflenen sonuçlara nasıl ulaştığını (veya ulaşmadığını) anlamak için yapılan sistematik bir değerlendirme.
Prodromal conditions (Prodromal durumlar)
Bir hastalığın tam olarak ortaya çıkmasından önce görülen, erken dönem belirti ve bulguları.
Prognosis (Prognoz)
Bir hastalığın seyri, gelişimi ve sonuçları hakkında yapılan tıbbi öngörü.
Prognostic
Bir hastalığın seyri, iyileşme şansı veya beklenen yaşam süresi hakkındaki tıbbi öngörü.
Prognostic biomarker (Prognostik biyobelirteç)
Bir hastanın gelecekteki klinik durumunu, hastalık seyrini, sağkalım süresini veya tedaviye vereceği yanıtı tahmin etmeye yarayan biyolojik ölçüm.
Prognostic factor
Bir hastalığın gelecekteki seyrini, iyileşme şansını veya hayatta kalma süresini öngörmeye yardımcı olan klinik değişken.
Prognostik
Bir hastalığın seyri, ilerleyişi ve muhtemel sonucu ile ilgili öngörü.
Prognoz
Bir hastalığın seyri, iyileşme olasılığı ve gelecekteki gelişimi hakkında yapılan tıbbi öngörü.
Programlanmış akson dejenerasyonu (PAD)
Hasar veya metabolik stres sonrası akson yıkımını kontrol eden koruyucu bir yolak.
Programlanmış Hücre Ölümü
Hücrenin genetik kontrol altında kendi kendini imha etmesiyle sonuçlanan düzenli hücre ölümü mekanizması.
Progresif
Zaman içinde kötüleşen, ilerleyici seyir gösteren durum.
Progresif Nörolojik Bozukluk
Zamanla kötüleşen ve sinir sistemini etkileyen bir hastalık durumu.
Progresif Nörolojik Hastalıklar
Zamanla ilerleyen ve sinir sistemi fonksiyonlarında kademeli kayba neden olan hastalıklar grubu (örneğin ALS, Parkinson, Huntington).
Progressive muscular atrophy (PMA)
Esas olarak alt motor nöronların hasarıyla seyreden, motor nöron hastalığının ilerleyici bir alt tipi.
Progressive neurological conditions (İlerleyici nörolojik durumlar)
Zamanla kötüleşen, belirsiz bir hastalık seyrine sahip olan ve hastanın benlik inancı, kimliği ve aidiyet duygusu üzerinde derin etkiler bırakan sinir sistemi hastalıkları.
Progressive Supranuclear Palsy (Progresif Supranükleer Palsi - PSP)
Göz hareketlerinde kısıtlılık, postural instabilite (denge kaybı), parkinsonizm ve bilişsel yıkımla seyreden, tau proteini birikimiyle karakterize ilerleyici nörodejeneratif hastalık.
Progresyon
Bir hastalığın zaman içindeki ilerleme hızı ve yayılımı.
Progresyon Modifikatörü
Bir hastalığın ilerleme hızını, şiddetini veya klinik gidişatını olumlu ya da olumsuz yönde etkileyen biyolojik veya çevresel faktörler.
Proksimal kaslar
Vücut merkezine veya gövdeye daha yakın konumda bulunan kaslar (örneğin deltoid ve trapezius).
Proksimal Kompleman İnhibisyonu (C3 Blokajı)
Bağışıklık sisteminin kompleman yolağında erken aşamada yer alan C3 proteininin aktivasyonunu engelleme işlemi.
Proof-of-concept
Bir yöntemin veya teorinin klinik olarak uygulanabilirliğini ve potansiyel başarısını göstermek için yapılan öncül çalışma.
Propensity Score-Matched Analysis
Gözlemsel çalışmalarda, tedavi alan ve almayan gruplar arasındaki temel özellikleri eşitleyerek yanlılığı azaltan istatistiksel bir yöntem.
Proportional bias
Ölçülen değerin büyüklüğüne bağlı olarak, iki yöntem arasındaki farkın veya sapmanın sistematik olarak değişmesi durumu.
Propriyoseptif Ataksi
Vücut pozisyon ve hareket duyusundaki (propriyosepsiyon) bozukluğa bağlı olarak gelişen yürüme ve koordinasyon bozukluğu.
Prospective
İleriye dönük. Verilerin gelecekte toplanacağı bir çalışma tasarımı.
Prospective cohort study
Belirli bir hastalığı olmayan bir grup bireyin (kohort) zaman içinde izlenerek, belirli risk faktörlerine maruz kalma ile hastalık gelişimi arasındaki ilişkinin incelendiği bir gözlemsel çalışma türü.
Prospektif çalışma (Prospective study)
Katılımcıların belirli bir süre boyunca ileriye dönük olarak takip edildiği, neden-sonuç ilişkilerini ve risk faktörlerini belirlemeyi amaçlayan araştırma tasarımı.
Prospektif Kohort Analizi
Belirli bir grubun zaman içinde ileriye dönük olarak izlendiği ve hastalık gelişimi gibi sonuçların gözlemlendiği araştırma yöntemi.
PROTAC (Proteolysis-Targeting Chimera)
Bir ucu hedef proteine, diğer ucu E3 ligaza bağlanan ve hedef proteinin hücre tarafından yok edilmesini sağlayan çift fonksiyonlu küçük molekül.
Proteasome
Hücredeki hasarlı veya gereksiz proteinleri parçalayarak temizleyen bir protein kompleksi.
Proteasome inhibitor of 31 kDa (PI31)
Proteazom montajını, trafiğini ve aktivitesini inhibe eden bir protein.
Proteaz Dirençli
Proteinleri parçalayan enzimler olan proteazlar tarafından yıkılamayan, bu sebeple dokularda birikme eğilimi gösteren yapılar.
Proteazom
Hücre içinde hatalı veya işlevini yitirmiş proteinleri parçalayarak geri dönüştüren protein kompleksleri.
Protein Aggregation (Protein Agregasyonu)
Proteinlerin hatalı katlanarak hücre içinde veya dışında toksik kümeler oluşturması; ALS ve Alzheimer gibi hastalıkların temel özelliğidir.
Protein Agregasyonu
Hücre içindeki proteinlerin yanlış katlanarak birikmesi ve kümelenmesi sonucu hücre fonksiyonlarını bozan toksik yapılar oluşturması.
Protein Agregat
Hücrelerde biriken ve normal işlevini yitirmiş, nörodejeneratif hastalıklarda toksik etki yaratan protein kümeleri.
Protein Agregatları
Hücre içinde normal yapısı bozularak biriken, çözünmeyen ve sinir hücrelerine zarar veren protein kümeleri.
Protein citrullination (PC)
Protein yapısındaki arginin kalıntılarının sitrüline dönüşmesiyle karakterize, nöroenflamasyon ve nörodejenerasyon süreçlerini etkileyebilen bir post-translasyonel modifikasyon.
Protein Corona
Nanopartiküllerin biyolojik sıvılara (kan gibi) girdiğinde yüzeylerinin proteinlerle kaplanması sonucu oluşan tabaka; bu durum nanopartikülün vücuttaki kaderini ve bağışıklık yanıtını belirler.
Protein Disulfide Isomerase (PDI)
Hücrede proteinlerin doğru katlanmasını sağlayan (şaperon aktivitesi) ve disülfid bağlarının oluşumunu/izomerizasyonunu katalize eden enzim.
Protein İnteraktom Ağı
Farklı hastalıkların patojenik proteinleri arasındaki mekanistik etkileşimleri ve çakışmaları ortaya koyan hücresel analiz yöntemi.
Protein kalite kontrol (PQC) sistemi
Hücre içinde proteinlerin doğru şekilde katlanmasını, işlenmesini ve hasarlı veya yanlış katlanmış proteinlerin temizlenmesini sağlayan mekanizmalar bütünü.
Protein yanlış katlanması
Proteinlerin hatalı şekillenerek birikmesi sonucu nöronal homeostazı bozan patojenik süreç.
Proteinopathy
Belirli proteinlerin hatalı katlanması, birikmesi veya yanlış yerleşimi sonucu ortaya çıkan hastalıklar grubu.
Proteinopati
Belirli proteinlerin hatalı katlanması, kümelenmesi veya birikmesi sonucu ortaya çıkan hastalıklar grubu.
Proteolitik
Proteinlerin enzimler yardımıyla daha küçük parçalara veya fragmanlara parçalanması süreci.
Proteoliz
Proteinlerin enzimler yardımıyla daha küçük parçalara veya amino asitlere ayrıştırılması işlemi.
Proteom
Bir organizma, doku veya hücre tarafından belirli bir zamanda ifade edilen proteinlerin tamamı.
Proteomic Profiling
Bir örnekteki proteinlerin tam setinin analiz edilmesi.
Proteomics
Bir organizma veya sistemdeki tüm proteinlerin yapısını, işlevini ve etkileşimlerini geniş ölçekli olarak inceleyen bilim dalı.
Proteomik
Bir organizma veya sistemdeki tüm proteinlerin yapısını, işlevini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı.
Proteomik Analiz
Bir hücre, doku veya organizmadaki tüm proteinlerin (proteom) yapısını, işlevini ve ekspresyon düzeylerini sistematik olarak inceleyen biyokimyasal yöntem.
Proteomikler
Bir organizma, doku veya hücredeki tüm proteinlerin (proteom) büyük ölçekli incelenmesi.
Proteopatik tohumlar
Hastalığa neden olan yanlış katlanmış protein formları olup, diğer normal proteinlerin de yanlış katlanmasına neden olarak hastalığı yayabilen yapılar.
Proteostasis (Proteostaz)
Hücre içindeki proteinlerin üretimi, katlanması, taşınması ve yıkımı arasındaki hassas dengenin korunması süreci.
Proteostatic Stress (Proteostatik Stres)
Hücre içindeki proteinlerin katlanması, taşınması ve yıkımı gibi dengelerin (proteostazis) bozulması sonucu oluşan hücresel stres.
Proteostaz yetmezliği
Hücrelerin protein katlanması, birleşmesi ve yıkımını sürdürme yeteneğinin bozulması.
Proteostazis
Hücrelerde proteinlerin sentezi, katlanması, taşınması ve yıkımının dengesini ifade eden süreç.
Proteotoksik stres (Proteotoxic stress)
Hücre içinde hatalı katlanmış veya hasarlı proteinlerin birikmesi sonucu hücrede meydana gelen stres durumu.
Proteotoxicity
Proteinlerin yanlış katlanması veya birikmesi sonucu hücrelere verilen zarar veya toksisite.
Prothrombotik
Pıhtı oluşumuna eğilimi artıran, pıhtılaşmayı tetikleyen süreç veya madde.
Protocol adherence
Bir çalışma protokolünde belirtilen prosedürlere, talimatlara veya zaman çizelgelerine uyma derecesi.
Proton manyetik rezonans spektroskopisi termometrisi (H-MRS-t)
Yüksek çözünürlüklü in vivo olarak proton manyetik rezonans spektroskopisi kullanarak sıcaklığı ölçme tekniği.
Proximity extension assay (Olink)
Proteinlerin yüksek hassasiyetle ölçülmesini sağlayan, antikor eşleşmesi ve DNA amplifikasyonuna dayalı bir proteomik analiz platformu.
Proximity Ligation Assay (PLA)
Hücre veya dokularda iki proteinin birbirine olan aşırı yakınlığını (etkileşimini) tek bir molekül düzeyinde görselleştirmeye yarayan yüksek hassasiyetli bir immünolojik yöntem.
Pseudobulbar affect
Hastanın duygusal durumuyla uyumsuz, kontrol edilemeyen gülme veya ağlama nöbetleri.
Pseudobulbar Affekt
ALS gibi nörolojik durumlarda görülen, ani ve kontrol edilemeyen kahkaha veya ağlama nöbetleri.
Psikiyatrik Bozukluklar
Düşünce, duygu, davranış veya işlevsellikte klinik olarak önemli bir bozulmaya neden olan zihinsel sağlık durumları (Örn: Depresyon, Şizofreni).
Psikolojik uyum
Bireyin kronik veya yaşamı tehdit eden bir hastalık sürecinde yaşadığı duygusal ve zihinsel değişimlere karşı geliştirdiği başa çıkma mekanizmaları.
Psikometrik geçerlilik
Bir ölçeğin ölçmeyi amaçladığı özelliği ne kadar doğru ve tutarlı ölçtüğünün istatistiksel kanıtı.
Psilosibin (Psilocybin)
Bazı mantar türlerinde doğal olarak bulunan, serotonin reseptörleri üzerinden etki ederek algı ve duygu durumunda değişiklik yaratan psikoaktif bileşik.
Psödobulber Afekt (PBA)
Nörolojik hasara bağlı olarak gelişen, kişinin o anki duygu durumuyla uyumsuz, ani ve kontrol edilemeyen gülme veya ağlama nöbetleri.
Psödobulber Affekt (PBA)
Nörolojik bir durum olup, istemsiz ve kontrol edilemeyen ağlama veya gülme nöbetleri ile karakterizedir.
Psödobulber Etki (PBA)
Nörolojik bir durum olup, istemsiz ve kontrol edilemeyen ağlama veya gülme nöbetleri ile karakterizedir. Genellikle altta yatan bir nörolojik hastalıktan kaynaklanır.
psychosocial processes
Bireyin zihinsel ve sosyal yönlerini içeren, davranışlarını ve deneyimlerini etkileyen süreçler.
Psychosomatic
Zihinsel veya duygusal süreçlerin fiziksel semptomlar üzerindeki etkisini ifade eden durum.
pTau-T181
Tau proteininin 181. treonin amino asit bölgesinden fosforillenmiş hali; genellikle nöronal hasar veya nörodejenerasyonun bir işaretidir.
pTau181 (Phosphorylated tau 181)
Normalde hücre içi iletimde görev alan tau proteininin belirli bir bölgesinden fosforillenmiş hali; bu çalışmada alt motor nöron yıkımının göstergesi olarak kullanılmıştır.
pTDP-43 inclusions
pTDP-43 inklüzyonları, ALS ve frontotemporal demans gibi nörodejeneratif hastalıklarda görülen, fosforile TDP-43 proteininin hücre içinde anormal birikintileridir.
pTDP43 aggregates
ALS ve frontotemporal demans (FTD) gibi nörodejeneratif hastalıklarda görülen, fosforile TDP-43 proteininin hücre içi birikintileri.
PUFA (Çoklu Doymamış Yağ Asitleri)
Hücre zarlarında bulunan ve oksidatif hasara (ferroptozise) en duyarlı olan yağ asidi grubu.
Pulmoner emboli
Akciğer damarlarının pıhtı ile tıkanması durumu.
Pulmoner Fonksiyon
Akciğerlerin kapasitesini, hava akış hızını ve genel solunum verimliliğini ifade eden işlevsel durum.
Pulmoner Fonksiyon Testi
Akciğerlerin kapasitesini ve solunum gücünü ölçen testler.
Pulmoner Fonksiyon Testleri (PFT)
Akciğerlerin kapasitesini ve solunum kaslarının gücünü ölçmek için kullanılan standart testler.
pwALS
Amyotrofik Lateral Skleroz ile yaşayan bireyleri (people with ALS) ifade eden kısaltma.
Pyramidal Involvement
Beyinden omuriliğe istemli hareket sinyallerini taşıyan piramidal yolakların (üst motor nöron yollarının) hasar görmesi veya bu sürece dahil olması.
Pyroptosis
Genellikle enfeksiyon veya inflamasyon (iltihap) durumlarında tetiklenen, gazdermin proteinlerinin hücre zarında gözenekler açmasıyla karakterize inflamatuar hücre ölümü.
Qalsody (Tofersen)
SOD1-ALS tedavisinde kullanılan, SOD1 proteininin üretimini azaltmayı hedefleyen bir ilaçtır.
qPCR (Kantitatif Polimeraz Zincir Reaksiyonu)
Gen ifadesini veya DNA/RNA miktarını ölçmek için kullanılan hassas bir laboratuvar yöntemi.
QT Uzaması
Kalbin karıncıklarının kasılıp tekrar gevşemesi için geçen sürenin uzamasıyla karakterize, ölümcül ritim bozukluklarına (aritmi) yol açabilen elektrokardiyografik (EKG) bir değişim.
QTc interval (QTc aralığı)
Elektrokardiyogramda (EKG) kalbin elektriksel aktivitesinin bir ölçüsü olan QT aralığının kalp hızına göre düzeltilmiş hali; uzaması aritmi riskini artırabilir.
Qualitative investigation
Deneyimler, algılar, motivasyonlar ve anlamlar gibi sayısal olmayan verileri derinlemesine inceleyerek bir konuyu anlamaya çalışan araştırma türüdür.
Qualitative Study
Sayısal verilerden ziyade mülakat, gözlem ve metin analizi gibi yöntemlerle bireylerin deneyimlerini ve bakış açılarını derinlemesine inceleyen araştırma türü.
Quality of Life (QoL)
Bireyin yaşadığı kültür ve değerler sistemi bağlamında kendi yaşamındaki konumunu algılama biçimi; genel iyilik hali.
Quality Standards Subcommittee
Tıbbi uygulamaların kalitesini ve güvenliğini artırmak için standartlar belirleyen uzman heyeti.
Quantitative assessment
Gözleme dayalı yorumlar yerine, sayısal ve ölçülebilir verilere dayanan nesnel değerlendirme.
Quantitative Gait Analysis
Yürüyüşün hız, adım uzunluğu, eklem açıları ve basış süreleri gibi parametrelerinin teknolojik cihazlar ve sensörler yardımıyla sayısal olarak ölçülmesi yöntemi.
Quantitative reverse transcription polymerase chain reaction (PCR)
Bir RNA molekülünün (bu durumda SOD1 mRNA) miktarını ölçmek için kullanılan moleküler biyoloji tekniği.
Quantitative susceptibility mapping (QSM)
Kantitatif duyarlılık haritalaması; dokuların manyetik duyarlılığını ölçerek özellikle beyindeki demir birikimini değerlendiren gelişmiş bir MRG tekniği.
Quarfloxin (CX-3543)
G-kuadrupleks (G4) yapılarını stabilize ederek genotoksik stres ve DNA hasarı indükleyen küçük bir molekül.
Quinolinic acid (Kinolinik Asit)
Nörodejeneratif hastalıklarda mitokondriyal bozukluğa, oksidatif strese ve NAD+ tükenmesine yol açan kynurenin yolağı metaboliti.
R-loop
Transkripsiyon sırasında yeni sentezlenen RNA'nın kalıp DNA zincirine tekrar bağlanmasıyla oluşan, bir RNA:DNA hibridi ve yer değiştirmiş tek zincirli bir DNA'dan meydana gelen üç zincirli nükleik asit yapısı.
r(G₄C₂)
C9orf72 genindeki mutasyon sonucu oluşan, ALS ve FTD hastalıklarına yol açan toksik RNA tekrar dizisi.
R&D (Research and Development)
Araştırma ve Geliştirme; yeni bilgi üretme ve bu bilgiyi yeni ürünler veya tedavi yöntemleri geliştirmek için kullanma süreci.
RADAR assay (Rapid approach to DNA adduct recovery)
DNA adükt geri kazanımına hızlı yaklaşım; DNA'ya kovalent olarak bağlanan proteinleri ve adüktleri izole etmek ve ölçmek için kullanılan bir analiz yöntemi.
RADICAVA / RADICAVA ORS
Edaravone etken maddesini içeren, ALS tedavisinde kullanılan ilacın ticari isimleridir; sırasıyla intravenöz (damar içi) ve oral (ağızdan) formlarını ifade eder.
Radiologically inserted gastrostomy (RIG)
Radyolojik görüntüleme kılavuzluğunda, beslenme amacıyla karın duvarından geçilerek mideye tüp yerleştirilmesi işlemi.
Radius of Gyration (Rg)
Bir proteinin ne kadar sıkı veya gevşek bir yapıda olduğunu gösteren, yapısal kompaktlık ölçüsü.
Radyoaktif İşaretleyici (Radiotracer)
Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) gibi görüntüleme yöntemlerinde, vücuttaki belirli dokuları veya moleküler süreçleri görselleştirmek için kullanılan radyoaktif bileşik.
Radyoizotop (Tracer)
PET görüntülemede vücuda enjekte edilen, belirli biyolojik süreçleri veya proteinleri görünür kılan radyoaktif işaretli madde.
Raman Spektroskopisi (Raman Spectroscopy)
Moleküllerin titreşimsel modlarını inceleyerek kimyasal yapı, konformasyon ve protein ikincil yapısı hakkında bilgi veren invaziv olmayan analitik bir yöntem.
RAN Translasyonu (Repeat-Associated Non-AUG Translation)
Başlangıç kodonu (AUG) olmadan, tekrarlayan RNA dizilerinden anormal dipeptid tekrar proteinlerinin (DPR) üretilmesi süreci.
Randomised controlled pilot study
Randomize kontrollü pilot çalışma: Katılımcıların tesadüfi yöntemlerle gruplara ayrıldığı, yeni bir yöntemin veya tedavinin uygulanabilirliğini ve güvenliğini test etmek amacıyla yapılan küçük ölçekli öncü araştırma.
Randomizasyon
Klinik çalışmalarda katılımcıların gruplara tamamen şans eseri atanmasıyla yanlılığın önlenmesi yöntemi.
Randomization
Klinik araştırmalarda, katılımcıların hangi tedavi grubuna (veya doza) dahil edileceğinin tamamen rastgele (şansa bağlı) yöntemlerle belirlenmesi işlemi.
Randomize
Katılımcıların tedavi gruplarına şans eseri (rastgele) atanması yöntemi.
Randomize Kontrollü Çalışma (RCT)
Tedavi etkilerini değerlendirmek için katılımcıların rastgele gruplara ayrıldığı klinik araştırma yöntemi.
Randomize, plasebo kontrollü
Katılımcıların rastgele yöntemlerle tedavi veya etkisiz madde (plasebo) grubuna ayrıldığı, bilimsel tarafsızlığı sağlayan klinik çalışma yöntemi.
Randomized Controlled Trials (RCTs)
Katılımcıların rastgele olarak farklı tedavi gruplarına (örneğin, ilaç veya plasebo) atandığı, kanıta dayalı tıpta en yüksek kanıt düzeyini sağlayan klinik araştırma türü.
Randomized, double-blind, placebo-controlled
Katılımcıların tesadüfi olarak gruplara ayrıldığı, ne hastanın ne de araştırmacının hangi tedavinin uygulandığını bilmediği ve aktif tedavi ile etkisiz bir maddenin (plasebo) karşılaştırıldığı klinik araştırma yöntemi.
Range of Motion (ROM)
Bir eklemin veya vücut bölümünün normal sınırlar içinde hareket edebildiği maksimum açısal mesafe; eklem hareket açıklığı.
Ranolazin
Bu çalışmada ALS tedavisi için değerlendirilen farmakolojik ajan.
Reactive gliosis (Reaktif gliozis)
Merkezi sinir sistemi hasarına yanıt olarak glial hücrelerin (özellikle astrositlerin) aktivasyonu ve çoğalması süreci.
Reaktif Astrogliyozis
Merkezi sinir sistemindeki astrosit hücrelerinin yaralanma, enfeksiyon veya nörodejenerasyon gibi durumlara yanıt olarak yapısal ve moleküler düzeyde değişime uğraması.
Reaktif Oksijen Türleri - ROS (Reactive Oxygen Species)
Hücrelerde normal metabolizma sırasında oluşan, ancak aşırı miktarda biriktiğinde hücresel yapılara ve DNA'ya zarar veren reaktif oksijen molekülleri.
Reaktif Oksijen Türleri (ROS)
Hücre hasarına neden olabilen, oksijen içeren moleküllerdir. Serbest radikaller ve peroksitler gibi çeşitli formlarda bulunurlar.
Recalibration
Yeniden kalibrasyon; beyin sinyallerindeki değişimlere uyum sağlamak ve cihazın kod çözme (kodlama) performansını korumak için algoritmanın yeniden ayarlanması süreci.
Receiver Operating Characteristic (ROC)
Bir tanı testinin hassasiyet ve özgüllüğünü değerlendirmek, tanısal doğruluğunu (AUC - eğri altında kalan alan değeri ile) ölçmek için kullanılan grafiksel analiz yöntemi.
Receiver Operating Characteristic (ROC) Curve
Bir tanı testinin veya biyobelirtecin duyarlılık ve özgüllük parametrelerini kullanarak doğru sınıflandırma yapma yeteneğini gösteren grafiksel eğri.
Recombinant Protein
Genetik mühendisliği yoluyla bir organizmanın (örneğin bir bakteri) genetiğine dışarıdan eklenen DNA ile üretilen protein.
Recruitment current (Rekrutman akımı)
Bir motor nöronun aksiyon potansiyeli üretmeye (ateşlemeye) başlaması için gereken minimum uyarım akımı eşiği.
Rectal neoplasm
Rektum bölgesinde meydana gelen yeni ve anormal doku büyümesi, tümör.
Recurrent Variational Autoencoder (RVA)
Zaman serisi veya boylamsal verilerdeki karmaşık yapıları ve gizli kalıpları öğrenmek için kullanılan bir derin öğrenme mimarisi.
Red nucleus (RN)
Kırmızı çekirdek; beyin sapında yer alan ve motor koordinasyonda rol oynayan bir yapı.
Redoks Dengesi
Hücre içindeki indirgenme (redüksiyon) ve yükseltgenme (oksidasyon) tepkimeleri arasındaki hassas denge.
Redoks Dengesizliği (Redox imbalance)
Hücresel düzeyde indirgenme ve yükseltgenme (oksidasyon) süreçleri arasındaki dengenin bozulması.
Redoks Duyarlılığı
Bir molekülün veya proteinin, hücredeki oksidasyon ve indirgenme dengesindeki değişimlere karşı gösterdiği tepki kapasitesi.
Redoks Homeostazisi
Hücre içindeki oksitleyici ve indirgeyici (antioksidan) reaksiyonlar arasındaki dengenin korunması durumu.
Redoks modülatörü
Hücre içindeki oksidasyon ve redüksiyon (redoks) dengesini düzenleyen kimyasal maddeler.
Reflexive thematic analysis
Nitel verilerdeki kalıpları ve temaları tanımlamak, analiz etmek ve raporlamak için araştırmacının kendi rolünü ve bakış açısını da sürece dahil ettiği esnek bir analiz yöntemi.
Regulated Cell Death (RCD)
Belirli genetik programlar ve sinyal iletim yolakları aracılığıyla kontrol edilen, hücrenin kendi kendini yok etme süreci (düzenlenmiş hücre ölümü).
Regülatör T Hücreleri (Treg)
Bağışıklık yanıtını baskılayarak otoimmüniteyi önleyen, inflamasyonu (iltihabı) sınırlayan ve doku koruyucu özellikleri olan T lenfosit alt grubu.
Regulatory T cells (Tregs)
Düzenleyici T hücreleri, bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesini engelleyen ve toleransı sağlayan bir T hücre alt grubudur.
Regulatory T-lymphocyte (Treg)
Bağışıklık yanıtını düzenleyen ve aşırı inflamasyonu baskılayarak doku hasarını önleyen bir T-hücresi alt grubu.
Regülatuar T-hücreleri (Treg)
Bağışıklık sistemini dengeleyen ve aşırı enflamatuar yanıtları baskılayarak doku hasarını önleyen bağışıklık hücreleri.
Reinnervation
Reinnervasyon; sinirlerin hasar sonrası kaslara yeniden bağlanması veya yeniden sinirlenmesi.
Rejeneratif tıp
Hasar görmüş doku veya organların işlevini geri kazandırmak veya yenilemek amacıyla hücre, doku mühendisliği ve gen terapisi yöntemlerini kullanan tıp dalı.
Rejim
Klinik çalışmalarda belirli bir tedavi protokolünü veya çalışma kolunu ifade eden yapı.
Related Disorders
ALS ile benzer klinik özellikler taşıyan veya benzer patolojik mekanizmalara sahip olan diğer motor nöron ve sinir sistemi hastalıkları.
REM uykusu
Hızlı göz hareketlerinin eşlik ettiği, kas tonusunun genel olarak kaybolduğu uyku evresi.
Remote Monitoring (Uzaktan İzleme)
Hastaların sağlık verilerinin dijital teknolojiler ve giyilebilir cihazlar aracılığıyla hastane dışındayken takip edilmesi süreci.
Remyelinizasyon
Sinir liflerini saran miyelin kılıfının hasar gördükten sonra yeniden oluşması.
Reparatif Plastisite (Reparative Plasticity)
Sinir sistemindeki yapıyı veya fonksiyonu eski haline getiren onarıcı plastisite türü.
Reperfüzyon
Bir organ veya dokuya kan akışının, daha önce engellenmiş veya azalmış bir durumdan sonra yeniden sağlanması süreci.
Reproducibility
Bir ölçümün veya sonucun farklı zamanlarda veya koşullarda tekrarlandığında benzer sonuçlar verme yeteneği.
Reseptör Aracılı Transitoz
Makromoleküllerin, hücre yüzeyindeki spesifik reseptörlere bağlanarak hücre içinden geçmesi ve bariyerin diğer tarafına taşınması süreci.
Residual confounding (Kalıntı karıştırıcı faktörler)
İstatistiksel analizlerde tam olarak kontrol edilemeyen veya ölçülemeyen, değişkenler arasındaki ilişkiyi saptırabilecek karıştırıcı etkiler.
Respiratory decline (Solunum gerilemesi)
Akciğerlerin vücut için yeterli oksijen sağlamada ve karbondioksiti uzaklaştırmada yetersiz kalması, solunum fonksiyonlarının zayıflaması.
Respiratory epithelial cells (Solunum epiteli hücreleri)
Solunum yollarını kaplayan, akciğerleri dış etkenlerden koruyan ve solunum sisteminin temizliğini sağlayan örtü hücreleri.
Respiratory Failure
Solunum sisteminin kana yeterli oksijen sağlayamaması veya karbondioksiti vücuttan uzaklaştıramaması durumu.
Respiratory Functions
Akciğerlerin gaz değişimi yapma, nefes alma ve verme kapasitesini ifade eden solunum işlevleri.
respiratory infections
Akciğerler, bronşlar veya üst solunum yolları gibi solunum sistemini etkileyen enfeksiyonlar.
Respiratory Insufficiency
Akciğerlerin vücudun oksijen ihtiyacını karşılayamaması veya karbondioksiti yeterince atamaması durumu; solunum yetmezliği.
Respiratory Motor Plasticity
Solunum sistemini kontrol eden nöral devrelerin, deneyim veya çevresel uyaranlara yanıt olarak yapısal veya işlevsel değişim gösterme yeteneği.
Respiratory Therapy
Solunum yetmezliği gelişen hastalarda nefes almayı desteklemek için kullanılan cihaz ve yöntemleri kapsayan tedavi süreci.
Resting MT (RMT)
Kas dinlenim halindeyken ölçülen motor eşik.
Resting-state fMRI
Beyin aktivitesini, herhangi bir görev yapılmadığı sırada ölçen fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme yöntemi.
Resting-state Functional Connectivity (rs-FC)
Kişi herhangi bir görev yapmazken (dinlenme halindeyken) beynin farklı bölgeleri arasındaki aktivite senkronizasyonu ve iletişim düzeyi.
Restriktif solunum yetmezliği
Akciğerlerin tam olarak genişleyememesi sonucu ortaya çıkan, solunum kaslarının zayıflığı veya akciğer dokusunun sertleşmesi gibi nedenlerle gelişen solunum yetmezliği türü.
Retinal düşmanca otoenkoderler (Adversarial autoencoders)
Görüntüleri daha düşük boyutlu, anlamlı sayısal temsiller (gömülüler) haline getirmek için eğitilmiş bir derin öğrenme modeli türü.
Retinal nerve fibre layer (RNFL)
Retinanın sinir liflerinden oluşan ve kalınlığı nörodejenerasyonu yansıtabilen tabakası.
Retinal pigment epiteli (RPE)
Retinadaki fotoreseptör hücreleri besleyen ve destekleyen bir hücre tabakası.
Retinol
A vitamininin aktif formu olan, görme işlevi, bağışıklık sistemi ve hücre büyümesi için gerekli olan bir bileşik.
Retroelement
Genom içinde yer değiştirebilen (transpozonlar) veya evrimsel süreçte konakçı genoma entegre olmuş virüs benzeri genetik diziler.
Retrospektif
Geçmişe dönük verilerin incelenmesi yöntemi.
Retrospektif gözlemsel kohort çalışması
Geçmişe dönük verilerin incelendiği, müdahale içermeyen klinik araştırma yöntemi.
Retrotranspozisyon yeteneğine sahip LINE-1 (RC-L1)
Genom içerisinde kendisini kopyalayıp başka bölgelere entegre etme yeteneğini koruyan aktif LINE-1 dizileri.
Reverse causation (Ters nedensellik)
Sebep ile sonuç arasındaki ilişkinin yönünün tersine dönmesi; yani incelenen hastalığın erken belirtilerinin, maruz kalınan etkene (ilaç kullanımına) yol açması durumu.
Reverse Translational Research (Tersine Translasyonel Araştırma)
Klinik denemelerden veya hastalardan elde edilen gözlem ve verilerin, mekanizmaları anlamak ve yeni hipotezler geliştirmek üzere laboratuvar ortamına (hücre modellerine) geri taşınması süreci.
Rezerv (Reserve)
Beyinde biriken patolojiye veya var olan hasara rağmen fonksiyonların klinik olarak sürdürülmesine izin veren tolerans kapasitesi.
RGD Peptides (RGD Peptidleri)
Arjinin-Glisin-Aspartik asit diziliminden oluşan ve hedef hücre yüzeyindeki integrin reseptörlerine bağlanarak ilaç taşıyıcı sistemlerin hedefe ulaşmasını kolaylaştıran moleküller.
RGG domain
FUS proteininde RRM'ye komşu olan, düzensiz bir yapıya sahip olan bir bölge.
Ribonükleik asit (RNA)
Hücrelerde genetik bilginin taşınması, protein sentezi ve çeşitli hücresel süreçlerin düzenlenmesinde rol oynayan nükleik asit molekülü.
Ribosome-associated quality control (RQC)
Hatalı translasyon ürünlerinin yıkımını sağlayan bir hücresel kalite kontrol yolu.
Ribozomal Çarpışma
Protein sentezi sırasında birden fazla ribozomun mRNA üzerinde sıkışarak birbirine çarpması ve sentez sürecini durdurması.
Ribozomal RNA biyogenezi
Hücrede protein sentezinden sorumlu olan ribozomların temel bileşeni olan ribozomal RNA'nın üretilme süreci.
Rich-club connectivity (Zengin Kulüp Bağlantısı)
Bir ağdaki yüksek bağlantıya sahip (hub) düğümlerin birbirleriyle yoğun bir şekilde bağlantılı olma eğilimi.
Riluzol
EXSERVAN'ın etken maddesi olan ve ALS tedavisinde glutamat salınımını modüle ederek sinir hasarını azaltmayı hedefleyen kimyasal bileşik.
Riluzole
ALS tedavisinde kullanılan, glutamat seviyelerini etkileyerek motor nöron hasarını yavaşlatmayı amaçlayan FDA onaylı ilaç.
Risk Factor
Bir bireyin bir hastalığa yakalanma veya bir sağlık durumunun gelişme olasılığını artıran değişken veya özellik.
Risk Faktörü
Bir hastalığın gelişme olasılığını artıran herhangi bir değişken veya durum.
Risk of bias
Bir çalışmanın sonuçlarını etkileyebilecek sistematik hataların veya önyargıların potansiyelini değerlendirme.
Risk Stratification
Hastaların hastalık seyri, şiddeti veya beklenen sonuçlarına göre farklı risk gruplarına ayrılması işlemi.
RMST
Kısıtlanmış Ortalama Hayatta Kalma Süresi; belirli bir zaman dilimi içinde hastaların beklenen yaşam süresini tahmin eden bir analiz tekniği.
RNA chaperone (RNA şaperonu)
RNA'nın doğru katlanmasına, stabilizasyonuna ve işlenmesine yardımcı olan protein. Yanlış katlanmış veya kümelenmiş RNA moleküllerini düzelterek hücresel fonksiyonları destekler.
RNA chaperones
RNA moleküllerinin doğru katlanmasına, işlev görmesine veya agregasyonunun önlenmesine yardımcı olan moleküller.
RNA Disregülasyonu
Genetik bilginin protein yapımında kullanılması sürecindeki RNA düzenleme, taşıma veya kontrol mekanizmalarının bozulması.
RNA Foci
Hücre çekirdeğinde biriken, proteinleri hapseden ve hücresel işleyişi bozan toksik RNA kümeleri.
RNA G-quadruplexes (rG4s)
RNA moleküllerinde G-zengin dizilerin oluşturduğu dört sarmallı özel bir ikincil yapı.
RNA hedefleme stratejileri
Hastalığa neden olan proteinlerin üretimini kontrol eden RNA moleküllerini hedefleyerek gen ekspresyonunu modüle etmeyi amaçlayan terapötik yaklaşımlar.
RNA homeostazisi
Hücre içindeki RNA moleküllerinin sentezi, işlenmesi, taşınması ve yıkımı gibi süreçlerin dengeli ve sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi.
RNA interferansı (RNAi)
Belirli genlerin ifadesini baskılayarak veya susturarak protein üretimini engelleyen doğal bir biyolojik süreçtir.
RNA phase transition (RNA faz geçişi)
RNA moleküllerinin sıvı benzeri bir fazdan daha yoğun, katı benzeri bir faza geçişi; bu durum, ALS ve FTD gibi nörodejeneratif hastalıklarda gözlemlenen anormal protein ve RNA kümelerinin oluşumuna katkıda bulunabilir.
RNA Polimeraz II
Ökaryotik hücrelerde protein kodlayan genlerin transkripsiyonunu (DNA'dan mRNA sentezini) gerçekleştiren ana enzim kompleksi.
RNA recognition motif (RRM2)
TDP-43 proteininin RNA'ya bağlanma yeteneğine sahip belirli bir bölgesi.
RNA Şaperonları
RNA moleküllerinin doğru üç boyutlu yapılarını kazanmalarına, korunmalarına veya işlevlerini yerine getirmelerine yardımcı olan moleküllerdir.
RNA splicing
Ön-mRNA'dan intronların uzaklaştırılması ve ekzonların birleştirilerek olgun mRNA'nın oluşturulması sürecidir.
RNA Tanıma Motifi (RRM)
Proteinlerin RNA moleküllerine spesifik ve güçlü bir şekilde bağlanmasını sağlayan, evrimsel olarak korunmuş yapısal protein alanı.
RNA Tanıma Motifleri (RRM)
Proteinlerin RNA moleküllerine spesifik olarak bağlanmasını sağlayan yapısal bölgeler.
RNA-binding proteins (RNA Bağlayıcı Proteinler)
RNA moleküllerine bağlanarak gen ifadesini, protein sentezini ve RNA'nın hücre içindeki konumunu düzenleyen proteinler.
RNA-Lipid Nanopartikül (LNP)
Genetik materyali (mRNA gibi) hedef hücrelere ulaştırmak için kullanılan, yağ moleküllerinden oluşan mikroskobik taşıyıcı sistem.
RNA-Seq
RNA dizileme, bir RNA örneğindeki nükleotid dizisini belirleme işlemidir. Gen ekspresyonunu incelemek için kullanılır.
RNase H1
RNA:DNA hibritlerindeki RNA zincirini spesifik olarak hidrolize ederek R-loop yapılarının çözülmesini ve genomik bütünlüğün korunmasını sağlayan bir endonükleaz enzimi.
rNLS8
Doksisiklin (Dox) maddesinin diyetten çıkarılmasıyla insan TDP-43 proteininin motor nöron sitoplazmasında birikmesini sağlayan, ALS araştırmalarında kullanılan transjenik fare modeli.
RNS60
Hücre içi sinyal yollarını modüle ederek anti-inflamatuar ve nöroprotektif etkiler göstermesi beklenen, fiziksel olarak modifiye edilmiş deneysel bir solüsyon.
Rollator
Dört tekerleği, tutacakları ve bazen bir oturma yeri olan bir yürüme yardımcısı.
Root mean squared (RMS) EMG amplitude
Kaslardaki elektriksel aktivitenin ortalama büyüklüğünü gösteren bir ölçüm.
Rotarod testi
Kemirgenlerde motor koordinasyonu, dengeyi ve fiziksel dayanıklılığı ölçmek için kullanılan bir test düzeneği.
rs2293925 (R525W)
TOP1MT genindeki yaygın bir varyant.
Ruhsatlandırma (Authorisation)
Bir ilacın veya tıbbi ürünün pazara sunulabilmesi için yetkili sağlık otoriteleri (örneğin EMA) tarafından verilen resmi satış ve kullanım izni.
Ruminococcus2
İnsan bağırsak mikrobiyotasında bulunan ve bu çalışmada multipl skleroz ile ilişkili olduğu gösterilen bir bakteri cinsi.
S-açillenme (S-acylation)
Yağ asitlerinin proteinlerdeki sistein kalıntılarına kovalent olarak bağlanmasıyla gerçekleşen ve proteinin işlevini, yerleşimini veya çözünürlüğünü değiştiren biyokimyasal süreç.
Safety and tolerability
Bir tedavinin yan etkilere neden olup olmadığı ve hastalar tarafından ne kadar iyi kabul edildiği.
Safety profile
Bir ilacın kullanımı sırasında ortaya çıkan yan etkilerin ve risklerin toplam değerlendirmesi.
Sağkalım (Survival)
Bir hastalığın teşhisinden sonra hastanın hayatta kaldığı süreyi ifade eden tıbbi terim.
Sağkalım Analizi (Survival Analysis)
Bir olayın (genellikle ölüm veya hastalığın nüksetmesi) gerçekleşmesine kadar geçen süreyi inceleyen istatistiksel yöntemler bütünü.
Sağlamcılık (Ableizm)
Engelli bireylere yönelik sistematik ayrımcılık; toplumun sadece engelsiz bireylerin ihtiyaçlarına göre tasarlanması ve engelli bireylerin yetersiz veya eksik görülmesi eğilimi.
Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi (HRQoL)
Hastalığın ve tedavinin hastanın fiziksel, psikolojik ve sosyal refahı üzerindeki etkilerini değerlendiren ölçüt.
Salience Network
Önemli uyaranları tespit eden ve işleyen, hastalık süreçlerinde sıklıkla etkilenen büyük ölçekli beyin ağı.
Salivary glands
Ağız içine tükürük salgılayan parotis, submandibuler ve sublingual bezlerden oluşan yapılar.
Santral Venöz Kateter
Gövdenin üst kısmındaki büyük bir toplardamara yerleştirilen, uzun süreli ve sık ilaç veya sıvı infüzyonlarının güvenle yapılmasını sağlayan tıbbi tüp.
Şaperon Aracılı Otofaji (CMA)
Hücre içindeki hasarlı proteinlerin şaperon proteinleri tarafından tanınarak doğrudan lizozomlara taşındığı ve burada parçalandığı seçici bir geri dönüşüm mekanizması.
Şaperonlar
Diğer proteinlerin katlanmasına ve açılmasına yardımcı olan proteinler.
Sarcopenia (Sarkopeni)
İskelet kası kütlesinin, gücünün ve fonksiyonunun ilerleyici ve yaygın kaybı ile karakterize olan durum.
Sarkomer (Sarcomere)
İskelet kası liflerinde kasılmayı sağlayan ve FUS mutasyonunda yapısı bozulan temel mikroskobik yapı birimi.
SARM1
Sinir hücrelerinde akson dejenerasyonunda önemli rol oynayan bir protein. Aşırı aktivasyonu nöron hasarına ve ölümüne katkıda bulunabilir.
SASP
Yaşlanmaya bağlı salgısal fenotip; yaşlanan hücrelerin çevre dokularda enflamasyona yol açan faktörler salgılaması durumu.
Savunuculuk (Advocacy)
Belirli bir hasta grubu veya hastalık hakkında farkındalık yaratma, haklarını koruma ve destek sağlama süreci.
Schmidt-Lanterman incisures (SLIs)
Miyelin kılıfı boyunca sitoplazmik sürekliliği sağlayan ve bu çalışmada otoantikorların birincil hedefi olan mikroskobik kanallar.
Schwann Hücresi
Periferik sinir sistemindeki aksonları saran ve miyelin kılıfı oluşturan glia hücreleri.
Scoping Review
Belirli bir araştırma alanındaki mevcut kanıtları haritalandırmak, temel kavramları tanımlamak ve literatürdeki boşlukları belirlemek için kullanılan sistematik inceleme yöntemi.
SDANN
Tüm 5 dakikalık segmentlerdeki ortalama NN aralıklarının standart sapmasını ifade eden kalp hızı değişkenliği ölçütü.
sdLDL-c (Small dense LDL)
Küçük yoğun düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol; damar sertliği ve metabolik bozukluklarla ilişkili, LDL'nin daha küçük ve yoğun bir alt parçacığı.
SDNN
Tüm normalden-normale (NN) kalp atım aralıklarının standart sapması; kardiyak otonomik fonksiyonu ve kalp hızı değişkenliğini yansıtan temel bir parametre.
Second formant (F2) transition
Dilin konuşma sırasındaki hareketini ve şekil değişikliklerini yansıtan akustik ses analizi parametresi.
Secretory Autophagy (Sekretuar Otofaji)
Hücre içindeki bazı protein ve sitozolik bileşenlerin, lizozomda yıkılmak yerine otofajik veziküller aracılığıyla hücre dışına salgılanmasını sağlayan konvansiyonel olmayan salgılama yolu.
Seed Amplification Assay (SAA)
Yanlış katlanmış patolojik proteinlerin (örneğin TDP-43) çok düşük miktarlarda bile laboratuvar ortamında çoğaltılarak tespit edilmesini sağlayan yüksek hassasiyetli teknik.
Segmentasyon Algoritması
Veri setlerini (bu vakada ses kayıtlarını) belirli özelliklerine göre anlamlı parçalara veya birimlere ayıran matematiksel işlem dizisi.
Segregasyon (Segregation)
Belirli bir genetik varyantın veya hastalığın, aile bireyleri arasında nesilden nesile hastalık durumuyla uyumlu şekilde aktarılması.
Sekestrasyon
Proteinlerin agregatlar içine hapsedilerek işlevsiz hale getirilmesi.
Sekonder Progresif Multipl Skleroz (SPMS)
Multipl skleroz (MS) hastalığının, başlangıçtaki atak ve iyileşme dönemlerinin ardından, nörolojik fonksiyonların kademeli ve sürekli olarak kötüleştiği ilerleyici evresi.
Sekretuar lökosit proteaz inhibitörü (SLPI)
İmmünomodülatör özelliklere sahip, nöroinflamasyonu düzenleyen bir protein.
Selektif Kırılganlık
Nörodejeneratif hastalıklarda belirli sinir hücresi gruplarının, diğerlerine göre hastalığa karşı daha duyarlı olması ve daha erken hasar görmesi durumu.
Self-administered (Kendi kendine uygulanan)
Bir sağlık profesyonelinin doğrudan gözetimi veya müdahalesi olmaksızın, hastanın testi veya ölçümü kendi başına gerçekleştirmesi yöntemi.
Self-supervised learning (SSL)
Bir modelin, insan etiketlemesi olmadan verilerden öğrenmesini sağlayan bir makine öğrenimi yaklaşımı.
Semptom
Bir hastalığın veya durumun belirtisi.
Semptom Başlangıcı (Symptom Onset)
Hastalığa ait ilk belirtilerin hastada görülmeye başladığı zaman noktası.
Senesans
Hücrenin normal fonksiyonlarını sürdürmesine rağmen bölünme yeteneğini kalıcı olarak kaybetmesi, hücresel yaşlanma.
Senescence-targeted therapies (Senesans odaklı tedaviler)
Bölünmesi durmuş, yaşlanmış ve çevre dokulara zararlı maddeler salgılayan senesent hücreleri hedef alarak temizlemeyi veya etkisizleştirmeyi amaçlayan tedavi stratejileri.
Senesens
Hücrelerin bölünme yeteneğini kaybederek yaşlanması ve genellikle enflamatuar moleküller salgılaması durumu.
Senolitik
Yaşlanmış (senesent) ve artık bölünmeyen ancak çevre dokulara zarar veren hücreleri seçici olarak yok etmeyi hedefleyen tedavi yöntemi veya ajan.
Sense of Coherence
Bireyin yaşam olaylarını anlamlı, yönetilebilir ve başa çıkılabilir olarak algılama derecesini ifade eden psikolojik bir kavram veya çerçeve.
Sensitivity
Bir tanı testinin, hastalığı olan bireyleri doğru bir şekilde pozitif olarak tanımlama yeteneği.
Sensorimotor Korteks
Beyinde hem duyusal bilgilerin işlendiği hem de motor hareketlerin planlanıp kontrol edildiği merkezleri kapsayan bölge.
Sensörimotor polinöropati
Hem duyu hem de hareket sinirlerini etkileyen, hastada sol ayakta başlayıp dört ekstremiteye yayılan sinir hasarı durumu.
Sensory nerve conduction abnormalities
Duyusal sinirlerin elektrik sinyallerini iletme yeteneğindeki bozukluklar.
Sensory neuropathy
Duyu sinirlerinin hasar görmesiyle karakterize, his kaybı veya anormal hislere yol açan durum.
Sentriyoler Uydular (Centriolar satellites)
Sentrozom ve primer sil biyolojisi ile dinamiklerini düzenleyen hücresel yapılar.
Sentrozom-Sil-Sentriyoler Uydu Ekseni (Centrosome-cilium-centriolar satellite axis)
Sentrozomlar, primer siller ve sentriyoler uydulardan oluşan; hücresel iskelet organizasyonu, siliyer sinyalizasyon, taşıma ve proteostazı koordine eden hücresel yapı birliği.
Separability
Farklı sınıflara ait özelliklerin birbirinden ne kadar iyi ayırt edilebildiği.
Septin multimer
Hücre içi iskelet yapısında yer alan ve bu çalışmada otoantikorların hedefi olarak tanımlanan protein kompleksleri.
Serbest Radikaller
Eşleşmemiş elektron içeren, hücre yapılarına ve DNA'ya zarar verebilen yüksek derecede reaktif moleküller.
Serebellum (Beyincik)
Beynin arka kısmında yer alan, denge, koordinasyon ve motor hareketlerin düzenlenmesinden sorumlu beyin bölgesidir.
Serebral organoidler
İnsan indüklenmiş pluripotent kök hücrelerinden (iPSC) türetilmiş, beyin dokusunun 3 boyutlu modelleri.
Serebrospinal Sıvı (CSF)
Beyin ve omuriliği çevreleyen, koruma ve besleme görevi gören beyin omurilik sıvısı.
Serebrovasküler hastalık
Beyin damarlarını etkileyen ve beyne kan akışını bozan hastalıklar.
Serious Adverse Events (SAE)
Tedavi sürecinde meydana gelen ölüm, hastaneye yatış veya kalıcı sakatlık gibi ciddi tıbbi sonuçlar.
SERM (Seçici Östrojen Reseptör Modülatörü)
Vücudun farklı dokularında östrojen reseptörlerini bazen taklit eden bazen de engelleyen ilaç sınıfı.
Seronegatif
Bir hastalıkta (bu vakada Miyasteni Gravis'te) genellikle tespit edilen spesifik antikorların hastanın kan serumunda bulunmaması durumu.
Seronegatif Poliartrit
Kanda romatoid faktör gibi belirli antikorların bulunmadığı, birden fazla eklemi etkileyen iltihaplı romatizma türü.
Serum neurofilament heavy chain (sNfH)
Özellikle motor nöron hasarını yansıtan, aksonal iskeletin yapısal bir bileşeni olan ve kan serumunda ölçülebilen ağır zincir protein biyobelirteci.
Serum neurofilament light (sNfL)
Sinir hücrelerinin (aksonların) hasar görmesiyle kana salınan, ALS ve diğer nörodejeneratif hastalıklarda hastalık şiddetini ve seyrini izlemek için kullanılan hassas bir biyobelirteç.
Serum neurofilament light chain (sNfL)
Aksonal hasar meydana geldiğinde kan dolaşımına salınan, nörodejenerasyonun hassas bir biyobelirteci olan protein alt birimi.
Serum nörofilament hafif zincir (sNfL)
Nöroaksonal stresi ve ALS hastalığının saldırganlığını yansıtan kanda ölçülen biyobelirteç.
Servikal Spinal MRG
Boyun bölgesindeki omuriliğin yapısını ve olası doku kayıplarını incelemek için kullanılan manyetik rezonans görüntüleme tekniği.
Severe dysarthria
Konuşma kaslarının zayıflığı veya koordinasyon bozukluğu nedeniyle konuşmanın anlaşılmasının ciddi şekilde zorlaştığı durum.
Sex-stratified
Verilerin biyolojik cinsiyete göre gruplara ayrılarak, her grup için ayrı ayrı analiz edilmesi yöntemi.
Sfingolipid
Hücre zarlarının yapısında bulunan ve sinir sistemi sağlığı için kritik öneme sahip, yağ metabolizmasıyla ilişkili bir lipit sınıfı.
Sfingolipidler
Hücre zarlarının temel bileşenlerinden olan ve hücreler arası iletişim ile sinyal iletiminde kritik rol oynayan bir yağ sınıfı.
Sfingozin-1-Fosfat (S1P)
Hücre büyümesi, hayatta kalması ve göçü gibi birçok biyolojik süreci düzenleyen, sinyal iletiminde görev alan bir lipid molekülü.
SFPQ
Ekstra uzun nöronal genlerin ekspresyonunu ve splicing süreçlerini koordine etmek için ağ benzeri biyomoleküler kondensatlar oluşturan bir RNA bağlayıcı protein.
SGK1 (Serum- and glucocorticoid-regulated kinase 1)
Hücre büyümesi, sağkalımı ve hücresel stres yanıtlarında rol oynayan, serum ve glukokortikoid ile düzenlenen bir kinaz enzimi.
SHAP (Shapley Additive Explanations)
Makine öğrenmesi modellerinin çıktılarını açıklamak için kullanılan, her bir özelliğin tahmine ne kadar katkıda bulunduğunu gösteren yöntem.
SHIRPA score
Farelerde nörolojik ve davranışsal anormallikleri değerlendirmek için kullanılan bir tarama protokolüdür.
Short Form-36 (SF-36)
Genel sağlık durumunu ve yaşam kalitesini değerlendirmek için yaygın olarak kullanılan 36 maddelik bir anket.
Short interval intracortical inhibition - SICI (Kısa aralıklı intrakortikal inhibisyon)
Çift pulslu TMS stimülasyonu ile ölçülen ve motor korteksteki baskılayıcı (inhibitör) sinir devrelerinin aktivitesini gösteren bir parametre.
Sialorrhea
Aşırı tükürük salgılanması veya tükürüğün ağız dışına akması durumu; salya akması.
Sickle Cell Disease (SCD)
Orak Hücre Hastalığı; kırmızı kan hücrelerinin orak şeklini alarak doku oksitlenmesini bozduğu ve ağrılı krizlere yol açtığı genetik bir hematolojik hastalık.
Sigh reflex
Akciğerlerin kollapsını önlemek ve gaz değişimini optimize etmek için periyodik olarak derin nefes almayı içeren fizyolojik bir refleks.
Sigma-1 reseptörü (Sig1R)
Endoplazmik retikulum (ER) fonksiyonunu, hücresel stres yanıtlarını ve otofajiyi düzenleyen bir ER şaperon proteinidir.
Signal-to-Noise Ratio (Sinyal-Gürültü Oranı)
İstenen anlamlı bilginin (sinyal), istenmeyen arka plan verisine (gürültü) olan oranı; BCI sistemlerinde doğruluğu belirleyen temel faktör.
Silhouette skoru
Kümeleme kalitesini ve kümeler arasındaki ayrımı değerlendirmek için kullanılan bir metrik.
Silimarin
Antioksidan ve nöroprotektif (sinir koruyucu) özelliklere sahip, polifenolik yapıda bir bileşik.
Siliyer dismorfi
Hücre yüzeyinde bulunan ve sili adı verilen mikroskobik uzantıların yapısal veya şekilsel bozukluğu.
Siliyogenez (Ciliogenesis)
Hücre yüzeyinde bulunan ve hücreler arası iletişim ile sinyal iletiminde görev alan silya (kamçı benzeri yapılar) oluşumu süreci.
Silo Halinde Çalışmak
Araştırmacıların veya ekiplerin birbirinden izole, bilgi ve kaynak paylaşımı yapmadan, kendi içlerine kapalı bir şekilde çalışması durumu; iş birliğinin önünde engel teşkil eder.
Simoa (Single molecule array)
Tek tek protein moleküllerini yakalayıp sayarak çalışan, geleneksel yöntemlere göre çok daha hassas ölçüm yapabilen bir mikroakışkan analiz teknolojisi.
Sinaps
Nöronların birbirleriyle veya diğer efektör hücrelerle iletişim kurmasını sağlayan özelleşmiş bağlantı noktaları.
Sinaptik Aktif Zon
Nörotransmitterlerin salgılandığı, sinir hücreleri arasındaki iletişimin gerçekleştiği presinaptik membrandaki özelleşmiş bölge.
Sinaptik Budanma (Synaptic Pruning)
Beyin gelişimi veya hastalık süreçlerinde, nöronlar arasındaki zayıf veya gereksiz bağlantıların (sinapsların) temizlenmesi süreci.
Sinaptik Disfonksiyon
Nöronlar arasındaki iletişim noktaları olan sinapsların işlevini yerine getirememesi, sinirsel iletimin bozulması.
Sinaptik Plastisite
Sinir hücreleri arasındaki bağlantıların (sinapsların) deneyim ve öğrenmeye bağlı olarak güçlenme veya zayıflama yeteneği.
Sinaptik proteostaz
Sinir hücrelerinin iletişim noktaları olan sinapslarda, proteinlerin sentezi, katlanması, taşınması ve yıkımı arasındaki dengenin (protein homeostazının) korunması.
Sinaptik Vezikül Döngüsü
Sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan nörotransmiterleri içeren keseciklerin (veziküllerin) oluşumu, dolumu, salınımı ve geri dönüşümünü kapsayan hücresel süreç.
Sinaptik Yarık (Synaptic Cleft)
İki sinir hücresi arasında kimyasal sinyallerin iletildiği mikroskobik boşluk.
Sinaptik Yoğunluk
Sinir hücreleri arasındaki iletişim noktalarının (sinapsların) belirli bir alandaki miktarı; beyin sağlığı ve bilişsel yetinin önemli bir göstergesidir.
Single arm study (Tek kollu çalışma)
Tüm katılımcıların aynı tedaviyi aldığı, plasebo veya karşılaştırma grubu içermeyen klinik araştırma tasarımı.
Single Nucleotide Polymorphism (SNP)-array
DNA üzerindeki tek nükleotidlik değişimleri (polimorfizmleri) tarayarak genetik varyasyonları belirleyen bir mikroarray teknolojisi.
Single-nuclei RNA sequencing (snRNA-seq)
Tek bir hücre çekirdeğindeki genetik materyali inceleyerek, doku içindeki hücrelerin çeşitliliğini ve işlevini belirleyen ileri teknoloji yöntem.
Single-nucleus RNA sequencing
Tek tek hücre çekirdeklerinden RNA dizilemesi yaparak, her bir hücre tipinin gen ifadesi profilini detaylı olarak belirlemeye olanak tanıyan bir moleküler biyoloji tekniği.
single-nucleus transcriptomes
Tek tek hücre çekirdeklerinden gen ifadesi profillerinin çıkarılması.
Single-nucleus transcriptomics
Tek bir hücre çekirdeğindeki genetik ifadelerin (RNA) analiz edilerek hücrenin fonksiyonel durumunun belirlenmesi yöntemi.
Sinir Sistemi
Vücudun içsel ve dışsal uyaranları algılamasını, işlemesini ve bunlara tepki vermesini sağlayan karmaşık biyolojik ağ.
Sinükleinopatiler
Beyin hücrelerinde alfa-sinüklein proteininin anormal birikimi ile karakterize edilen, Parkinson ve Lewy cisimcikli demans gibi hastalıkları kapsayan grup.
Sinyal Yolları (Wnt, Shh, Tie-2)
Hücreler arası iletişimi sağlayan ve Kan-Beyin Bariyeri'nin yapısal bütünlüğünü ve onarımını kontrol eden biyokimyasal mekanizmalar.
Siplizumab (TCD601)
T lenfositleri ve doğal katil (NK) hücreleri üzerinde bulunan CD2 molekülüne bağlanan, bağışıklık sistemini düzenleyici bir monoklonal antikor.
Sirkumventriküler Organlar (Circumventricular Organs)
Beyinde kan-beyin bariyerinin zayıf veya geçirgen olduğu, kan ile beyin omurilik sıvısı arasında doğrudan kimyasal iletişime izin veren özel bölgeler.
siRNA (Small interfering RNA)
Gen ifadesini susturmak için spesifik haberci RNA (mRNA) moleküllerini parçalayan kısa, çift sarmallı RNA dizileri.
SIRT1/AMPK
Hücresel enerji dengesi ve metabolik süreçlerin düzenlenmesinde rol oynayan moleküler sinyal yolları.
Sirtuin
Hücresel yaşlanma, inflamasyon, metabolizma ve protein deasetilasyonu süreçlerinde önemli roller oynayan, NAD+ bağımlı bir enzim ailesi.
Sistematik Derleme
Belirli bir klinik soruya yanıt vermek amacıyla, ilgili tüm bilimsel kanıtların kapsamlı, şeffaf ve tekrarlanabilir bir şekilde toplanması, değerlendirilmesi ve sentezlenmesi süreci.
Sistemik sitokin salınımı
Vücut genelinde, bağışıklık hücreleri tarafından salgılanan ve iltihaplanma ile bağışıklık tepkilerini düzenleyen proteinlerin dolaşıma yayılması.
Sisterna Magna
Beyincik ile omurilik soğanı arasında bulunan ve beyin omurilik sıvısı içeren genişlemiş alan.
Site of onset (Başlangıç bölgesi)
ALS hastalığında ilk kas güçsüzlüğü veya belirtilerinin ortaya çıktığı anatomik bölge (örneğin konuşma/yutma kaslarını etkileyen bulber başlangıç veya kol/bacakları etkileyen spinal başlangıç).
Sitokin
Bağışıklık sistemi hücreleri tarafından salgılanan, hücreler arası iletişimi ve inflamasyon (iltihap) süreçlerini düzenleyen proteinler.
Sitokinler (IL-1β, IFN-γ, IL-4, IL-10)
Bağışıklık sistemi tarafından üretilen ve iltihaplanma süreçlerinde rol oynayan proteinler (IL-1β ve IFN-γ pro-inflamatuar, IL-4 ve IL-10 anti-inflamatuar).
Sitoplazmik Agregasyon
Proteinlerin hücrenin sitoplazma kısmında anormal şekilde kümelenerek birikmesi ve hücresel işlevleri bozması.
Sitoplazmik Mislokalizasyon
Normalde hücre çekirdeğinde bulunması gereken bir proteinin, hatalı bir şekilde hücrenin sitoplazma kısmına göç etmesi ve orada birikmesi.
Sitoplazmik yanlış yerleşim (Cytoplasmic mislocalization)
Normalde hücre çekirdeğinde bulunması gereken bir proteinin (TDP-43 gibi) hücrenin sitoplazma adı verilen dış kısmına hatalı bir şekilde taşınması veya orada birikmesi durumu.
Sitoskeleton
Hücreye şeklini veren, yapısal destek sağlayan ve hücre içi taşımada rol oynayan protein lifleri ağı (hücre iskeleti).
Sitotoksisite
Hücreler için zehirli olma, hücre hasarına veya ölümüne yol açma durumu.
Siyanotoksin
Mavi-yeşil algler (siyanobakteriler) tarafından üretilen ve suda yaşayan canlılar ile insanlar için zehirli olan biyolojik maddeler.
Sınıflandırıcı (Classifier)
Veri setlerini önceden tanımlanmış kategorilere (örneğin: ALS hastası veya kontrol grubu) atamak için kullanılan algoritma.
Sıvı Biyopsi
Vücut sıvılarından (kan, idrar vb.) alınan örneklerle hastalıkları teşhis etme veya izleme yöntemi.
Sıvı kromatografisi-tandem kütle spektrometrisi (LC-MS/MS)
Proteinleri ve diğer molekülleri tanımlamak ve nicelendirmek için kullanılan gelişmiş bir analitik kimya tekniği.
Sıvı-Katı Geçişi (Liquid-to-Solid Transition)
Protein kondensatlarının dinamik, sıvı benzeri bir durumdan, geri dönüşümsüz ve patolojik katı/amiloid benzeri bir duruma dönüşmesi süreci.
Sıvı-Sıvı Faz Ayrışması (LLPS)
Hücre içindeki protein ve RNA gibi moleküllerin, bir zarla çevrili olmaksızın yağ damlacıkları gibi yoğunlaşarak organize olması süreci.
Skeletal muscle atrophy (İskelet kası atrofisi)
ALS gibi nörodejeneratif hastalıklarda motor sinirlerin uyarımını kaybetmesi veya metabolik bozukluklar sonucu kas kütlesinin, lif çapının ve gücünün azalması durumu.
Skeletal myocytes (İskelet miyositleri)
İskelet kası dokusunu oluşturan, kasılma ve hareket etme yeteneğine sahip özelleşmiş kas hücreleri.
Skin Biopsy (Deri Biyopsisi)
Sinir lifi yoğunluğu ve morfolojik değişiklikleri incelemek amacıyla deriden küçük bir doku parçası alınması işlemi.
Slc7a11
Hücre içine sistin alımını sağlayarak antioksidan üretimi için kritik rol oynayan bir taşıyıcı protein.
Slow vital capacity
Akciğerlerden yavaş ve tam bir şekilde nefes verilebilen hava hacmi; solunum fonksiyonunu değerlendirmek için kullanılır.
SMA (Spinal Müsküler Atrofi)
Omurilikteki motor sinir hücrelerini etkileyerek kas kaybına, zayıflığına ve ilerleyici hareket kısıtlılığına yol açan genetik bir nöromüsküler hastalık.
Small Molecules (Küçük Moleküller)
Düşük moleküler ağırlığa sahip, hücre zarlarından kolayca geçebilen ve genellikle ağız yoluyla alınan farmasötik bileşikler.
SMN1 geni
Spinal müsküler atrofiye yol açan mutasyonların görüldüğü gen.
SNAP amplitudes (Sensory Nerve Action Potential)
Duyusal sinirlerin uyarılmasıyla oluşan elektriksel potansiyelin büyüklüğü; sinir liflerinin sayısını ve fonksiyonunu yansıtır.
sncRNA (Small non-coding RNA)
Protein kodlamayan ancak gen ifadesi ve hücresel süreçlerin düzenlenmesinde kritik rol oynayan küçük RNA molekülleri.
Sniff Nasal Pressure
Burun yoluyla yapılan nefes alma gücünü ölçerek solunum kaslarının durumunu değerlendiren bir test.
Sniff nazal inspiratuar basınç (SNIP)
Burundan ani ve güçlü bir nefes çekme sırasında ölçülen inspiratuar basınç.
SNP Genotiplemesi (SNP Genotyping)
Bireyler arasındaki tek nükleotid polimorfizmlerinin (DNA'daki tek harflik genetik varyasyonların) belirlenmesi işlemi.
SNP tabanlı kalıtım (h²)
Bir popülasyondaki fenotipik varyasyonun, tek nükleotid polimorfizmleri (SNP'ler) tarafından açıklanan oranı.
snRNA-seq
Tek çekirdekli RNA dizileme. Tek tek hücre çekirdeklerinden elde edilen RNA'nın dizilenmesi tekniğidir.
snRNP biyogenezi
Küçük nükleer ribonükleoproteinlerin (snRNP'ler) oluşumu veya üretimi süreci.
Social Cognition (Sosyal Biliş)
Bireylerin diğer insanların duygularını, niyetlerini, düşüncelerini ve sosyal ipuçlarını anlama, yorumlama ve bunlara uygun şekilde yanıt verme yeteneği.
SOD1 (Superoxide Dismutase 1)
ALS vakalarının bir kısmına neden olan mutasyonları barındırabilen, hücreleri oksidatif hasardan koruyan bir enzim ve bu enzimi kodlayan gen.
SOD1 Antisens Oligonükleotid (ASO)
SOD1 geninin ifadesini engelleyerek hedef proteinin üretimini azaltmak amacıyla tasarlanmış genetik tedavi ajanı.
SOD1 fareleri
ALS patogenezini incelemek için kullanılan, SOD1 gen mutasyonuna sahip deney faresi modeli.
SOD1 Geni
Süperoksit dismutaz 1 enzimini kodlayan ve mutasyonları ailesel ALS vakalarının önemli bir kısmından sorumlu olan gen.
SOD1 mouse model
İnsanlardaki ailesel ALS'yi taklit etmek için süperoksit dismutaz 1 gen mutasyonu taşıyan transjenik fare modeli.
SOD1 Mutasyonu
Süperoksit dismutaz 1 geninde meydana gelen ve ALS'nin ailesel formlarında sıkça görülen genetik değişiklik.
SOD1 Proteini
Süperoksit dismutaz 1, hücreleri serbest radikallerin neden olduğu hasardan koruyan bir enzimdir. Bazı ALS vakalarında yanlış katlanması hastalığın ilerlemesine katkıda bulunur.
SOD1 transgenik fare modeli
ALS hastalığını taklit etmek amacıyla genetik yapısı değiştirilmiş laboratuvar faresi.
SOD1 variant
SOD1 genindeki normal dizilimden farklılık gösteren bir genetik değişiklik.
SOD1-ALS
Süperoksit dismutaz 1 genindeki mutasyonlar sonucu gelişen, ALS'nin genetik bir formu.
SOD1-G37R
Çalışmada Borsantrazol'ün etkinliğini ve hücresel etkilerini değerlendirmek için kullanılan spesifik bir ALS fare modeli.
SOD1-G93A
Amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalığının fare modelinde kullanılan transgenik bir mutasyon.
SOD1-G93A transgenik fareler
İnsan SOD1 geninin mutasyonlu bir formunu taşıyan ve ALS benzeri semptomlar geliştiren genetik olarak değiştirilmiş fareler; ALS araştırmalarında yaygın bir modeldir.
SOD1*G93A mouse model
İnsan ALS hastalığının genetik bir formunu taklit etmek için kullanılan, SOD1 geninde G93A mutasyonu taşıyan bir fare modelidir.
SOD1G93A fare modeli
ALS hastalığının genetik özelliklerini taklit etmek amacıyla oluşturulmuş, üzerinde araştırmalar yapılan spesifik bir fare modeli.
Solunum disfonksiyonu
Diyafram ve interkostal kasların zayıflığına bağlı olarak gelişen, akciğerlerin yeterli havalanmasını engelleyen solunum yetmezliği durumu.
Solunum Yetmezliği (Respiratory Insufficiency)
Akciğerlerin vücut için gerekli gaz değişimini (oksijen alımı ve karbondioksit atımı) yeterli düzeyde gerçekleştirememesi durumu.
Somatic mosaicism
Bir bireyin hücrelerinde farklı genetik yapılar bulunması durumu. Bu, gelişim sırasında veya daha sonra ortaya çıkan somatik mutasyonlar sonucu oluşur.
Somatic single-nucleotide variants (sSNVs)
Somatik tek nükleotid varyantları; vücut hücrelerinde (üreme hücreleri dışındaki hücrelerde) meydana gelen tek bir nükleotid baz çifti değişikliği.
Somatic symptoms
Vücutta hissedilen, genellikle fiziksel bir nedeni olmayan veya tıbbi olarak tam açıklanamayan bedensel şikayetler.
Somatik Mutasyon
Germ hattı hücrelerinde değil, vücut hücrelerinde (somatik hücreler) meydana gelen genetik değişiklikler.
Somatomotor Ağ (SMN)
Beyinde hareket ve duyusal süreçlerin kontrolünden sorumlu olan işlevsel ağ yapısı.
Somatosensoriyel Korteks
Beynin dokunma, sıcaklık, ağrı ve vücut pozisyonu gibi duyusal bilgileri işleyen bölgesi.
Sonication
Belirli bir bölgeye kontrollü bir şekilde ultrason veya ses dalgaları uygulama işlemi.
Sonographic assessment
Ses dalgaları (ultrason) kullanılarak vücut yapılarının, bu bağlamda kas kalınlığının görüntülenmesi ve ölçülmesi.
Spastic paraparesis
Bacaklarda kas tonusunun artması (sertlik) ve buna bağlı olarak ortaya çıkan hafif güç kaybı ile karakterize motor bozukluk.
Spasticity (Spastisite)
Kasların istemsiz olarak aşırı kasılması ve sertleşmesiyle karakterize, hareket kısıtlılığına yol açan motor kontrol bozukluğu.
Spatial Transcriptomics
Hücrelerin doku içindeki konumlarını koruyarak gen ifadelerini haritalandıran ileri düzey bir analiz yöntemi.
Spatiotemporal
Bir olgunun hem mekansal (beyindeki konum) hem de zamansal (zaman içindeki değişim) boyutlarını kapsayan terim.
Spatiotemporal kinematics
Uzaysal-zamansal kinematik; bir olayın uzaydaki ve zamandaki hareket özelliklerinin incelenmesi.
Speaking rate
Bir kişinin belirli bir zaman diliminde ürettiği kelime veya hece sayısı ile ölçülen konuşma hızı.
Specialty Palliative Care (SPC) / Uzmanlaşmış Palyatif Bakım
Ciddi ve yaşamı tehdit eden hastalıklara sahip bireylerde ağrı, nefes darlığı gibi fiziksel semptomları hafifletmeyi, psikososyal ve manevi destek sağlayarak yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen, bu alanda uzmanlaşmış sağlık profesyonelleri tarafından sunulan multidisipliner bakım dalı.
Specificity
Bir tanı testinin, hastalığı olmayan bireyleri doğru bir şekilde negatif olarak tanımlama yeteneği.
Spectral data
Spektral veri; beyin dalgalarının frekans bileşenlerine (örn. alfa, beta, gama bantları) ayrıştırılarak analiz edilmesiyle elde edilen veri.
Spectral Moments
Bir ses spektrumunun şeklini ve dağılımını tanımlayan istatistiksel ölçütler (ortalama, standart sapma, çarpıklık ve basıklık).
Speech and Language Pathologist (Dil ve Konuşma Patoloğu)
Konuşma, dil, ses ve yutma bozukluklarının değerlendirilmesi, teşhisi ve rehabilitasyonu konusunda uzmanlaşmış sağlık profesyoneli.
Speech Fluency (Konuşma Akıcılığı)
Bireyin kelimeleri ve cümleleri duraksamadan, hızlı ve dilbilgisel olarak doğru bir şekilde üretebilme yeteneği; bilişsel işlevlerin önemli bir göstergesi.
Speech-language pathologist (Dil ve Konuşma Terapisti)
Konuşma, dil, ses ve yutma bozukluklarının tanısı ve rehabilitasyonu üzerine uzmanlaşmış sağlık profesyoneli.
Speech-Language Pathology (SLP)
İletişim, konuşma, dil, ses ve yutma bozukluklarının önlenmesi, teşhisi ve rehabilitasyonu ile ilgilenen klinik uzmanlık alanı (Dil ve Konuşma Terapisi).
Spektrum Bozukluğu
Benzer belirtileri paylaşan ancak şiddeti ve sunumu kişiden kişiye değişebilen bir grup ilişkili hastalığı tanımlayan terim.
Sphingolipids (Sfingolipidler)
Hücre zarı yapısında bulunan, sinyal iletimi ve hücresel süreçlerde rol oynayan, ALS patogenezinde de rolü olduğu düşünülen bir lipid (yağ) sınıfı.
Spinal Başlangıç
ALS belirtilerinin ilk olarak kol veya bacaklardaki kaslarda güçsüzlük ve seyirme ile başlaması durumu.
Spinal Cord (Spinal Kord / Omurilik)
Beyinden gelen sinirsel sinyalleri vücuda ileten ve merkezi sinir sisteminin önemli bir parçası olan omurilik yapısı.
Spinal cord injury (SCI)
Kaslarda motor ünite kaybına neden olan nörolojik bir durum.
Spinal fluid (Spinal sıvı)
Beyin ve omuriliği çevreleyen, bu yapıları koruyan ve besleyen berrak sıvı (beyin omurilik sıvısı).
Spinal motonöron eksitabilitesi
Omurilikteki motor sinir hücrelerinin uyarılmaya karşı gösterdiği tepki düzeyi.
Spinal Müsküler Atrofi (SMA)
Omurilikteki motor sinir hücrelerini etkileyerek ilerleyici kas kaybına, güçsüzlüğe ve hareket kısıtlılığına yol açan genetik bir nöromüsküler hastalık.
Spinal Network Excitability
Omurilikteki sinir hücreleri ve sinapsların, gelen uyarılara yanıt verme eşiği ve şiddeti; sinir ağının uyarılma kapasitesi.
Spinal ve Bulber Müsküler Atrofi (SBMA)
Kennedy hastalığı olarak da bilinen, motor nöronların kaybı sonucu kaslarda erime ve zayıflıkla seyreden genetik bir nöromüsküler bozukluk.
Spinal-onset
ALS hastalığının ilk belirtilerinin omurilik kaynaklı olarak kol veya bacak kaslarında başlaması durumu.
Spinal-onset ALS (Spinal başlangıçlı ALS)
ALS hastalığının ilk olarak omurilik seviyesindeki motor nöronları etkileyerek kol ve bacak kaslarında güçsüzlükle başlaması.
Spinocerebellar Ataxia (SCA)
Beyincik ve omurilik yollarının bozulmasıyla karakterize, denge ve koordinasyon kaybına yol açan genetik hastalık grubu.
Spinoserebellar Traktus
Omurilikten beyinciğe propriyoseptif duyusal bilgileri taşıyan sinir lifi yolları.
Spirometry
Akciğerlerin hava hacmini ve akış hızını ölçen bir solunum fonksiyon testi.
Splay score
Farelerde arka ayakların ayrıklık derecesini ölçerek motor fonksiyonunu değerlendiren bir ölçüttür.
Splaysing (Ekleme)
Ham RNA molekülünden işlevsiz kısımların çıkarılıp anlamlı kısımların birleştirilerek olgun mRNA oluşturulması işlemi.
Splice isoforms
Aynı genin farklı şekillerde işlenmesi (splicing) sonucu oluşan, farklı yapı ve işlevlere sahip protein varyantları.
Splice Modulation
Genetik bilginin protein üretimi sırasında işlenme sürecinin (kırpılma ve birleştirme) tedavi amaçlı değiştirilmesi.
Spliceosome (Splaysozom)
Hücre çekirdeğinde genetik koddaki gereksiz kısımları (intronları) çıkararak anlamlı protein kodlarını (ekzonları) birleştiren karmaşık yapı.
Spliceozom
RNA splicing işlemini gerçekleştiren RNA ve protein kompleksidir.
Spliceozomal sendromlar
Çekirdek spliceozomal RNA'larda veya proteinlerdeki patojenik varyantların neden olduğu, kusurlu pre-mRNA eklenmesine ve dokuya özgü hastalık duyarlılığına yol açan bir grup bozukluk.
Splicing (Ekleme) Düzenleyiciler
RNA'nın protein üretimi öncesinde hatalı kısımlarının (intronlar) temizlenip doğru kısımlarının birleştirilmesi sürecini düzenleyen tedavi edici ajanlar.
Splicing Repression (Ekleme Baskılanması)
Genetik bilginin işlenmesi sırasında belirli RNA dizilerinin (intronlar veya kriptik ekzonlar) olgun mRNA'ya dahil edilmesinin engellenmesi süreci.
Split hand pattern
ALS hastalığında el kaslarının belirli bir düzen dahilinde erimesini ifade eden, ancak flail limb sendromunda nadir görülen klinik bulgu.
Split-hand indeksi (SI)
Split-hand sendromunu nicelleştirmek için kullanılan elektrofizyolojik bir ölçüm parametresi.
Split-hand sendromu
Abductor pollicis brevis (APB) veya birinci dorsal interosseöz (FDI) kaslarında seçici erime ve güçsüzlük ile abductor digiti minimi (ADM) kasının korunması durumu.
Spondiloartrit
Özellikle omurgayı ve leğen kemiği eklemlerini etkileyen, kronik enflamatuar bir romatizmal hastalık grubu.
Sporadic (sALS and sFTD)
Ailevi olmayan, kalıtsal olmayan ALS ve FTD vakaları.
Sporadic ALS (Sporadik ALS)
Aile öyküsü olmaksızın, kalıtsal olmayan nedenlerle kendiliğinden ortaya çıkan ALS formu (tüm ALS vakalarının yaklaşık %90-95'ini oluşturur).
Sporadic Amyotrophic Lateral Sclerosis (sALS)
Belirgin bir aile öyküsü olmaksızın ortaya çıkan, motor nöronların kaybıyla karakterize ilerleyici sinir sistemi hastalığı.
Sporadik ALS
ALS vakalarının çoğunluğunu oluşturan, bilinen genetik bir nedeni olmayan ALS formu.
Sporadik Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS)
Ailesel olmayan, rastlantısal olarak ortaya çıkan ve motor nöronların ilerleyici dejenerasyonu ile karakterize nörodejeneratif bir hastalıktır.
Sporadik amyotrofik lateral skleroz (sALS)
Genetik kalıtım öyküsü olmayan, motor nöron kaybı ile karakterize nörodejeneratif hastalık.
Sporadik Hastalıklar
Belirgin bir ailesel/genetik geçiş olmaksızın, genellikle yaşlanma ve çevresel faktörlerin etkisiyle rastlantısal olarak ortaya çıkan hastalıklar.
Sporadik ve Familial ALS
Sporadik ALS, genetik bir geçmiş olmaksızın rastgele ortaya çıkan; Familial ALS ise ailevi geçişli, genetik mutasyonlara bağlı gelişen ALS türüdür.
SPP1 (Secreted Phosphoprotein 1)
Osteopontin olarak da bilinen, hücre göçü, inflamasyon ve doku onarımında rol oynayan, nörodejenerasyonda ekspresyonu artan bir protein.
SQSTM1
Otofaji (hücre içi sindirim/temizlik) sürecinde görev alan ve bu çalışmada ALS modellerinde ekspresyonu prazosin ile artırılan bir reseptör protein.
SQSTM1/p62
Otofaji sürecinde yıkılacak hedef proteinleri tanıyarak otofajik mekanizmaya taşıyan bir kargo reseptör proteini.
SR-0813
ENL/AF9 YEATS alanını seçici olarak inhibe eden kimyasal bir bileşik.
Stacking Ensemble
Birden fazla makine öğrenmesi modelinin tahminlerini birleştirerek daha yüksek performans elde etmeyi amaçlayan öğrenme yöntemi.
Staging
Bir hastalığın ilerleme derecesini veya ciddiyetini belirli kriterlere göre sınıflandırma süreci.
Staging System
Bir hastalığın şiddetini veya ilerleme aşamasını sınıflandırmak için kullanılan bir sistem.
Standard-of-care (Standart Bakım)
Belirli bir hastalık veya durum için tıp camiası tarafından kabul görmüş ve yaygın olarak uygulanan mevcut en iyi tedavi veya tanı yöntemi.
Standardized Mean Difference (SMD)
Farklı çalışmalardaki sürekli değişken sonuçlarını ortak bir ölçekte birleştirmek için kullanılan standartlaştırılmış ortalama fark değeri.
Statin
Kanda kolesterol seviyelerini düşürmek için kullanılan, HMG-CoA redüktaz enzimini inhibe eden ilaç grubu.
Statinler
Kolesterol seviyelerini düşürmek için kullanılan ilaçlardır.
Statins
Kolesterol seviyelerini düşürmek için kullanılan bir ilaç sınıfı.
Stem cell-based interventions (SCBIs)
Kök hücreleri kullanarak hastalıkları tedavi etmeyi amaçlayan, bu bağlamda kanıtlanmamış müdahaleler.
Stentrode
Damar içine yerleştirilen ve beyin sinyallerini kaydedebilen stent benzeri elektrot dizisi.
Stepwise Linear Discriminant Analysis (SWLDA)
Beyin sinyallerini sınıflandırmak ve gürültüden arındırarak anlamlı veriyi seçmek için kullanılan istatistiksel bir yöntem.
Stereotactic intracerebral implantation
Stereotaktik intraserebral implantasyon; üç boyutlu koordinat sistemi kullanılarak beyin dokusunun içine doğrudan ve hassas bir şekilde hücre veya cihaz yerleştirilmesi işlemi.
Steric zippers
Proteinlerin anormal birleşimini ve agregasyonunu sağlayan, protein yapısındaki spesifik etkileşim bölgeleri veya motifleri.
Sterik Engel (Steric Hindrance)
Moleküllerin hacimsel büyüklükleri nedeniyle birbirlerine yaklaşamaması veya belirli bir bölgeye bağlanamaması durumu.
Sternocleidomastoideus (SCM)
Boynun her iki yanında bulunan, başın hareket ettirilmesini sağlayan büyük kas.
Steroid Stres Dozları
Vücudun stresli durumlarda (ameliyat, ciddi enfeksiyon vb.) normalden daha fazla kortizol üretmesi gerektiğinde, dışarıdan verilen yüksek doz steroid tedavisidir. Özellikle bazı hastalıkları olan kişilerde hayati önem taşıyabilir.
STMN2 protein
Nörodejeneratif hastalıklarda düzensizleşen, nörospesifik ve bol miktarda bulunan bir protein.
Stoma
Vücutta cerrahi olarak açılan ve dışarıya açılan ağız veya açıklık; bu vakada tüpün mideye girdiği bölge.
Stratification
Hastaların tedaviye yanıt, hastalık seyri veya risk faktörlerine göre homojen alt gruplara ayrılması işlemi.
Stratifikasyon (Tabakalandırma)
Hastaların klinik veya biyolojik özelliklerine göre, tedaviye verecekleri yanıtı veya hastalık seyrini öngörmek amacıyla benzer alt gruplara ayrılması.
sTREM2
Miyeloid hücrelerde eksprese edilen çözünür tetikleyici reseptör 2; mikroglial aktivasyonu ve nöroinflamasyonu yansıtan bir protein.
Stres granülleri
Stres altında oluşan ve iyileşme sırasında hızla parçalanan korunmuş biyomoleküler yoğunlaşmalar.
Stres granülü (Stress granule)
Hücrenin stres durumlarında oluşturduğu, işlev bozukluğu nörodejeneratif hastalıklarda patolojik protein birikimlerine yol açabilen zarsız hücresel yapılar.
Stress Granules (SG)
Hücre stres altındayken RNA ve proteinlerin geçici olarak bir araya gelerek oluşturduğu kümeler; ALS'de bu yapıların bozulması patolojiktir.
Stress-process model
Stresörlerin, kaynakların, aracı faktörlerin ve sonuçların etkileşimini açıklayan, stresin nasıl deneyimlendiğini ve yönetildiğini anlamak için kullanılan teorik bir çerçeve.
Striatal Atrofi
Beynin hareket kontrolü ve koordinasyonunda rol oynayan striatum bölgesindeki dokuların küçülmesi veya hücre kaybı.
Structural perturbation
Bir molekülün veya protein lifinin doğal yapısının, laboratuvar işlemleri sırasında bozulması veya değişikliğe uğraması.
Structure-Activity Relationship (SAR)
Bir kimyasal bileşiğin moleküler yapısı ile gösterdiği biyolojik aktivite arasındaki ilişkiyi inceleyen analiz.
Subacute
Akut ile kronik arasında bir hızda gelişen, orta derecede hızlı başlayan klinik durum veya semptom.
Subcellular compartmentalization
Hücre içindeki yapıların (çekirdek, sitoplazma, organeller) belirli görevleri yerine getirmek üzere birbirinden ayrılmış bölümler halinde organize olması.
Subclinical spread
Hastalığın henüz klinik belirti vermeyen ancak testlerle tespit edilebilen yayılımı.
Subcutaneous
Deri altına yapılan veya uygulanan.
Subkutan
İlacın deri altındaki dokuya enjekte edilmesi yöntemi.
Sublingual
İlacın dil altından emilerek kana karışmasını sağlayan uygulama yolu.
Substantia Nigra
Orta beyinde yer alan, dopamin üreten hücrelerin yoğun olduğu ve Parkinson hastalığında hasar gören bölge.
Substrat
Enzimlerin veya sistemlerin üzerinde işlem yaptığı spesifik moleküller.
Sudden cardiac death (SCD)
Malign aritmiler ve solunum yetmezliği ile birleştiğinde ALS hastalarında artan duyarlılık gösteren ani kardiyak ölüm.
Suisidalite
İntihar düşüncesinden intihar eylemine (intihar girişimleri ve tamamlanmış intihar dahil) uzanan bir süreklilik.
SUMOlasyon (SUMOylation)
Proteinlerin işlevini, konumunu veya kararlılığını düzenlemek amacıyla SUMO (Small Ubiquitin-like Modifier) adı verilen küçük proteinlerin hedef proteine kovalent olarak bağlanması süreci.
SUMOylasyon
Küçük ubiquitin benzeri modifikatör (SUMO) proteinlerinin, hedef proteinlere kovalent olarak bağlanmasıyla gerçekleşen ve protein işlevini düzenleyen bir post-translasyonel modifikasyon süreci.
Superior Parietal Lobül (SPL)
Beynin parietal lobunun üst kısmında bulunan, duyusal bilgilerin birleştirilmesi, mekansal algı ve dikkat süreçlerinden sorumlu bölge.
Süperoksit Dismutaz 1 (SOD1)
Oksijen radikallerini detoksifiye eden bir enzimdir. Mutasyonları ALS'ye neden olabilir.
Supervision
Sağlık çalışanlarının mesleki becerilerini geliştirmek ve duygusal yüklerini yönetmek amacıyla deneyimli bir uzmandan aldıkları düzenli danışmanlık ve destek süreci.
Suppressive function
Düzenleyici hücrelerin, diğer bağışıklık hücrelerinin aktivitesini durdurma veya yavaşlatma kapasitesi.
Supraspinal Pathways
Beyinden başlayıp omuriliğe inen ve buradaki motor faaliyetleri ile refleksleri yukarıdan aşağıya doğru düzenleyen sinir yolları.
Sural nerve biopsy
Teşhis amacıyla bacağın duyu sinirinden küçük bir parça alınması işlemi.
Surface Electromyography (sEMG)
Kas aktivitesini cilt yüzeyine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla ölçen, iğne gerektirmeyen (non-invaziv) yöntem.
Surface-Based-Morphometry (SBM)
Beyin kortikal kalınlığını (CT) değerlendirmek için kullanılan yüzey tabanlı bir morfometri yöntemi.
Suspension (Süspansiyon)
Katı bir etkin maddenin sıvı bir ortam içinde çözünmeden, homojen bir şekilde dağılmasıyla elde edilen sıvı ilaç formu.
Sympathetic dysregulation (Sempatik disfonksiyon)
Otonom sinir sisteminin 'savaş ya da kaç' tepkisinden sorumlu sempatik bölümünün işlev bozukluğu.
Sympathetic overactivity
Kardiyak otonom disfonksiyonun bir belirtisi olarak ortaya çıkan sempatik sinir sistemi aşırı aktivitesi.
Symptom prevalence
Belirli bir popülasyonda veya hastalık grubunda, belirli bir zaman diliminde görülen hastalık belirtilerinin (semptomların) görülme sıklığı veya yaygınlığı.
Synaptic Plasticity (Sinaptik Plastisite)
Sinir hücreleri arasındaki bağlantıların (sinapsların) deneyim ve aktiviteye bağlı olarak güçlenme veya zayıflama yeteneği.
Synaptic structure (Sinaptik yapı)
Sinir hücrelerinin birbirleriyle veya diğer hücrelerle iletişim kurmasını sağlayan bağlantı noktalarının yapısal organizasyonu.
Synaptic Transmission (Sinaptik İletim)
Bir sinir hücresinden diğerine kimyasal veya elektriksel sinyaller aracılığıyla bilgi aktarılması süreci.
SYNE1
Nesprin-1 proteinini kodlayan ve nükleer zarf yapısında görev alan gen.
Synergistic Effect (Sinerjik Etki)
İki veya daha fazla ilacın birlikte kullanıldığında, tek başlarına gösterdikleri etkilerin toplamından daha güçlü bir etki yaratması.
Systematic Review
Belirli bir soruya yanıt aramak amacıyla, önceden belirlenmiş kriterlere uygun tüm bilimsel çalışmaların sistematik olarak taranması ve değerlendirilmesi.
Systematic Review and Meta-Analysis
Belirli bir konuda mevcut tüm ilgili araştırmaları toplayan, değerlendiren ve sonuçlarını istatistiksel olarak birleştiren bir araştırma yöntemi.
T cells
Bağışıklık sisteminin adaptif (edinilmiş) koluna ait olan ve spesifik antijenlere yanıt veren beyaz kan hücreleri.
T-Cell Dysregulation (T-Hücresi Disregülasyonu)
Bağışıklık yanıtında kritik rol oynayan T-lenfositlerinin miktar veya fonksiyon açısından normal dengesinin bozulması.
Tanı (Diagnosis)
Bir hastalığın belirtilerini, bulgularını ve test sonuçlarını değerlendirerek hastalığın ne olduğunu belirleme süreci.
Tanısal gecikme
Bir hastalığın semptomlarının başlaması ile kesin tanısının konulması arasında geçen sürenin uzaması durumu.
Tanısal Gruplar
Hastaların sahip oldukları hastalıklara göre sınıflandırıldığı kategoriler.
Tankyrase (TNKS)
TDP-43 ile etkileşerek proteazom aktivitesini etkileyen bir protein.
Tarama (Screening)
Belirli bir hastalığı veya durumu, klinik olarak tam belirginleşmeden veya hastalar tarafından bildirilmeden önce tespit etmek için kullanılan değerlendirme süreci.
Tarama Sorusu (Screening Question)
Belirli bir hastalığı veya durumu klinik olarak tespit etmek amacıyla kullanılan yönlendirici soru.
TARDBP
TAR DNA-bağlayıcı protein, RNA metabolizmasında rol oynayan bir proteindir.
Target engagement
Bir ilacın veya terapötik ajanın, hedeflenen biyolojik molekülle (örneğin bir protein) etkileşime girme derecesi veya yeteneği.
Tau
Sinir hücrelerinin iç yapısını stabilize eden ancak Alzheimer gibi hastalıklarda yumaklar oluşturarak hücre hasarına yol açan bir protein.
Tau fosforilasyonu
Hücre içi iskeleti destekleyen tau proteinine fosfat gruplarının eklenmesi; aşırı gerçekleştiğinde sinir hücrelerinde düğümlere ve hasara yol açar.
Tau Hiperfosforilasyonu
Tau proteinine aşırı fosfat bağlanması sonucu mikrotübül yapısının bozularak nöron içinde zararlı yumaklar oluşturması süreci.
Tau Proteini
Normalde sinir hücrelerinin yapısını destekleyen ancak Alzheimer gibi hastalıklarda beyinde anormal şekilde birikerek hücre ölümüne yol açan bir protein.
Tau proteinopathy
Tau proteinopatisi; tau proteininin beyinde anormal şekilde katlanarak birikmesiyle karakterize nörodejeneratif hastalık grubu.
Tau ve amiloid-β birikintileri
Nörodejeneratif hastalıklarda beyinde ve bazen retinada biriken anormal protein agregatları.
Tau-PET tracers
Beyindeki tau protein birikimlerini radyoaktif işaretleyiciler kullanarak görüntülemeyi sağlayan ileri teknoloji görüntüleme ajanları.
Tauopathies
Beyinde tau proteinlerinin anormal şekilde katlanması ve birikmesiyle karakterize edilen nörodejeneratif hastalıklar grubu.
Tauopathy (Tauopati)
Tau proteininin anormal şekilde birikmesi ve kümelenmesiyle karakterize olan, Alzheimer hastalığı gibi nörodejeneratif bozukluklar grubu.
Tavan Vinci (Overhead Lift)
Hareket kabiliyeti kısıtlı hastaların yataktan tekerlekli sandalyeye veya başka bir yere güvenli transferini sağlayan mekanik kaldırma sistemi.
TBK1-OPTN Sinyal Aksı
PF4 etkisizliği veya uyarımı ile hücresel temizlik (otofaji) süreçlerini yönlendiren moleküler iletim yolu.
TCA Döngüsü
Trikarboksilik asit döngüsü (Krebs döngüsü); hücrelerin enerji üretmek için kullandığı temel metabolik yolak.
TDP-43
Klinik TerimTDP-43 (Transaktif Yanıt DNA Bağlayıcı Protein 43), RNA/DNA işlenmesinde kritik rol oynayan insanlarda TARDBP geni tarafından kodlanan bir proteindir. Sağlıklı hücrelerde çekirdekte bulunurken, ALS ve FTD gibi hastalıklarda sitoplazmada birikerek nörotoksik etki yaratır.
TDP-43 (TAR DNA-binding protein 43)
ALS hastalarının %90'ından fazlasında hücre çekirdeğinden sitoplazmaya sızarak anormal kümeler oluşturan ve sinir hücresi ölümüne yol açan kritik bir protein.
TDP-43 aggregation
TAR DNA-binding protein 43 (TDP-43) adlı proteinin hücre içinde anormal bir şekilde birikmesi ve kümelenmesi durumu, ALS'nin çoğunda görülen bir patolojik özellik.
TDP-43 nükleer yoğunlaşma
TDP-43 proteininin hücre çekirdeğinde anormal bir şekilde birikmesi veya yoğunlaşması durumu.
TDP-43 Pathology
ALS hastalarının %97'sinde görülen, normalde çekirdekte bulunan TDP-43 proteininin sitoplazmada anormal şekilde birikmesi durumu.
TDP-43 Patolojisi
ALS ve frontotemporal demans gibi nörodejeneratif hastalıklarda, normalde çekirdekte bulunan TDP-43 proteininin sitoplazmada anormal şekilde birikerek kümelenmesi ve hücresel toksisiteye yol açması durumu.
TDP-43 protein
ALS hastalarında hücre içi inklüzyonlar oluşturan bir protein.
TDP-43 Proteini
Gen ekspresyonu ve RNA metabolizmasında rol oynayan bir protein. ALS ve frontotemporal demans gibi nörodejeneratif hastalıklarda anormal şekilde katlanarak hücre içinde toksik kümeler oluşturabilir.
TDP-43 proteinopathy
TDP-43 proteinopatisi; TAR DNA-bağlayıcı protein 43'ün hücrelerde anormal şekilde birikmesi ve kümelenmesiyle karakterize patolojik durum.
TDP-43 proteinopatileri
TDP-43 proteininin agregasyonu ve sitoplazmik yanlış lokalizasyonu ile karakterize nörodejeneratif hastalıklar.
TDP-43 Proteinopatisi
ALS hastalarının büyük çoğunluğunda görülen, TDP-43 proteininin hücre çekirdeğinden sitoplazmaya yer değiştirerek anormal kümeler oluşturması durumu.
TDP-43 türleri
ALS ve frontotemporal demans gibi nörodejeneratif hastalıklarda anormal birikimler ve yanlış katlanmalar gösteren, RNA metabolizmasında rol oynayan bir protein olan 'TAR DNA bağlayıcı protein 43'ün farklı formlarıdır.
TDP43 inclusion (TDP43 inklüzyonu)
ALS patolojisinde motor nöronlarda biriken ve hastalığın tanısal belirteçlerinden biri olan protein kümesi.
Tedavi
Bir hastalığı veya yaralanmayı iyileştirmek için uygulanan tıbbi müdahale.
Tedavi Etkinliği
Bir tedavinin, hedeflenen hastalığı veya durumu iyileştirme, kontrol altına alma veya semptomlarını hafifletme yeteneği.
Tedavi Yükü
Bir hastalığı yönetmekle ilişkili iş yükü; ilaç kullanımı, tıbbi randevulara katılım ve kişisel bakım görevlerini içerir.
Tek Çekirdek Çözünürlüğü (Single-nucleus resolution)
Hücrelerin genetik ve moleküler aktivitelerini, hücre bütünlüğünü bozmaya gerek kalmadan, doğrudan tek bir hücre çekirdeği düzeyinde incelemeye olanak tanıyan son derece hassas bir analiz yöntemi.
Tek hücre transkriptomik
Gen ifadesini tek tek hücreler düzeyinde yüksek çözünürlükle incelemeye olanak tanıyan bir moleküler biyoloji tekniği.
Tek Karbon Metabolizması (OCM)
Hücrelerde metil gruplarının transferini sağlayan, DNA sentezi ve amino asit dengesi için kritik olan biyokimyasal reaksiyonlar dizisi.
Tekrarlayıcı sinir stimülasyonu (RNS)
Sinirlerin belirli bir frekansta üst üste uyarılmasıyla kasların elektriksel yanıtlarının ölçüldüğü elektrofizyolojik test yöntemi.
Teleconsultation
Hastanın bir sağlık uzmanıyla uzaktan (video, telefon vb.) görüşmesi.
Telehealth (Tele-sağlık)
Sağlık hizmetlerinin ve klinik takibin, telekomünikasyon teknolojileri kullanılarak uzaktan gerçekleştirilmesi.
Telemedicine (Tele-tıp)
Sağlık hizmetlerinin ve tıbbi bilgilerin iletişim teknolojileri aracılığıyla uzaktan sunulması.
Telemonitoring
Hastanın fizyolojik parametrelerinin veya cihaz kullanımının uzaktan takip edilmesi.
Teletıp (Telemedicine)
Sağlık hizmetlerinin ve tıbbi bilgilerin telekomünikasyon teknolojileri aracılığıyla uzaktan sunulması.
Temporal dispersiyon
Sinir iletim çalışmalarında saptanan ve demiyelinizan (sinir kılıfı hasarı) süreçleri işaret eden bir bulgu.
Terapötik
Hastalıkların iyileştirilmesi veya semptomların hafifletilmesi amacıyla uygulanan tedavi edici yöntemler.
Terapötik Hedef
Bir hastalığın tedavisinde, ilacın etki etmesi için seçilen spesifik bir molekül, gen veya metabolik yolak.
Terapötik Hedefleme (Therapeutic targeting)
Belirli bir hastalığı tedavi etmek amacıyla, hastalık patolojisinde rol oynayan spesifik bir molekülü, reseptörü veya biyolojik yolu hedef alan ilaç veya tedavi yöntemi geliştirilmesi.
Terminal phase
Bir hastalığın tedaviye yanıt vermediği, aktif tedavinin yerini semptom yönetimine bıraktığı ve ölümün beklendiği son yaşam evresi.
Termodinamik sınırlar
Bir sistemin (bu bağlamda sinir substratının) enerji dönüşümü ve ısı dağılımı kapasitesine ilişkin fiziksel kısıtlamalar.
Ters fenotipik haritalama (Reverse phenotypic mapping)
Terapötik gen ifade imzalarını ortaya çıkarmak ve ilaç keşfinde hastalıkla ilişkili fenotipleri belirlemek için kullanılan bir yöntem.
Teşhis (Tanı)
Bir hastalığın veya tıbbi durumun muayene ve tetkikler sonucu belirlenmesi süreci.
Test-Tekrar Test Güvenilirliği (Test-Retest Reliability)
Bir ölçüm aracının farklı zamanlarda uygulandığında ne kadar tutarlı ve kararlı sonuçlar verdiğini gösteren güvenilirlik ölçütü.
Tetraplegia (Tetrapleji)
Boyun hizasındaki omurilik hasarı veya nörolojik hastalıklar nedeniyle her iki kol ve bacağın (dört uzvun) felç olması durumu.
Tetraspaninler
Hücre zarında bulunan ve hücre adezyonu, hareket ve sinyal iletimi gibi çeşitli hücresel süreçlerde rol oynayan protein ailesidir. CD9, CD63 ve CD81 örnekleridir.
TFR1 (Transferrin Reseptörü 1)
Hücre dışındaki demirin hücre içine alınmasını sağlayan ana taşıyıcı reseptör.
TGR5 (Takeda G-protein-coupled receptor 5)
Safra asitlerine yanıt veren, enerji harcamasını ve inflamasyonu düzenleyen bir hücre yüzeyi reseptörü.
Thematic Synthesis
Nitel araştırmalardan elde edilen bulguları sistematik olarak bir araya getirmek ve yeni temalar geliştirmek için kullanılan bir analiz yöntemi.
Theranostic / Teranostik
Hem teşhis (tanı) hem de tedavi edici özellikleri tek bir sistemde birleştiren tıbbi yaklaşım.
Therapeutic strategy
Bir hastalığı tedavi etmek veya semptomlarını yönetmek için kullanılan planlı yaklaşım veya yöntemler bütünü.
Therapeutic Targets
Bir ilacın hastalığı tedavi etmek amacıyla vücutta etkileşime girdiği spesifik proteinler, genler veya biyolojik yolaklar.
Thyroid stimulating hormone (TSH)
Hipofiz bezinden salgılanan ve tiroid bezini hormon üretmesi için uyaran hormon.
TIGLUTIK
Riluzol etken maddesini içeren, ALS tedavisinde kullanılan bir ilacın ticari adı.
Tip 2 Bağışıklık (Type 2 Immunity)
IL-4 ve IL-13 üretimi, IgE antikor oluşumu, mast hücresi, bazofil ve eozinofil aktivasyonu ile karakterize, özellikle alerjik yanıtlarda rol oynayan bağışıklık sistemi yolu.
Tip I Hata
İstatistiksel analizlerde, aslında doğru olan bir boş hipotezin (etki yok hipotezi) yanlışlıkla reddedilmesi.
Tip-I İnterferon (IFN-I)
Bağışıklık sistemi hücreleri tarafından salgılanan, antiviral ve enflamatuar süreçleri düzenleyen, ancak kronik yüksekliğinde doku hasarına yol açabilen sitokin grubu.
tiRNA (tRNA-derived stress-induced RNA)
Hücresel stres durumlarında transfer RNA'ların (tRNA) belirli enzimlerle kesilmesi sonucu oluşan ve stres yanıtını koordine eden RNA parçacıkları.
Tirozin Kinaz
Hücre büyümesi, sinyal iletimi ve bağışıklık hücrelerinin aktivasyonu gibi hayati hücresel süreçleri düzenleyen bir enzim grubu.
Titer (Titre)
Kan veya sıvı örneğinde bulunan belirli bir maddenin (örneğin bir antikordur) konsantrasyonunu veya miktar seviyesini belirten ölçüm.
Titer-dependent
Titreye bağlı; ortaya çıkan etkinin şiddetinin kandaki antikor veya madde yoğunluğuna göre değişmesi.
TLR4/NF-κB sinyal yolu
Hücrelerde inflamatuar yanıtı ve sitokin üretimini kontrol eden moleküler bir yolak.
TMTpro (Tandem Mass Tag)
Kütle spektrometrisi analizlerinde proteinlerin miktarını belirlemek ve etiketlemek için kullanılan izobarik kimyasal etiketleme yöntemi.
TNF-α/NF-κB
Hücre içi inflamatuar yanıtları ve bağışıklık tepkilerini düzenleyen sinyal yolları.
Tofersen
SOD1 gen mutasyonuna bağlı ALS hastalarında, hatalı protein üretimini azaltmak için tasarlanmış bir antisens oligonükleotit tedavisidir.
Tofersen (BIIB067)
SOD1 mutasyonuna bağlı ALS hastalarında hatalı protein üretimini azaltmak için tasarlanmış antisens oligonükleotid (ASO) tipi bir ilaç.
Tofersenofaj
Tofersen tedavisi alan hastaların beyin omurilik sıvısında gözlenen, ilaca veya tedavi sürecine bağlı olarak gelişen özel makrofajik birikintiler.
Tokoferoller
E vitamini aktivitesi gösteren, hücre zarlarını oksidatif hasara karşı koruyan yağda çözünen bileşikler grubu.
Tolerabilite (Tolerability)
Bir ilacın veya tedavinin hastalar tarafından ne kadar iyi tolere edildiği, yani yan etkilerin şiddeti ve sıklığı nedeniyle tedaviyi bırakma oranları ve hastanın yaşam kalitesi üzerindeki etkisi.
Toll-like receptors (TLRs)
Patojenlerle ilişkili ve hasarla ilişkili moleküler kalıpları tanıyan, hem bağışıklık hem de sinir hücrelerinde bulunan bir örüntü tanıma reseptörü ailesi.
Toll-like reseptör 4 (TLR4)
İnflamatuar yanıtların başlatılmasında rol oynayan bir sinyal yolu reseptörü.
Tongue resistance exercises (Dil direnç egzersizleri)
Dil kaslarının kuvvetini ve dayanıklılığını artırmak amacıyla, dilin bir nesneye veya cihaza karşı güç uygulayarak çalıştırılması.
Topluluk içinde yürüme/mobilite
Bireyin günlük yaşamda ev dışında, toplum içinde bağımsız olarak hareket edebilme yeteneği.
Topoisomerase 1 (TOP1)
Topoizomeraz 1; DNA replikasyonu ve transkripsiyonu sırasında DNA sarmalındaki gerilimi çözmek için tek zincirli kesikler açıp kapatan bir enzim.
Topolojik ilişki
Beyindeki yapısal doku doku kayıpları (atrafi) ile belirli nörotransmitter reseptörlerinin anatomik harita üzerindeki çakışma ve dağılım uyumu.
Total daily energy expenditure (TDEE)
Bir bireyin bir gün içinde harcadığı toplam enerji miktarı.
Toxic aggregation
Proteinlerin veya diğer moleküllerin anormal bir şekilde bir araya gelerek hücrelere zarar veren kümeler oluşturması.
Tracer (İzleyici / Radyofarmasötik)
Vücut içindeki biyolojik süreçleri görüntülemek amacıyla damar yoluyla verilen, hafif radyoaktif özellik taşıyan işaretleyici madde.
Tracheostomy (Trakeostomi)
Hava yolunu açmak ve solunumu desteklemek amacıyla boyun bölgesinden soluk borusuna cerrahi bir delik açılması işlemi.
Tracheostomy invasive ventilation
Solunum yetmezliği olan hastalarda nefes borusuna (trakea) açılan bir delik aracılığıyla uygulanan mekanik solunum desteği.
Tracheostomy Ventilation (TV)
Nefes borusuna cerrahi bir delik açılarak, bir cihaz yardımıyla hastanın solunumunun uzun süreli desteklenmesi işlemi.
Trajectory
Bir hastalığın başlangıcından sonuna kadar olan doğal seyri, ilerleyişi veya gidişatı.
Trakeostomi
Trakeostomi, solunum yolunu açmak için trakeaya cerrahi olarak bir açıklık oluşturulması işlemidir.
Transcranial (Transkraniyal)
Kafatası kemiği aracılığıyla veya kafatasının içinden geçen işlem veya uygulama.
Transcranial Magnetic Stimulation (TMS)
Beyindeki sinir hücrelerini uyarmak için kafa derisi üzerinden uygulanan manyetik alanları kullanan cerrahi olmayan yöntem.
transcription factor networks
Gen ifadesini düzenleyen proteinlerin (transkripsiyon faktörleri) karmaşık etkileşim sistemleri.
Transcriptome (Transkriptom)
Bir hücre veya dokuda belirli bir zamanda sentezlenen tüm RNA moleküllerinin toplam seti.
Transcriptomic analyses
Bir hücre veya dokudaki tüm RNA moleküllerinin (transkriptom) gen ekspresyon seviyelerini ve yapılarını inceleyen moleküler biyoloji yöntemi.
Transcriptomic Analysis
Bir organizma veya dokudaki tüm RNA moleküllerinin (transkriptom) toplamının incelenerek gen ifadesindeki değişikliklerin belirlenmesi.
Transcriptomic remodeling
Yaşlanma gibi süreçlerin etkisiyle bir hücrenin gen ifade profilinde meydana gelen kapsamlı ve sistematik değişiklikler.
Transcriptomics (Transkriptomik)
Bir hücredeki veya dokudaki tüm RNA moleküllerinin (transkriptom) toplamını ve gen ifade düzeylerini inceleyen bilim dalı.
Transcytosis / Transisitoz
Maddelerin bir hücrenin bir ucundan diğer ucuna veziküller (kesecikler) aracılığıyla taşınması süreci; ilaçların kan-beyin bariyerini geçmesi için kullanılan bir mekanizmadır.
Transdural
Dura mater (beyin zarı) tabakasının içinden geçerek veya bu tabakayı aşarak gerçekleştirilen tıbbi işlem veya yaklaşım.
Transformer Architecture
Dikkat mekanizmasına (attention mechanism) dayanan, verideki uzak ilişkileri paralel olarak işleyebilen gelişmiş bir derin öğrenme modeli mimarisi.
Transgenik fare modeli
Genetik materyali (bu durumda insan CASP4 geni) yapay olarak değiştirilmiş, yabancı bir genin eklenmesiyle oluşturulmuş fare. Hastalık mekanizmalarını incelemek için kullanılır.
Transgenik Fare Modelleri
Hastalık mekanizmalarını ve gen işlevlerini incelemek amacıyla genetik yapısına başka bir canlıya ait gen eklenmiş fareler.
Transgenik zebra balığı
Genetik yapısına başka bir organizmadan gen aktarılmış, hastalık modelleri oluşturmak için kullanılan zebra balığı.
Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS)
Beyindeki motor korteksi dışarıdan manyetik alanla uyararak üst motor nöronların fonksiyonlarını ve uyarılabilirliğini ölçen yöntem.
Transkraniyal odaklanmış ultrason (tFUS)
Kortikal hipereksitabiliteyi doğrudan incelemek ve modüle etmek için TMS ile entegre edilmesi önerilen yeni bir deneysel çerçeve.
Transkripsiyon
DNA üzerinde bulunan genetik bilginin RNA molekülü olarak kopyalanması süreci.
Transkripsiyon Faktörü (Transcription Factor)
DNA'ya veya ilgili promotör bölgelerine bağlanarak genlerin ifade edilmesini (transkripsiyonunu) düzenleyen proteinler (ör. MEF2, ETV5).
Transkripsiyonel değişiklikler
Genlerin mRNA'ya dönüştürülme sürecinde meydana gelen değişiklikler.
Transkripsiyonel epigenetik gürültü
Kromatin yapısının açılması ve gen ifadesi denetiminin bozulması sonucu hücre içinde ortaya çıkan kontrolsüz RNA ve gen anlatım düzensizliği.
Transkripsiyonel Hassasiyet
Genetik bilginin RNA'ya aktarılması sürecinin hatasız ve hücrenin ihtiyacına tam uygun şekilde gerçekleşmesi.
Transkripsiyonel kayma
Bir hücredeki gen ifadesi paterninde (hangi genlerin ne ölçüde aktif veya inaktif olduğu) meydana gelen değişiklik.
Transkriptler
DNA'dan RNA'ya kopyalanmış genetik bilgi molekülleri; gen ekspresyonunun bir göstergesi.
Transkriptom
Bir hücre veya dokuda belirli bir zamanda sentezlenen tüm RNA moleküllerinin (mRNA, tRNA, rRNA vb.) tamamı.
Transkriptomik (Transcriptomics)
Bir hücre veya dokudaki tüm RNA moleküllerinin (transkriptlerin) yapısını, miktarını ve işlevini inceleyen genomik alt dalı.
Transkriptomik profilleme
Bir hücre veya dokudaki tüm RNA moleküllerinin (transkriptom) türünü ve miktarını belirleyerek gen aktivitesini analiz eden yöntem.
Transkriptomik veri
Bir hücre veya organizmadaki tüm RNA moleküllerinin (transkriptomun) gen ekspresyon profillerini içeren veri.
Transkriptopati (Transcriptopathies)
Genlerin transkripsiyon (kopyalanma) ve RNA işlenme süreçlerindeki bozukluklar nedeniyle ortaya çıkan hastalık durumları.
Transkutanöz Süperior Laringeal Sinir Stimülasyonu (TENS-SLN)
Cilt üzerinden uygulanan elektriksel uyarı ile gırtlağın üst kısmındaki siniri (süperior laringeal sinir) hedef alarak yutma refleksini veya hissini düzenlemeyi amaçlayan invaziv olmayan bir yöntem.
Translasyon açıkları
Protein sentezi sürecinde (mRNA'dan protein üretimi) meydana gelen bozukluklar veya yetersizlikler.
Translasyonel
Laboratuvar ortamındaki temel bilimsel bulguların, hastaların tanı ve tedavi süreçlerine (kliniğe) aktarılması süreci.
Translasyonel Araştırma
Laboratuvar ortamında elde edilen temel bilimsel bulguların, hastalar için pratik klinik tedavilere ve tanı yöntemlerine dönüştürülmesi süreci.
Translasyonel Bilim (Translational Science)
Laboratuvarda elde edilen temel bilimsel bulguların, hastaların tedavisinde kullanılabilecek pratik tıbbi uygulamalara, tanı yöntemlerine ve klinik sonuçlara dönüştürülmesi süreci.
Translasyonel İnceleme
Temel bilimsel bulguların klinik uygulamalara ve hasta tedavisine dönüştürülme sürecinin değerlendirilmesi.
Translasyonel Paradoks
Laboratuvar veya görüntüleme sonuçlarında başarılı görünen bir tedavinin (örn. beyin demirinin azalması), klinik uygulamada hastanın durumunu kötüleştirmesi gibi çelişkili durumlar.
Translasyonel Preklinik Modeller
Laboratuvar ortamında elde edilen bulguların insanlardaki klinik çalışmalara ne kadar başarılı aktarılabileceğini belirleyen deney modelleri.
Translasyonel zorluklar
Laboratuvar bulgularının klinik uygulamaya aktarılmasında karşılaşılan engeller.
Translation (Translasyon)
mRNA üzerindeki genetik kodun okunarak hücre içinde fonksiyonel proteinlerin sentezlenmesi süreci.
Translational Challenges
Laboratuvar ortamında elde edilen temel bilimsel bulguların, klinik uygulamalara ve insan sağlığı tedavilerine dönüştürülmesinde karşılaşılan zorluklar.
Translational Infrastructure
Laboratuvar ortamındaki temel bilimsel bulguların, klinik uygulamalara ve hasta tedavilerine dönüştürülmesini sağlayan köprü mekanizması.
Translational Research (Translasyonel Araştırma)
Laboratuvarda elde edilen temel bilimsel bulguların, klinik uygulamalara ve hastalar için yeni tedavi yöntemlerine dönüştürülmesi süreci (laboratuvardan hasta başına).
Translational studies (Translasyonel çalışmalar)
Laboratuvar bulgularını doğrudan klinik uygulamalara ve hasta tedavilerine dönüştürmeyi amaçlayan köprü araştırmalar.
Translocation (Translokasyon)
Bir proteinin veya molekülün hücre içindeki konumunun veya yerinin değişmesi süreci.
transmission electron microscopy
Çok yüksek çözünürlükte görüntü elde etmek için elektron demetleri kullanan bir mikroskopi tekniği.
Transmisyon Elektron Mikroskobu (TEM)
Hücre içi yapıları ve sinapsları nanometre düzeyinde yüksek çözünürlükle incelemeyi sağlayan gelişmiş mikroskopi tekniği.
Transmisyon Elektron Mikroskopisi (TEM)
Hücrelerin iç yapısını ve organellerini atomik düzeyde incelemeye olanak sağlayan yüksek çözünürlüklü görüntüleme tekniği.
Transposable elements (Transpoze elementler)
Genom içerisinde yer değiştirebilen DNA dizileri; ALS'de RNA mekanizmalarındaki bozulmalarla ilişkilendirilmektedir.
Transverse Myelitis
Omuriliğin bir kesitinde meydana gelen, duyusal, motor ve otonomik fonksiyon kayıplarına neden olan inflamatuar (iltihabi) durum.
Traumatic Head Injury (THI)
Dış bir fiziksel güç nedeniyle beyin dokusunda meydana gelen hasar; travmatik beyin hasarı.
TRCN-1023
Klinik TerimTRCN-1023, Trace Neuroscience tarafından geliştirilen ve Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalığının tedavisi için araştırılan deneysel bir gen ilacıdır. Temel olarak UNC13A proteininin işlevini geri kazandırmayı hedefleyen bir antisense oligonükleotid (ASO) tedavisidir.
Treatment burden
Hastanın hastalığını yönetmek ve tedavi planına uymak için harcadığı zaman, çaba ve kaynaklar ile ilişkili zorluklar ve talepler.
Treatment Efficacy
Bir tedavinin beklenen faydayı sağlayıp sağlamadığının veya bir durumu iyileştirip iyileştirmediğinin ölçüsü.
Treatment pathway
Hastanın tanıdan tedaviye ve takibe kadar olan süreçte izlediği yol.
Treatment-Emergent Adverse Events (TEAE)
İlacın ilk dozundan sonra ortaya çıkan veya mevcut durumu kötüleştiren her türlü istenmeyen yan etki.
Tregs (Regulatory T cells)
Bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesini engelleyen ve iltihabı baskılayan düzenleyici T hücreleri.
TREM2 modülatörleri
TREM2 (Myeloid hücrelerde tetiklenen reseptör 2) proteininin aktivitesini veya işlevini değiştiren maddeler.
TREM2 sinyalizasyonu
Mikroglial hücrelerde bağışıklık tepkilerini ve fagositozu düzenleyen bir sinyal yolu.
Tremor
Vücudun bir veya daha fazla bölümünde meydana gelen istemsiz, ritmik sallanma veya titreme hareketi.
TRIF-dependent cascade
TLR sinyal yollarında, özellikle interferon düzenleyici faktörlerin (IRF) aktivasyonunu sağlayan alternatif bir adaptör protein (TRIF) aracılı yolak.
Triggering receptor expressed on myeloid cells 2 (TREM2)
Merkezi sinir sistemi mikrogliaları üzerinde ifade edilen kritik bir miyeloid reseptör olup, lipitler, hasarla ilişkili moleküler paternler ve anormal protein agregatlarından sinyalleri entegre eder.
TRIM37
PFN1 proteininin belirli lizin kalıntılarında poliubikitinizasyonunu kolaylaştırarak otofajik yıkım sürecini başlatan bir E3 ubikitini ligazı.
Trinucleotide repeat expansion
DNA'da üç nükleotitlik bir dizinin anormal sayıda tekrarlanması.
Triumeq
Abakavir, dolutegravir ve lamivudin etkin maddelerini içeren, retrovirüslerin çoğalmasını engelleyen kombine bir antiretroviral ilaç.
TrkB (Tropomyosin receptor kinase B)
BDNF proteininin bağlandığı ve hücre içinde koruyucu sinyalleri başlatan birincil reseptör.
Troponin T (TnT)
Nöromüsküler tutulumu ve ALS'deki hastalık birikimini yansıtan biyobelirteç.
TRPM2
Merkezi sinir sisteminde iltihabi (enflamatuar) yanıtları başlatan ve nörodejenerasyonda rol oynayan bir protein kanalı.
TRPML1
Lizozom membranında bulunan, kalsiyum geçişini düzenleyerek hücre içi temizlik ve vezikül trafiğini kontrol eden geçici reseptör potansiyel katyon kanalı.
Tryptophan (Triptofan)
Vücutta üretilemeyen ve dışarıdan besinlerle alınması gereken, bağırsak mikrobiyotası tarafından çeşitli biyoaktif bileşiklere dönüştürülen esansiyel bir amino asit.
TTBK1/2 (Tau Tubulin Kinase 1/2)
Tau ve tübülin proteinlerini fosforile eden, nörodejeneratif hastalıkların gelişiminde rol oynayan bir grup enzim.
Tükenmişlik (Burnout)
Ahlaki sıkıntı ile ilişkili olduğu belirtilen, profesyonel yaşam kalitesinde düşüşe yol açan psikolojik durum.
Tüm Genom Dizileme (Whole Genome Sequencing - WGS)
Bir organizmanın DNA'sındaki nükleotid diziliminin tamamının tek bir seferde belirlenmesini sağlayan kapsamlı laboratuvar yöntemi.
Tüm genom dizilemesi
Bir organizmanın tüm DNA dizisinin belirlenmesi.
Tümör Nekroz Faktörü İnhibitörleri (TNFi)
Enflamatuar hastalıklerin tedavisinde kullanılan ve TNF-alfa proteininin etkilerini bloke eden biyolojik ilaç grubu.
Tümörijenik risk
Nakledilen hücrelerin kontrolsüz bölünerek tümör veya kanser oluşturma potansiyeli.
Tünel açan nanotüpler (TNT)
Nöronlar arasında moleküler ve organel transferini sağlayan, hücreleri birbirine bağlayan ince, mikroskobik tüp benzeri yapılar.
Tünikamisin
Laboratuvar çalışmalarında hücrelerde şiddetli endoplazmik retikulum stresini tetiklemek için kullanılan bir ajan.
Type I interferon signaling (Tip I interferon sinyali)
Bağışıklık sisteminin inflamatuar (iltihabi) yanıtlarında ve savunmasında rol oynayan bir grup proteinin hücre içindeki iletişim yolu.
Tyrosine Nitration
Oksidatif stres sırasında tirozin amino asidine bir nitro grubunun eklenmesiyle oluşan ve protein fonksiyonunu bozan bir modifikasyon.
Ubikitin
Hücre içinde parçalanması gereken proteinleri işaretleyen küçük bir protein molekülü.
Ubikitin aracılı protein yıkımı
Hücrelerdeki istenmeyen veya hasarlı proteinlerin ubikitin molekülleri ile işaretlenerek parçalanması süreci.
Ubikitine-Pozitif
Hücrede yıkılmak üzere işaretlenmiş (ubikitine edilmiş) proteinlerin varlığını gösteren durum.
Ubikitini-Proteazom Sistemi
Hücre içindeki hasarlı, yaşlanmış veya yanlış katlanmış proteinlerin işaretlenerek yıkılmasını sağlayan ana hücresel temizlik mekanizması.
Ubikuitin
Hücrede hasar görmüş veya artık ihtiyaç duyulmayan proteinlerin işaretlenerek yıkıma gönderilmesini sağlayan küçük bir düzenleyici protein.
Ubikuitin-Proteazom Sistemi (UPS)
Hücre içindeki hasarlı, hatalı katlanmış veya gereksiz proteinlerin işaretlenip parçalanarak geri dönüştürülmesini sağlayan ana hücresel mekanizma.
Ubikuitinasyon
Bir proteinin yıkılması veya işlevinin değiştirilmesi için ubikuitin adı verilen küçük bir proteinle işaretlenmesi süreci.
Ubiquitin C-terminal Hydrolase L1 (UCHL-1)
Nöronlarda bol miktarda bulunan ve protein yıkım yollarında rol oynayan bir enzim; nöronal hasarın bir biyobelirteci olarak değerlendirilir.
Ubiquitin-Proteasome Yolu
Hücre içindeki proteinlerin 'etiketlenerek' (ubiquitin) geri dönüşüm kutusu benzeri bir yapıda (proteazom) parçalanmasını sağlayan sistem.
Ubiquitination (Ubikuitinasyon)
Proteinlerin hücre içinde yıkılması, taşınması veya aktive edilmesi için ubikuitin molekülü ile işaretlenmesi süreci.
UBQLN2-pozitif inklüzyonlar
Hücre içinde Ubiquilin2 proteini içeren anormal protein birikintileri veya kümelenmeleri.
Uç nokta (endpoint)
Klinik bir çalışmada tedavinin etkisini değerlendirmek için kullanılan ölçülebilir sonuç.
UHPLC-QTOF-MS
Karmaşık biyolojik örneklerdeki bileşenleri yüksek çözünürlük ve hassasiyetle ayırıp tanımlayan ileri bir kimyasal analiz tekniği.
ULK1 Kompleksi
Otofaji sürecinin başlatılmasında (initiation) anahtar rol oynayan, hücresel stres ve besin sinyallerine yanıt veren protein kinaz kompleksi.
Ultra maraton
Standart maraton mesafesi olan 42,195 kilometreden daha uzun mesafelerde koşulan dayanıklılık yarışları.
Ultra-high-caloric
Vücudun günlük bazal ihtiyacının çok üzerinde enerji sağlayan, yoğun kalori içerikli beslenme biçimi.
Ultrafine particles (UFPs)
Boyutu 100 nanometre veya daha küçük olan çok ince parçacıklar.
Ultrastructural (Ultrastrüktürel)
Hücrelerin ve dokuların elektron mikroskobu düzeyinde incelenen en ince yapısal detayları.
UNC13A
Nörotransmitter salınımında ve sinaptik vezikül döngüsünde rol oynayan, ALS ve frontotemporal demans (FTD) patogenezinde TDP-43 proteinopatisi ile ilişkili genetik bir modifikatör.
Underlying cause of death
Ölüme yol açan olaylar zincirini başlatan temel hastalık veya yaralanma.
Unfolded Protein Response (UPR)
Hücrede yanlış katlanmış proteinlerin birikmesi sonucu oluşan strese karşı hücrenin verdiği savunma yanıtı.
Unresponsive wakefulness syndrome (UWS)
Uyanıklık belirtileri gösteren ancak çevresine tepki veremeyen ve bilinçli farkındalığı olmayan bir durum.
Unsupervised Multivariate Approach (Denetimsiz Çok Değişkenli Yaklaşım)
Verilerde önceden tanımlanmış etiketler veya gruplar olmadan, birden fazla değişken arasındaki gizli ilişkileri ve kalıpları yapay zeka/istatistiksel yöntemlerle keşfetme yöntemi.
Untargeted metabolomic profiles
Biyolojik örneklerdeki tüm küçük moleküllü metabolitlerin (metabolom) kapsamlı ve önceden belirlenmiş bir hedef olmaksızın analiz edilmesi.
Upper and Lower Motor Neuron Signs
Merkezi sinir sistemi (üst) ve çevresel sinir sistemi (alt) kaynaklı motor sinir hasarlarını gösteren klinik belirtiler.
Upper and Lower Motor Neurons
Beyinden kaslara hareket sinyallerini taşıyan, merkezi (üst) ve omurilikteki (alt) motor sinir hücreleri.
Upper Extremity
Vücudun omuz, kol, ön kol, bilek ve el kısımlarını kapsayan üst bölgesi.
Upper Limb Exoskeleton (ULE)
Üst ekstremiteleri (kolları) desteklemek ve motor işlevleri iyileştirmek amacıyla kullanılan giyilebilir robotik dış iskelet cihazı.
Upper Motor Neuron (UMN)
Beyin ve beyin sapından omuriliğe inen motor yolları oluşturan nöronlar. Hareketin planlanması ve başlatılmasında rol oynarlar.
Upper motor neurone (UMN)
Beyinden omuriliğe motor sinyalleri taşıyan ve istemli hareketlerin başlatılmasında rol oynayan üst motor sinir hücreleri.
Upper motor neurons (UMN)
Beyin ve omurilikte bulunan ve istemli hareketleri başlatan motor nöronlar.
Upregulating
Bir hücrenin veya organın belirli bir fonksiyonunu, yanıtını veya hücresel bileşen miktarını artırma, yukarı doğru regüle etme süreci.
Uptake
Bir hizmetin, tedavinin, teknolojinin veya önerinin kişiler tarafından kabul edilip kullanılmaya başlanması veya benimsenmesi durumudur.
Urolithinler
Polifenollerin bağırsak mikrobiyotası tarafından parçalanmasıyla oluşan metabolitler.
Usnoflast
Bu çalışmada Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS) tedavisindeki potansiyel etkinliği araştırılan bir ajan/ilaç adayı.
Üst Motor Nöron
Beyinde bulunan ve hareket komutlarını omuriliğe ileten ana sinir hücreleri.
Üst Motor Nöron (UMN) Bulguları
Beyindeki motor merkezlerden kaynaklanan hasarı gösteren; kas sertliği (spastisite) ve artmış tendon refleksleri gibi klinik belirtiler.
Üst motor nöron (ÜMN) dejenerasyonu
Beyindeki motor korteksten kaynaklanan sinir hücrelerinin hasar görmesi veya kaybı.
Üst Motor Nöron (UMN) Yükü
Beyinden omuriliğe hareket sinyallerini taşıyan sinir hücrelerindeki hasarın klinik ve nörofizyolojik toplam ağırlığı.
Üst Motor Nöron Sendromu
Beyin korteksinden omuriliğe sinyal ileten nöronların hasarı sonucu oluşan spastisite, hiperrefleksi ve babinski bulgusu ile seyreden klinik tablo.
Üst motor nöronlar (UMN'ler)
ALS'de ilerleyici kaybı görülen sinir hücreleri.
Üst ve Alt Motor Nöron Dejenerasyonu
Beyinde (üst) ve omurilikte (alt) bulunan ve kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin zamanla işlevini kaybetmesi ve yıkıma uğraması.
Uyarılabilirlik
Bir hücrenin bir uyarıya yanıt verme veya aksiyon potansiyeli oluşturma yeteneği.
Uyku Bozuklukları (SDs)
Nörodejeneratif hastalıklarla iki yönlü ilişki içinde olan ve bu hastalıkların değerlendirmesinde taranması gereken ortak faktör.
Uyku iğci
Uyku sırasında elektroensefalografide (EEG) gözlemlenen, 11-16 Hz frekansında görülen ani ve kısa süreli beyin dalgalanmalarıdır.
Uyku mimarisi
Uykunun evrelerinin (REM ve non-REM) yapısal organizasyonu ve döngüsel düzeni.
Uzamsal transkriptomik
Gen aktivitesinin doku içindeki spesifik konumunu belirlemeye yarayan ileri düzey bir moleküler analiz tekniği.
Uzunlamasına
Aynı bireylerin zaman içinde birden fazla noktada takip edildiği ve verilerin toplandığı bir çalışma tasarımı.
Uzuv Başlangıçlı ALS
ALS'nin kol veya bacaklarda kas zayıflığı ve atrofi (kas erimesi) ile başlayan türü.
Vakuoler Tauopati
Beyin hücrelerinde tau proteinlerinin anormal birikimi ve hücre içinde boşlukların (vakuol) oluşmasıyla seyreden nadir bir nörodejeneratif hastalık.
Valsartan
Yüksek tansiyon, kalp yetmezliği ve miyokard enfarktüsü (kalp krizi) sonrası kullanılan, anjiyotensin reseptör blokeri (ARB) sınıfına ait bir ilaç etken maddesidir.
VAPB (Vesicle-associated membrane protein-associated protein B)
Endoplazmik retikulumda bulunan, organeller arası membran temas noktalarını ve lipid taşımasını düzenleyen adaptör protein; mutasyonları ALS8 formuna yol açar.
Variant curation (Varyant kürasyonu)
Genetik varyantların klinik önemini belirlemek için bilimsel literatür ve veri tabanlarının sistematik olarak değerlendirilmesi süreci.
Variant of uncertain significance (VUS)
Genetik testlerde bulunan, klinik anlamı henüz tam olarak belirlenmemiş genetik varyant.
Variants of Uncertain Significance (VUS)
Genetik testlerde tespit edilen, hastalığa neden olup olmadığı veya klinik önemi belirsiz olan genetik varyantlar.
Varyant
Bir genin veya DNA dizisinin popülasyonda görülen, normalden farklı olan bir versiyonu veya formu. Genetik varyantlar hastalık riskini veya seyrini etkileyebilir.
Vascular Dissection
Bir damar duvarının katmanlarının yırtılarak birbirinden ayrılması ve kan akışını bozması durumu.
VCP (Valosin-containing protein)
Hücrede protein kalite kontrolü, ERAD ve ubikitine bağlı yıkım gibi süreçlerde rol oynayan, disfonksiyonu ALS ve multisistem proteinopatisi ile ilişkilendirilen korunan bir AAA ATPase heksameri.
Vekaletname
Bir kişinin, başka bir kişiye kendi adına belirli yasal veya tıbbi kararları alma yetkisi verdiğini belirten resmi bir belgedir.
Vekil Belirteç (Surrogate Marker)
Klinik bir faydayı (sağkalım gibi) öngördüğü kabul edilen ve ilaç onay süreçlerinde kullanılan dolaylı ölçüm parametresi.
Vekil sonlanım noktası (Surrogate endpoint)
Klinik bir sonucun (örneğin sağkalım süresi) doğrudan ölçümü yerine kullanılan ve tedavinin etkinliğini daha erken aşamada yansıtan biyolojik ölçüm veya işaret.
Venöz Tromboembolizm (VTE)
Derin ven trombozu ve akciğer embolisini kapsayan, toplardamarlar içinde kan pıhtısı oluşması durumu.
Ventral Korn (Ön Boynuz)
Omurilik kesitinde motor nöron gövdelerinin yer aldığı ve kaslara giden hareket komutlarının çıktığı gri cevher bölgesi.
Ventral Premotor Korteks
Konuşma motor alanlarının bulunduğu, konuşma niyetinin çözümlenmesi için hedeflenen beyin bölgesi.
Verbal Communication
Düşüncelerin sesli dil, kelimeler ve cümleler aracılığıyla ifade edildiği iletişim biçimi.
Verbal fluency
Bir kişinin belirli bir süre içinde belirli bir kategori veya harfle başlayan kelimeleri üretme yeteneği.
Veri Portalı
Belirli bir konu veya alanla ilgili büyük miktarda verinin merkezi olarak toplandığı, düzenlendiği ve kullanıcıların erişimine sunulduğu çevrimiçi platform.
Vesicular trafficking
Hücre içinde veziküller aracılığıyla maddelerin taşınması süreci.
Vesikül ilişkili membran proteini 2 (VAMP2)
Sinaptik bir protein.
Videofloroskopik Yutma Çalışması (VFSS)
Yutma fonksiyonunu gerçek zamanlı olarak değerlendirmek için kullanılan bir görüntüleme tekniği. Hastanın baryum içeren yiyecek ve içecekleri yutması sırasında X-ışını (floroskopi) kullanılarak yutma mekanizması detaylı bir şekilde incelenir.
Videofluoroscopy (VF)
Yutma fizyolojisini gerçek zamanlı olarak değerlendirmek için kullanılan, baryum içeren gıda ve sıvılarla yapılan dinamik bir X-ışını görüntüleme tekniğidir. Yutma güvenliği (aspirasyon/penetrasyon) ve etkinliği (rezidü) hakkında bilgi sağlar.
Viral Vectors
Genetik materyali hedef hücrelere taşımak için kullanılan, hastalık yapma yeteneği modifiye edilmiş virüsler.
Visseral adipose tissue
İç organların çevresinde bulunan yağ dokusu.
Visual Analog Scale (VAS)
Hastanın ağrı şiddetini genellikle 0 ile 10 arasındaki bir çizgi üzerinde işaretleyerek belirttiği subjektif ölçüm skalası.
Vital bulgular
Vücudun temel yaşam fonksiyonlarını (nabız, tansiyon, solunum vb.) gösteren değerler.
Vital Capacity
Akciğerlerin maksimum düzeyde şişirilmesinden sonra dışarıya üflenebilen maksimum hava miktarını gösteren solunum fonksiyonu ölçümü.
Vizkoelastik Jel Ağı (Viscoelastic Gel Network)
Akson içinde hem sıvısal akışkanlık hem de katısal esneklik özellikleri göstererek hücreyi mekanik streslere karşı koruyan jel benzeri koruyucu yapı.
Vocal Prosody (Vokal Prozodi)
Konuşmanın ritmi, vurgusu, tonlaması ve melodisi; kelimelerin ötesinde duygusal anlamı ve niyeti ileten ses özellikleri.
Volatile Organic Compounds (VOC)
Oda sıcaklığında kolayca buharlaşabilen, hem iç hem de dış mekanlarda hava kalitesini ve insan sağlığını olumsuz etkileyebilen uçucu organik kimyasal bileşikler.
Voltage-gated calcium channel Ca2.2
Hücre zarında bulunan, voltaja duyarlı bir kalsiyum kanalıdır ve nöronal eksitabilite ve kalsiyum homeostazında rol oynar.
Voltage-gated potassium channel
Voltaj kapılı potasyum kanalı; hücre zarı potansiyelindeki değişikliklere yanıt olarak açılan ve potasyum iyonlarının geçişini sağlayarak hücrenin elektriksel dengesini düzenleyen protein kanalları.
Voltage-gated sodium currents
Sinir hücrelerinin elektriksel sinyal (aksiyon potansiyeli) üretebilmesi için hücre zarı üzerindeki sodyum kanallarından geçen iyon akışları.
Volumetric pipeline
Hacimsel boru hattı; beyin görüntülerindeki belirli yapıların hacmini otomatik olarak ölçmek için kullanılan yazılımsal/algoritmik süreçler.
Voluntary assisted dying (VAD)
Gönüllü destekli ölüm; tıbbi gözetim altında, terminal dönemdeki bir hastanın kendi isteğiyle yaşamını sonlandırması süreci.
Voluntary Motor Control
İskelet kaslarının bilinçli ve istemli bir şekilde hareket ettirilmesi yeteneği.
Von Economo neurons (VENs)
Özellikle frontoinsular korteks ve anterior singulat kortekste bulunan, büyük, iğ şeklinde, hızlı bilgi iletimi ve sosyal bilişle ilişkili olduğu düşünülen özel bir nöron tipi.
Voxel-based morphometry (VBM)
Voksel tabanlı morfometri; beyin dokusunun hacimsel ve yapısal özelliklerini bilgisayar ortamında analiz eden bir yöntem.
Vücut Kitle İndeksi (VKI)
Vücut ağırlığının boy uzunluğunun karesine bölünmesiyle elde edilen, bireyin kilo durumunu değerlendiren tıbbi ölçüm.
Wallerian dejenerasyonu
Programlanmış akson dejenerasyonunun bir diğer adı.
Wash-out phase (Arınma dönemi)
Çapraz geçişli çalışmalarda, bir tedavinin etkisinin vücuttan tamamen silinmesi ve bir sonraki aşamaya geçilmesi için beklenen süre.
WGA-stained skeletal muscle tissues
WGA (Buğday Tohumu Agglutinin) ile boyanmış iskelet kası dokuları; genellikle kas lifi boyutunu ve morfolojisini incelemek için kullanılır.
WGS (Whole Genome Sequencing)
Tüm Genom Dizileme, bir organizmanın tüm genetik materyalinin dizisini belirleme işlemidir.
Wheat-germ agglutinin (WGA) staining
Hücre zarlarındaki glikoproteinlere bağlanarak özellikle kas liflerinin sınırlarını, boyutlarını ve hücre dışı matris yapısını mikroskop altında görünür kılmak için kullanılan bir lektin boyama yöntemi.
White matter degeneration
Beynin beyaz madde bölgelerindeki miyelin kılıfının ve aksonların hasar görmesi veya kaybı.
Whole-exome sequencing
Bir bireyin tüm protein kodlayan gen bölgelerinin (ekzomların) dizilenmesi işlemi.
Wishes to Hasten Death (WTHD)
Hastanın, yaşadığı acı veya kayıplar nedeniyle yaşamının normalden daha erken sonlanması yönündeki genel isteği.
Wnt/β-katenin Yolağı
Hücre kaderini, embriyonik gelişimi ve yetişkin doku homeostazını düzenleyen evrimsel olarak korunmuş bir sinyal iletim yolu.
Wrist dorsiflexion (El bileği dorsifleksiyonu)
El bileğinin el sırtına doğru yukarı veya arkaya doğru bükülmesi hareketi.
X-linked (X'e bağlı)
Genetik bir özelliğin veya hastalığın X kromozomu üzerindeki genler aracılığıyla taşınması; genellikle erkeklerde belirti gösterir.
XGBoost (eXtreme Gradient Boosting)
Karar ağaçlarını temel alan, hızlandırılmış gradyan optimizasyonu kullanan güçlü bir makine öğrenimi algoritması.
XRCC1
DNA tek zincir kırıklarının onarımında görev alan, onarım proteinlerini hasar bölgesine toplayan bir iskele proteini.
Yağlı infiltrasyon
Kas dokusunun yerini zamanla yağ dokusunun alması durumu.
Yanlış katlanmış proteinler
Normal üç boyutlu yapılarını alamayan veya yanlış katlanmış olan proteinler; bu durum, hücre içinde toksik agregatlar oluşturarak nörodejeneratif hastalıklara katkıda bulunabilir.
Yanlış Keşif Oranı (False Discovery Rate - FDR)
Çoklu hipotez testlerinde ortaya çıkabilecek yalancı pozitif sonuçların oranını kontrol etmek amacıyla uygulanan istatistiksel bir düzeltme yöntemi.
Yanlış Pozitif (False-positive)
Gerçekte bir etki veya fark yokken, analiz sonucunda hatalı bir şekilde anlamlı bir sonuç bulunması durumu.
Yanlış tanı
Bir hastalığın veya durumun hatalı bir şekilde teşhis edilmesi.
Yapay Zeka (AI)
Bilgisayar sistemlerinin insan zekasına benzer görevleri (öğrenme, problem çözme, karar verme gibi) yerine getirme yeteneğidir.
Yapısal eşitlik modeli
Değişkenler arasındaki karmaşık ilişkileri ve dolaylı etkileri analiz etmek için kullanılan istatistiksel bir modelleme yaklaşımı.
Yapısal Eşitlik Modellemesi (SEM)
Gözlemlenen ve gizli değişkenler arasındaki karmaşık ilişkileri analiz etmek için kullanılan çok değişkenli bir istatistiksel tekniktir. Doğrudan ve dolaylı etkileri değerlendirmeye olanak tanır.
Yapısal Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI)
Beynin anatomik yapısını ve doku özelliklerini detaylı bir şekilde gösteren tıbbi görüntüleme tekniği.
Yapısal varyant (Structural variant)
Genomda meydana gelen ve DNA diziliminde büyük ölçekli eklenme, silinme, ters dönme veya yer değiştirme gibi değişiklikleri kapsayan yapısal farklılıklar.
Yapısal-Fonksiyonel Bağlantı (SC-FC Coupling)
Beynin fiziksel anatomik yolları (yapısal bağlantısallık) ile bu yollar üzerindeki dinamik sinirsel aktiviteler (fonksiyonel bağlantısallık) arasındaki uyum düzeyi.
Yardımcı iletişim teknolojileri
Konuşma veya yazma yetisi kısıtlı olan bireylerin iletişim kurmasını sağlayan, yapay zeka veya özel yazılımlar içeren destekleyici araçlar.
Yas (Grief)
Önemli bir kayıp, kronik hastalık veya yaşam değişikliği karşısında bireyin verdiği çok boyutlu fiziksel, zihinsel ve duygusal tepkilerin bütünü.
Yaşa bağlı makula dejenerasyonu (YBMD)
Yaşlılarda merkezi görme kaybına yol açan, retina ve retinal pigment epitelinde dejenerasyonla karakterize bir göz hastalığı.
Yaşa göre düzeltilmiş (Age-adjusted)
Farklı popülasyonlar veya zaman dilimleri arasındaki yaş yapısı farklılıklarını ortadan kaldırarak karşılaştırma yapmayı sağlayan istatistiksel yöntem.
Yaşam kalitesi (QoL)
Bireyin fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan kendi sağlığı ve yaşam standartları hakkındaki öznel algısı.
Yaşayabilirlik
Hücrenin canlı kalma ve işlev görme yeteneği.
Yatay Pleyotropi (Horizontal Pleiotropy)
Bir genetik varyantın, incelenen maruziyetten bağımsız bir yolak üzerinden doğrudan sonuç değişkenini (hastalık riskini) etkilemesi durumu.
Yavaş Vital Kapasite (SVC)
Kişinin derin bir nefesten sonra yavaş ve kontrollü bir şekilde verebildiği maksimum hava miktarını ölçen, solunum kaslarının gücünü değerlendiren bir solunum fonksiyon testi.
YEATS Alanı (YEATS domain)
ENL ve AF9 gibi açil-lizin okuyucu proteinlerde bulunan ve hücresel sinyal süreçlerinde rol oynayan protein bölgesi.
Yeni İlaç Başvurusu (NDA)
Bir ilacın piyasaya sürülmesi için düzenleyici kuruma (FDA) sunulan kapsamlı onay dosyası.
Yeni Nesil Dizileme (NGS)
Milyonlarca DNA parçasını aynı anda ve hızla okuyabilen yüksek kapasiteli genetik analiz teknolojisi.
Yetim İlaç (Orphan Drug)
Nadir görülen hastalıkların teşhis, önleme veya tedavisinde kullanılan ve pazar potansiyeli düşük olduğu için devlet tarafından özel teşviklerle desteklenen ilaçlara verilen statü.
Yetim İlaç Statüsü (Orphan Drug Designation)
Nadir görülen hastalıkların tedavisinde kullanılacak ilaçların geliştirilmesini teşvik etmek amacıyla vergilendirme, harç muafiyeti ve pazar tekel hakkı gibi avantajlar sağlayan özel statü.
Yetkinlik engellenmesi (Frustration of competence)
Kişinin bir işi başarma ve becerikli hissetme yönündeki temel psikolojik ihtiyacının sekteye uğraması durumu.
Yoğun bakım ünitesi (YBÜ)
Kritik durumdaki hastaların takip ve tedavisinin yapıldığı özel bakım ünitesi.
Yolak Çapraz Konuşması
Birbirine bağlı sinyal ağları veya moleküler yolaklar arasındaki etkileşim.
Yönetim Kurulu (Board of Directors)
Bir şirketi veya organizasyonu yönetmekle görevli seçilmiş veya atanmış bir grup kişidir.
Yükleme Dozu (Loading Dose)
Tedavinin başlangıcında istenen terapötik ilaç seviyesine hızlıca ulaşmak amacıyla verilen yüksek veya sık doz uygulaması.
Yürütme Komitesi
Bir kuruluşun yönetim kurulunun yetkilerini devralan ve günlük operasyonları yöneten bir alt komitesidir.
Yürütücü apati (Executive apathy)
Çalışmada apati skorlarının alt alanlarından biri olarak belirtilen, planlama ve organize etme gibi yürütücü işlevlerle ilişkili apati boyutu.
Yürütücü işlev
Planlama, odaklanma ve görevleri tamamlama gibi bilişsel süreçleri kapsayan yetiler.
Yürütücü İşlev Bozukluğu
Planlama, karar verme, odaklanma ve sosyal kurallara uygun davranma gibi karmaşık zihinsel süreçlerin bozulması.
Yüzeysel ve Derin Retinal Kapiller Pleksus
Retina dokusunun iç katmanlarında farklı derinliklerde yer alan ve retinayı besleyen kılcal damar ağları.
Zarit Burden Interview
Kronik hastalığı olan bireylere bakım veren kişilerin yaşadığı sosyal, duygusal, fiziksel ve finansal yükü değerlendiren yaygın bir klinik ölçek.
Zihin Kuramı (Theory of Mind - ToM)
Başkalarının inançlarını ve duygularını anlama ve çıkarım yapma yeteneği.
Zihinsel Stimülasyon
Bilişsel işlevleri aktif tutmak, nöroplastisiteyi desteklemek ve izolasyonun etkilerini azaltmak için yapılan zihinsel aktiviteler.
Zorlu Vital Kapasite (FVC)
Tam bir nefesten sonra zorlu ve hızlı bir şekilde dışarı verilen hava hacmi; ALS'de solunum kas gücünü izlemek için kullanılır.
Zusanli (ST36)
Geleneksel Çin tıbbında kullanılan, dizin altında yer alan önemli bir akupunktur noktası.
α-Motonöron (α-MN)
Omurilikten çıkan ve kas liflerinin kasılmasını sağlayan, motor ünitelerin temelini oluşturan büyük sinir hücreleri.
α-sinüklein
Parkinson gibi hastalıklarda patolojik birikim gösteren ve görüntüleme çalışmaları için yeni bir hedef olan protein.
α-sinüklein birikimi
Parkinson hastalığının bir göstergesi olan, anormal protein α-sinükleinin hücrelerde toplanması.
α-tübülin
Mikrotübüllerin yapısını oluşturan ve hücre içi taşımada görev alan temel protein bileşenlerinden biri.
β-hydroxy-β-methylbutyrate (HMB)
Lösin metaboliti olan ve kas sağlığı için takviye olarak kullanılan bir bileşik.
β-N-methylamino-L-alanine (BMAA)
Siyanobakteriler tarafından üretilen, protein yapısında olmayan ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilen bir amino asit nörotoksini.
β-Tabaka (β-Sheet)
Proteinlerin ikincil yapılarından biri olan, hidrojen bağlarıyla stabilize edilmiş ve amiloid plaklarının oluşumunda anahtar rol oynayan katlanma şekli.
γH2AX (Gama-H2AX)
Çift zincirli DNA kırılmalarına yanıt olarak histon H2AX'in fosforile olmasıyla oluşan ve hücresel DNA hasarını ölçmek için kullanılan hassas bir moleküler belirteç.
Terim Bulunamadı
Arama sorgunuza uyan herhangi bir sözlük terimi bulunamadı.